ücretsiz ödev ara

AnaSayfa

tarihi bilgiler
fen ve teknoloji
okul hakkında
YAZLA İLKÖĞRETİM OKULU
Sosyal Bilgiler-Salim YAMAN
tbmm
şiirler
belirli gün ve haftalar
çeşitli haberler
Türkçe
kaybettiren hisseler
hz ömer
gereksiz bilgiler
EĞİTİM
SAĞLIK
ülkeler
bilmece
29 ekim cumhuriyet bayramı
ATATÜRK
öğretmenler günü
coğrafya
matematik
eğitim siteleri
piyesler
HZ MUHAMMED (PEYGAMBERİMİZ)
spor
bilgi yarışması

Açık Öğretim Lisesi
Açık İlköğretim Okulu
Millî Eğitim Bakanlığı
Eğitim Teknolojileri Gn. Md.
T.C. Kimlik No Kontrol
Mesleki Teknik Açıköğretim
MEB E-Bilgi Edinme
Cumhurbaşkanlığı
Başbakanlık
Resmi Gazete
İLSİS
Emekli Sandığı
Vergi Kimlik No
YURTKUR
İLKSAN
Öğretmen Portalı
Elektronik Başvuru
Başvuru Takip
Dernekler D.Bşk.
E-Burs Modülü
E-Yurt Modülü
2009 MEB iş takvimi
Mesleki Açık Öğretim Lisesi
Veli Bilgilendirme Sistemi
İnternetten Dersler
Siberforum
Sanaloyun
İnegöl
Mobilya
Resim Ekle
Tatil rehberi
Kitap Evi
Açık Öğretim
25/03/2008 11:04 am
madenciliğin ekonomideki yeri

MADENCİLİK SEKTÖRÜNÜN EKONOMİDEKİ YERİ

    Yurdumuz, karmaşık jeolojisi ve tektoniğinin sonucu olarak çok çeşitli maden kaynaklarına sahiptir. Ancak, bu karmaşık jeoloji ve tektonik, aynı zamanda maden yataklarımızın küçük boyutlu ve çok parçalı olmasının da bir nedenidir.Çeşitlilik açısından dünyanın zengin ülkelerinden biri olmamıza karşın,gerek toplam rezerv yönüyle ve gerekse tek tek yatak boyutları  kıyaslandığında geri sıralarda yer almaktayız . Dünya rezervlerinde önemli paya sahip olduğumuz madenlerin başında bor gelmektedir. Dünya bor rezervinin % 51’i yurdumuzda bulunmaktadır. Bunun dışında dünya perlit rezervinin % 8.7’si, barit rezervinin % 7.1’i,  sodyum sülfat rezervinin %3’ü, cıva rezervinin % 3’ü, diatomit rezervinin % 2.9’u, linyit rezervinin % 2.2’si, antimuan rezervinin% 2.26’ sı,manyezit rezervinin %1.47’si,gümüş rezervinin % 1.44’ ü, bakır rezervinin %0.37’si,krom rezervinin %0.40’ı ve altın rezervinin %0.23’ü ülkemizdedir.
    Türkiye'nin 1996 yılı dünya maden üretimindeki payları önem sırasına göre, bor da % 48, perlitte % 11.82, manyezitte % 10,67, feldispatta % 7.92, kromda % 6.87, linyitte % 5.20, bentonitte % 4.31, baritte % 2.38, grafitte % 2.18'dir.
    1997 yılı maden ticaretimize değer ($) olarak bakacak olursak; İthal ettiğimiz madenlerin başında taşkömürü, demir, linyit, kok kömürü, fosfat,bakır, zirkonyum, asbest, kaolen; ihraç ettiğimiz madenlerin başında bor, krom, bakır, manyezit,çinko, feldispat,  mermer,barit ve pomza gelmektedir. 1997 yılı itibariyle ihracatımız 424 milyon $, ithalatımız 934 milyon $'dır (petrol-doğalgaz hariç).
    Doğal zenginliklerimiz açısından en önemli madenimiz olan BOR, dünya rezerv ve üretiminde % 50’den fazla pay almakta olup, dış piyasada Türkiye'yi temsil etmek durumundadır. Dünya bor piyasası Türk kolemanitinin hakimiyetindedir ve madencilik sektörünün en büyük döviz kazancı bor ihracatından kaynaklanmaktadır. Dünya TRONA rezervinin % 97.71'i ABD'de, geri kalanının %3' ünün Türkiye'de olması sebebiyle trona varlığımız da dikkat çekici sayılabilir.
    Ekonomimiz içindeki yeri sürekli gerileyen madencilik sektöründe, yatırım talebinin  azalma eğilimi göstermesi doğaldır. DPT yatırım teşvikleri incelendiğinde; Teşvik belgelerinin sektörel dağılımında madencilik sektörünün payı 1987 yılında % 7.6, 1988'de % 2, 1989'da % 2.8, 1990'da % 2.7, 1991'de % 3.6, 1992'de % 2.9, 1993'de % 2.8, 1994'de % 2, 1995'de % 0,6 ,1996’ da %1.3 ve 1997’ de %1.7 olmuştur.
    Sabit sermaye yatırımlarında ise 1987 yılında % 2.8 olan madencilik sektörünün payı 1988'de % 2.9, 1989'da % 2.2, 1990'da % 2.2, 1991'de % 2.3, 1992'de % 2.3, 1993'de % 1.4, 1994'de % 1.5, 1995'de % 1.3, 1996’da %1.1 ve 1997’de %1.2 (tahmini) olarak gerçekleşmiştir.
    Arama ve işletme yatırımlarının azalmasıyla, yapılan maden istihracı, potansiyelin gerisinde kalmakta ve madenciliğimizin ekonomideki payı giderek küçülmektedir. 1986 yılından önce GSMH dan % 2 oranında pay alan madencilik sektörünün bu payı, 1990’da % 1.58, 1991’de % 1.54, 1992’de % 1.35, 1993’de % 1.09; 1994’de % 1.39, 1995'de % 1.29, 1996’da%1.2 ve 1997’de %1.1  olarak gerçekleşmiştir.
    Madenciliğimizin GSMH ‘daki payı ortalama % 1.5 civarında seyrettiği ve bu oranın 2 milyar $ lık bir miktarı ifade ettiği görülmektedir. Bu oran Almanya ve ABD gibi gelişmiş ülkelerde de % 2-4 civarındadır. Miktar olarak bakıldığında bu oranların ifade ettiği rakamlar Almanya'da 30 milyar $, ABD ‘de ise 150 milyar $'dır. Yani bu üIkelerde, madencilik önemini korumaktadır ve bu miktarlarla aramalarını, işletmelerini ve teknolojilerini geliştirmeleri mümkün olmaktadır.

 


29/11/2007 2:57 pm
hangi ilimiz nesiyle meşhur

HANGİ İL NESİYLE MEŞHUR

 

ADANA
Pamuk ( Beyaz altın ), Adana Kebabı, Çukurova, Anavarza Kalesi, Misis Antik Kenti, Tekir Yaylası, Yaşar Kemal, Sakıp Sabancı

ADIYAMAN
Nemrut Dağı, Besni Üzümü, Pirin-Gümüşkaya Mağaraları, Kahta Çayı

AFYON
Haşhaş, Kaymak, Afyon Sucuğu, Afyon Mermeri, Çağlayan Mesire Yeri, İscehisar Kayalıkları, Bayat Kilimleri, Hüdai, Gazlıgöl, Dinar ve Sandıklı Kaplıcaları

AĞRI
Ağrı Dağı, İshak Paşa Sarayı, Balık Gölü, Göktaşı Çukuru, Gürbulak Sınır Kapısı, Günbuldu Mağaraları

AKSARAY
Ihlara Vadisi, Eğri Minare, Yılanlı Kilise, Sultanhanı ve Ağzıkarahan Kervansarayları, Acemhöyük, Manastır Vadisi, Antik Nora Şehri

AMASYA
Amasya Elması, Borabay Gölü, Amasya Kalesi, Kral Kaya Mezarları, Ahşap Amasya Evleri, Darüşşifa ( Akıl hastalarının müzik ve su sesiyle tedavi edildiği ilk yer ), Şehzadeler Şehri

ANKARA
Ankara Kalesi, Anıtkabir, Tiftik Keçisi ( Ankara Keçisi ), Hacı Bayram Veli Türbesi, August Tapınağı, Roma Hamamı, Gordion ( Frigyanın Başkenti ), Atakule, Karum İş Merkezi, Kızılcahamam-Ayaş Kaplıcaları, Beypazarı Evleri

ANTALYA
Düden-Kurşunlu-Manavgat Şelaleleri, Dim-Damlataş-Karain Mağaraları, Olimpos-Beydağları-Köprülü Kanyon Milli Parkları, Konyaaltı-Lara-Patara Plajları, Turunçgil ve Seracılık Üretimi ile Alanya, Side, Manavgat, Kemer, Kalkan, Kaş Gibi Turizm Merkezleri, Tarihi Kaleiçi Evleri, Altın Portakal Film Yarışması, Kesme Çiçek Üretimi, Aspendos, Perge, Fhaselis, Termessos, Olympos Antik Kentleri

ARDAHAN
Kaşar Peyniri, Çıldır Gölü

ARTVİN
Boğa Güreşleri, Barhal Kilisesi, Sarp Sınır Kapısı, Çoruh Nehri, Karagöl - Sahara ve Hatilla Vadisi Milli Parkları

AYDIN
Deve Güreşleri, Büyük Menderes Nehri, Afrodisias-Miletos-Didim-Priene, Alabanda, Alinda, Nysa Antik Kentleri, Kuşadası, Aydın İnciri, Dilek Yarımadası Milli Parkı, Yörük Ali Efe Müzesi, didim Apollon Tapınağı, Kuşadası Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı, Germencik Alangülü Kaplıcaları, Bafa Gölü, Kızıldere Kaplıcaları ( Buharkent ), Güvercin Adası ( Kuşadası ), Adnan Menderes, Alabanda,

BALIKESİR
Susurluk Ayranı ve Tostu, Manyas Gölü ve Manyas Yoğurdu, Ayvalık ve Edremit Zeytini, Kaz Dağları Milli Parkı, Bor mineralleri, Gönen-Manyas-Burhaniye Kaplıcaları, Kaz Dağları Sarıkız Şenlikleri, Şahin Deresi Kanyonu, Sütüven Şelalesi, Ayvalık-Altınoluk-Akçay-Ören Turizm Merkezleri, Hasanboğuldu, Tahtakuşlar Etnografya Müzesi, Balıkesir Kolonyası

BARTIN
Amasra Kalesi, İnkum Plajı, Bartın Çayı

BATMAN
Hasankeyf Türbesi ve Kalesi, Petrol Rafinerisi

BAYBURT
Bayburt Kalesi, Şehit Osman Türbesi, Aydıntepe Yeraltı Şehri, Sırakayalar Şelalesi

BİLECİK
Şeyh Edebali ve Ertuğrul Gazi Türbeleri, Saat Kulesi, Türk Büyükleri Platformu, Osmanlının Kuruluş Yeri Söğüt İlçesi, Mermer Üretimi ve Bozöyük Seramiği

BİNGÖL
Kös Kaplıcası, Soğuksu Mesiresi, Buzul Gölleri, Kiğı Kalesi, Yüzen Ada ( Turnalar Gölü ), Kartal ( Karakuş ) Halkoyunu

BİTLİS
Nemrut Dağı, Nemrut Krater Gölü, Ahlat Kümbetleri, Tütün Üretimi, Süphan Dağı, Adilcevaz Kalesi, İhlasiye Medresesi, El-Aman Kervansarayı, Ahlat Selçuklu Mezarlığı, Beş Minare ( Şerefiye, Kalealtı, Ulu, Meydan ve Gökmeydan Camileri )

BOLU
Yedi Göller, Abant, Gölcük, Sünnet Gölleri, Mudurnu ve Göynük’ün Tarihi Ahşap Evleri, Kartalkaya Kış Sporları Merkezi, Mengen’in Aşçıları, Akkaya Travertenleri, Seben Kaya Evleri, Seben Elması, Aladağ Yaylaları, Mudurnunun Sarot ve Babas Kaplıcaları

BURDUR
Sagalassos Antik Kenti, İnsuyu Mağarası, Burdur ve Salda Gölleri

BURSA
Yeşil Türbe, Ulu Cami, Kozahan, İznik Çinileri, Cumalıkızık Köyü ve Evleri, Uludağ Milli Parkı, Kestane Şekeri, Şeftali, Bıçak, Havlu, Gemlik ve Mudanya'nın Zeytini, İnegöl Köftesi, Çekirge-Oylat ve Tümbüldek Kaplıcaları, İskender Kebabı, İnkaya Çınarı, Mihaliç Peyniri, İznik Gölü, Oylat Kaplıcaları,Karagöz Anıt Mezarı, Hünkar köşkü, Irganda köprüsü, Gümüştepe Köyü, Seitabat Şelalesi, Ayvaini Mağarası,

ÇANAKKALE
Gökçeada ve Bozcaada, Truva ve Assos Antik Kentleri, Gelibolu Şehitler Milli Parkı, Adatepe ve Çetmi (Yeşilyurt ) Köyleri, Dardanel Balık Konservesi, Domates ve Seramik Üretimi, Höşmerim, ( peynir tatlısı ) Kestanbol Kaplıcası

ÇANKIRI
Çankırı Kalesi, Taşmescit, Bülbül Pınarı Dinlenme Yeri, Kayatuzu Üretimi

ÇORUM
Yazılıkaya, Hattusaş, Alacahöyük Ören Yeri, Çorum Leblebisi ve Saat Kulesi

DENİZLİ
Pamukkale Travertenleri, Hierapolis Antik Kenti, Buldan Bezi, Havlu ve Bornoz Üretimi, Güney Şelalesi, Karahayıt Kaplıcaları, Kızıldere Jeotermal Kaynağı , Denizli Horozu

DİYARBAKIR
Diyarbakır Karpuzu, Malabadi Köprüsü, Diyarbakır Surları, Ergani Bakırı, Behrampaşa Camii, Delilo Halkoyunu, Deliller Hanı, Diyarbakır Sokakları, ( Küçeler ) Hilar Kayalıkları, Çermik Kaplıcası, Meryem Ana Kilisesi, Sarı Saltık Türbesi

DÜZCE
Samandere, Güzeldere, Aydınpınar, Sarıyayla, Saklıkent ve Aktaş Şelaleleri,Fakıllı, Sarıkaya ve Aksu Mağaraları, Akçakoca Turizm Merkezi, Efteni Gölü ve Kaplıcası, Konuralp Müzesi, Sakarca, Topuk, Kardüz, Odayeri , Torkul Yaylaları

EDİRNE
Selimiye Camii, Rüstempaşa Kervansarayı, Kırkpınar Yağlı Güreşleri, Ayçiçeği-Pirinç ve Beyaz Peynir Üretimi, Uzunköprü.

ELAZIĞ
Harput Kalesi ve Şehri, Keban Baraj Gölü, Hazar Gölü, Buzluk Mağarası, Çaydaçıra Halkoyunu, Ağın Kaplıcası

ERZİNCAN
Girlevik Şelalesi, Ekşisu Kaplıcası, Tulum Peyniri, Bakır İşlemeciliği, Aygır Gölü, Buz Mağaraları, Eğinin ( Kemaliye ) folklörü

ERZURUM
Palandöken Kayak Merkezi, Çifte Minareli Medrese, Tortum Şelalesi, Oltu Taşı, Aziziye Tabyaları, Üç Kümbetler, Çağ Kebabı, Tepsi Minare ( Saat Kulesi ), Erzurum Kalesi, Rüstem Paşa Bedesteni ( Taşhan ), Erzurum Kongresi Binası, Çobandede Köprüsü, Narman Peribacaları, Yakutiye Medresesi, Lalapaşa Camii, Yusuf Ziya Paşa Köşkü, Kadayıf Dolması, Cirit Oyunu, Atatürk Evi, Arkeoloji Müzesi, Öşvank Kilisesi, Pasinler Kaplıcaları ( Hasankale ), Pasinler Kaplıcaları, İspir Kalesi, Elmalı ve Yıldızkaya Mağaraları, Sırakonaklar,

ESKİŞEHİR
Lületaşı, Porsuk Çayı, Midas Tapınağı, Anadolu Üniversitesi, Yunus Emre Türbesi, Tarihi Odun Pazarı Evleri, Yazılıkaya Frig Vadisi ( Midas Kenti ), Uyuz, Çifteler ve Yarıkçı Hamamları, Çatacık Ormanları ve Mesire Yeri, Eti Bisküvileri, İnönü Planör Kampı, Sivrihisar Ermeni Kilisesi

GAZİANTEP
Antepfıstığı, Antep Baklavası, Zeugma-Karkamış-Yesemek Antik Kentleri, İplik Sanayi, Karpuzatan ve Dülükbaba Mesire Yerleri, Antep Mutfağı

GİRESUN
Giresun Kalesi, Fındık Üretimi, Hayırsız Ada, Şebinkarahisar Kalesi, Kümbet, Bektaş, Gölyanı, Kulakkaya ve Sisdağı Yaylaları, Aksu Şenlikleri, Pınarlar Şelalesi Aygır Gölü, Giresun Kalesi, Gedikkaya

GÜMÜŞHANE
Tomara ve Torul Şelaleleri, Satara Antik Kenti, Kuşburnu Çayı ve Marmeladı, İmera Manastırı ve Gümüşhane Evleri

HAKKARİ
Cilo ve Sat Dağları, Buzul Gölleri, Zap Suyu, Ters Lale ( Ağlayan Lale ), Şemdinli Balı, Sümbül Dağı, Hakkari Kilimleri

HATAY
Antakya Mozaik Müzesi, Harbiye Mesire Yeri, Arsuz Plajları, İskenderun Demir-Çelik Fabrikaları, Soğukoluk Mesire Yeri, Künefe Tatlısı, Sen Piyer Kilisesi, Erzin Kaplıcaları

IĞDIR
Pamuk Üretimi

ISPARTA
Kovada Gölü Milli Parkı, Isparta Gülü, El Dokuması Isparta Halıları, Eğirdir ve Gölcük Gölleri, Isparta Elması,Yazılı Kanyon Milli Parkı, Pınargözü Mağarası, Davraz Dağı Kayak Merkezi

İSTANBUL
Topkapı Sarayı, Sultanahmet ve Süleymaniye Camileri, Yerebatan Sarnıcı, Kapalıçarşı, Mısırçarşısı, İstiklal Caddesi, Dolmabahçe ve Çırağan Sarayları, Yıldız-Gülhane - Emirgan Parkları, Çamlıca Tepesi, Prens Adaları, Rumeli Hisarı, Haliç Piyerloti, Kız Kulesi, İstanbul Boğazı, Minyatürk, İstanbul Surları, Galata Kulesi, Sultanahmet Meydanı, Aya İrini Müzesi, Eyüp Sultan Camii, Boğaz Köprüleri, Bozdoğan Kemeri, Fener Rum Patrikhanesi

İZMİR
İzmir Saat Kulesi, Kadife Kale, Meryem Ana Evi, Kültürpark, Efes-Bergama Antik Kentleri, Balçova Kaplıcaları, Kemeraltı Çarşısı, Çamaltı Tuzlası ve Kuş Cenneti, Çeşme Kalesi, Kordon Boyu, Asansör, Kızlar Ağası Hanı, Birgi Çakırağa Konağı, İzmir Köfte, Lokma ve Kemalpaşa Tatlıları, Foça, Çeşme, Seferihisar, Selçuk, Alaçatı Turizm Merkezleri, Çeşme ve Şifne Kaplıcaları, Ödemiş Gölcük Krater Gölü, Bozdağ Kayak Merkezi, Gevrek, Kumru, Boyoz ve Güzel kızları...

KAHRAMANMARAŞ
Maraş Dondurması, Döngel Mağaraları, Afşin-Elbistan Termik Santrali, Maraş Kalesi

KARABÜK
Safranbolu Evleri, Safranbolu Lokumu, Demir-Çelik Fabrikası

KARAMAN
Hatuniye Medresesi, Yerköprü Şelalesi, Karaman Koyunu, Türkiyenin Bisküvi Üretim Merkezi, Karaman Elması

KARS
Kars Kalesi, Ani Harabeleri, Sarıkamış Kayak Merkezi, Kaşar Peyniri

KASTAMONU
Cehennem Deresi Kanyonu, Ilgarini Mağarası, Tosya Pirinci, Taşköprü Sarımsağı, Ilgaz Dağı Milli Parkı, Kır Pidesi, Kürenin bakırı

KAYSERİ
Erciyes Dağı Kayak Merkezi, Kayseri Pastırması, Bünyan Halısı, Sultansazlığı Kuş Cenneti, Kapuzbaşı Şelaleleri, Gesi Bağları, Talas Kenti, Gevher Nesibe Tıp Merkezi

KIRIKKALE
Silah Fabrikaları, Petrol Rafinerisi

KIRKLARELİ
Dupnisa Mağarası, Alpullu Şeker Fabrikası, Hamitabat Doğalgaz Santrali, Dereköy-İğneada-Kıyıköy-Kastro gibi Sayfiye Yerleri

KIRŞEHİR
Ahi Evran Türbesi, Hirfanlı Baraj Gölü, Seyfe Gölü, Petlas Lastik Fabrikası, Cacabey Medresesi, Mucur Yeraltı Şehri

KİLİS
Kilis Yorganları

KOCAELİ ( İZMİT )
Pişmaniye, Değirmendere Fındığı, Hannibal’ın Mezarı, Petrokimya ve Otomotiv Sanayi, Osman Hamdi Bey Müzesi, Eski Hisar Kalesi, Saat Kulesi, Hereke Halısı, Kandıra Yoğurdu, Abdülazizin Av Köşkü, Kaiser Wilhelm Köşkü, Ballıkayalar Vadisi ve Beşkayalar Tabiat Parkları, Darıca Kuş Cenneti, Maşukiye, Kartepe ve Kuzu Yaylası, Çoban Mustafa Paşa Külliyesi, Kandıra Bezi, karamürsel Sepeti

KONYA
Mevlana Türbesi, Alaeddin Tepesi ve Camii, Karatay Medresesi, Çatalhöyük Antik Kenti, Akşehir Nasrettin Hoca Şenlikleri, Balatini Mağarası, Ilgın Kaplıcaları

KÜTAHYA
Porselen ve Çini İmalatı, Başkomutanlık Milli Parkı, Kütahya Kalesi, Aizanoi Antik Kenti, Tunçbilek-Seyitömer Linyitleri, Tavşanlı Leblebisi, Simav ve Gördes Halıları, Harlek, Yoncalı, Simav - Eynal kaplıcaları, Kossuth Müzesi ( Macar Evi ), Borsa Binası, Frig Vadisi, Kütahya Kalesi, Çinili Cami, Evliya Çelebi Anıtı, Dumlupınar Şehitliği, Germiyan Sokağındaki Kütahya Evleri

MALATYA
Malatya Kayısısı, Günpınar Şelalesi, Pınarbaşı Mesire Yeri, Aslantepe Antik Kenti, Karakaya Barajı, Somuncu Baba Camii ve Balık Gölü, Sürgü ( Takaz ) Mesire Yeri, Arapgir Meydan Köprüsü, Battalgazi Kervansarayı, Sultansuyu Harası, Darende Kudret Hamamı

MANİSA
Sard Antik Kenti, Mesir Macunu, Spil Dağı Milli Parkı, Üzüm ve Tütün Üretimi, Soma’nın Linyiti, Ağlayan Kaya ( Nyobe ) Muradiye ve Ulu Cami Külliyeleri, Vestel Fabrikaları

MARDİN
Deyrul-Zafaran Manastırı, Mardin Kalesi, Taş Evleri, Telkari Gümüş İşlemeciliği, Dara Harabeleri ve Zinciriye Medresesi

MERSİN ( İÇEL )
Kız Kalesi, Cennet ve Cehennem Obrukları, Silifke Yoğurdu, Anamur Muzu, Turunçgil ve Seracılık Üretimi, Göksu Nehri, Sertavul Geçidi, Tarsus Şelalesi, Çamlıyayla ( Namrun )

MUĞLA
Bodrum, Marmaris, Datça, Fethiye, Dalyan, Göcek Gibi Turizm Merkezleri, Kelebekler Vadisi, Bodrum Kalesi, Beyaz Bodrum Evleri, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, Saklıkent Kanyonu, Ölü Deniz, Çamur Banyosu, İztuzu Plajı, Sedir Adası, Knidos-Letoon-Kaunos-Labranda-Keramos Antik Kentleri, Milas Halıları, Halikarnas Balıkçısı, Marmaris Çam Balı, Sığla Ağacı ve Yağı

MUŞ
Muş Ovası, Malazgirt Anıtı, Gaz Gölü

NEVŞEHİR
Peribacaları, Derin Kuyu ve Kaymaklı Yeraltı Şehirleri, Hacı Bektaşi Veli Türbesi, Üzüm Bağları ve Şarabı, Patates Üretimi, Testi Kebabı, Avanos’un Çanak Çömlek İşçiliği, Göreme Açık Hava Müzesi

NİĞDE
Saat Kulesi, Aladağlar, Bolkar Dağları, Türkiye’nin Elma ve Patates Deposu, Kuşkayası Mezarlığı, Çiftehan Kaplıcaları

ORDU
Türkiye’nin Fındık ve Bal Deposu, Boz Tepe, Çamlık Mesire Yeri, Yason Burnu, Yason Kilisesi, Keyfalan, Perşembe, Kesalan, Çambaşı, Korgan, Çukuralan Yaylaları, Paşaoğlu Konağı ( Etnografya Müzesi ), Osman Paşa Şadırvanı, Kurul Kayası Mesire Yeri, Taşbaşı Kültür Merkezi, Kaşdere, Kapılı, Kurşunçal, Pösküden Şelaleleri, Dikenlice Kaya Mezarları, Hoynat Adası, Ünye Kalesi, asarkaya Parkı, Fatsa Sarmaşık Kaplıcaları,

OSMANİYE
Toprakkale Kalesi, Hemite Kalesi, Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi, Karaçay ve Şarlak Şelaleleri, Zorkun Yaylası, Haruniye Kaplıcası, Yerfıstığı Üretimi

RİZE
Çay Bahçeleri, Kaçkar Dağları, Ayder ve Çamlıhemşin Yaylaları, Anzer Balı, Zilkale ve Buzul Gölleri, Elevit Şelalesi, Palovit Yaylası, Fırtına Deresi Vadisi, Rize Kalesi, Rize Bezi, Ayder Kaplıcası

SAKARYA
Sapanca, Acarlar ve Poyrazlar Gölleri, Akyazı Kuzuluk Kaplıcaları, Taraklı Kil Hamamı Kaplıcaları, Sakarya Nehri, Patates ve Soğan Üretimi, Justians Köprüsü (Beşköprü ), Taraklı Evleri, Karagöl, Soğucak ve Çiğdem Yaylaları, Abaza Peyniri, Çark Mesire Yeri, Sait Faik Abasıyanık, Serdivan, Sülüklügöl,

SAMSUN
Tütün Üretimi, Çarşamba ve Bafra Delta Ovaları, Havza ve Ladik Kaplıcaları, Atatürk Anıtı, Bafra Pidesi

SİİRT
Veysel Karani Türbesi, Büryan Kebabı, Perde Pilavı, Saat Kulesi, Siirt Yünlü Battaniyeleri, Derzin Kalesi, Billoris Kaplıcası, Jirkan Kilimi

SİNOP
Sinop Kalesi, Boyabat Pirinci, İnceburun ( Türkiye’nin En Kuzey Noktası ), Ayancık Kerestesi, Erfelek Tatlıca Şelaleleri, İnaltı Mağarası, Akgöl, Sinop Hapishanesi, Keten Üretimi

SİVAS
Buruciye Medresesi, Gök Medrese, Kangal Çoban Köpeği, Kangal Balıklı Kaplıcası, Divriği’nin Demiri, Pir Sultan Abdal ve Aşık Veysel, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifa, Çifte Minareli Medrese, Sızır Şelalesi ( Gemerek ),Tödürge Gölü ( Zara )

ŞANLIURFA
Urfa Kalesi, Urfa Sıra Geceleri, Halil-ül Rahman Gölü ( Balıklı Göl ), Harran Harabeleri, Ceylanpınar Üretme Çiftliği, Çiğ Köftesi, Kelaynak Kuşları, Halfeti Evleri, Pamuk Üretimi, Hz.Eyüp Mağarası, Şuayip Şehri ve Mağarası

ŞIRNAK
Cudi Dağı, Kasrik Boğazı, Habur Sınır Kapısı, Mem-u Zin Türbesi

TEKİRDAĞ
Şarköy Üzümü ve Şarabı, Tekirdağ Rakısı, Ayçiçeği, Tekirdağ Köftesi, Rakoçzi Müzesi, Rüstempaşa Camii

TOKAT
Tütün Üretimi, Niksar Ayvaz Suyu, Almus Baraj Gölü, Ballıca Mağarası, Topçam Yaylası, Zinav Gölü, Gök Medrese, Tokat Çemeni, Sulu Saray ( Sebastapolis ) Tokat Kebabı, Yazma Üretimi, Taşhan, Latifoğlu Konağı, Hıdırlık ( Yeşilırmak ) Köprüsü, Tokat Kalesi, Tokat Saat Kulesi, zile ve Niksar Kaleleri, mahperi hatun Kervansarayı, Pazar Ocaklı Şelalesi, Sulusaray ve Reşadiye Kaplıcaları,

TRABZON
Sümela Manastırı, Atatürk Köşkü, Uzungöl, Zağanospaşa Köprüsü, Hamsiköy Sütlacı, Kadırga Yaylası, Trabzon Bileziği, Akçaabat Köftesi, Boztepe, Beton Helva ve Vakfıkebir Odun Ekmeği, Ayasofya Müzesi, Horon, Kisarna ( Bengisu ) Madensuyu, Çaykara Sultan Murat Yaylası, Kızlar Manastırı, Trabzon Kalesi, Santa Maria Kilisesi, kaymaklı Manastırı, Vakıf Han, Sekiz Direkli Hamam, Memişağa Konağı, Nemlizade Konağı, Akçaabat Orta Mahalle ( ev mimarisi ), kemençe, Sis Dağı Yaylası, Sera Heyelan Gölü, Çalköy Mağarası

TUNCELİ
Munzur Vadisi Milli Parkı, Düzgün Baba Dağı, Bağın Ilıcası, Munzur Gözeleri, Tek dişli Munzur Sarımsağı

UŞAK
Deri, Kilim ve Battaniye Sanayii, Şeker Fabrikası ( Türkiye’deki İlk Şeker Fabrikası ), Akse Çamlığı, Hamam Boğazı Şifalı Suları

VAN
Van Kedisi, Akdamar Adası, Van Gölü, Hoşap Kalesi, Muradiye ve Bendimahi Şelaleleri

YALOVA
Termal Kaplıcaları, Armutlu Kapıcaları, Atatürk Köşkü Müzesi

YOZGAT
Saat Kulesi, Yozgat Çamlığı Ulusal Parkı, Kerkenez Harabeleri (Keykavus Kalesi), Akdağ Ormanları

ZONGULDAK
Taşkömürü ( Karaelmas ), Cehennemağzı, Gökgöl ve İnağzı Mağaraları


03/12/2007 11:28 am
dünyadaki enler
En geniş ülke 17.075.200 Km2 ile Rusya'dır.

 

En küçük ülke 0,44 Km2 ile Vatikan'dır.

 

En zengin 3 ülke Kanada, Norveç, ABD'dir.

 

En fakir 3 ülke Sierra Leone, Nijer, Etiyopya'dır.

 

En çok ülke ile sınır komşusu olan ülke, 15 ülke ile Çin'dir.

 

En uzun ve kesintisiz sınır ABD-Kanada arasındadır.

 

En kalabalık şehir, Japonya'nın Tokyo şehridir. 26,5 milyon

 

En yüksek yerleşim birimi deniz seviyesinden 5 0902 m. yukarıda olan Çin'in Wenzhuang'dır.

 

En alçak yerleşim yeri deniz seviyesinin 54 m. altında olan ABD Californiya eyaletine bağlı Calipatria şehridir.

 

En kuzeydeki yerleşim yeri 82,5 derece ile Kanada'nın Alert şehridir.

 

En güneydeki yerleşim birimi 55 derece ile güneyde olan Şili'nin Puerto Williams şehridir.

 

En ıssız yer olan Güney Antartik'teki Tristan da Cunha adasında, hiç insan yoktur.

 

En çok dil konuşulan ülke Papua Yeni Gine'dir. 689 dil ve lehçe.

 

En büyük dalga Alaska'nın Liyuya Körfezinde 09 Eylül 1958'de 524 m. olmuştur.

 

Okyanusta En derin yer Mariana adalarının doğusunda 10 923 m. ile Challenger çukurudur.

 

En büyük çöl Orta-Kuzey Afrika'da 9.065.000 km2 ile Büyük Sahra Çölüdür.

 

En büyük ada Grönland'dır. Yüzölçümü 2.166.086 km2 dir.

 

En büyük kıta Asya Kıtasıdır. Yüzölçümü 44.936.000 km2 dir.

 

En büyük göl Hazar Gölü'dür. 424.200 km2'dir.

 

En yüksek dağ Nepal'de bulunan 8.850 m. ile Everest dağıdır.

 

En yüksek şelale Venezuella'da bulunan 979 m. Angel Şelalesidir.

 

En uzun nehir 6.656 km. ile Nil Nehridir.

 

En yüksek baraj Tacikistan'da Vakhsh nehri üzerinde bulunan 300 m. yükseklikteki Nurek Barajıdır.

 

En büyük yanardağ patlaması 130 yılında Yeni Zelanda Nort Island'da Taupo patlamasında 20.000 kişi kaybolmuştur.

 

En yağışlı yer Hindistan'da Cherropunji şehri olup yıllık ortalama 1270 cm3 yağmur düşmektedir.

 

En kuru yer Şili'de Arica ve Antofagas arasındaki bölge olup ortalama 0.1 mm3 yağmur düşmektedir.

 

En uzun asma köprü 5 Nisan 1998 de Japonya'da açılan 3.911 m. Akashi-Kaikyo'dur.

 

En uzun demiryolu tüneli Japonya'da 53.9km olan Seikan Tüneli'dir.

 

En sıcak yer Libya'da 58 derece ile El-Aziziyah'dır.

 

En soğuk yer -89 derece ile Antartika'dır.

 

En şiddetli deprem 22 Mayıs 1960 da Şili'de gerçekleşmiştir. 9.5 şiddetinde

 


16/12/2007 2:04 pm
DÜNYA BAYRAKLARININ HİKAYE VE ANLAMLARI
Türkiye

Osmanli zamanlari ve kurtulus savasinda soylenen, sehitlerimizin kanlarinin uzerine gokyuzundeki ay ve yildiz vurunca boyle oldu anlatimlarinin yaninda soyle de bir kac konu var;
orta asya'daki ve islam'dan onceki turklerin dini olan samanizmdeki en buyuk tanri gök tanri idi ve bunun yansimalari olarak da ay yıldız ve gunes kabul ediliyordu. bu uc oge ile ilgili olarak turk tarihi,mitolojileri ve resmi olmayan tarihlerinde bazi olaylara da rastlanmaktadir... oguz hanin ilk dogan uc cocuga bu isimleri verdigi, osman bey'in ruyasinda hilal seklinde ay gordugu, bunu onemli ve bir isaret kabul edip osman ogullarinin bu hilal'i kullanmasina karar kildigi vs vs..
ayrica 10.yuzyil civarlarinda turklerin islamiyet'e gecisi sonrasinda da , hilal'in islam dinince cok kabul gormus bir simge olmasi da etkili olmustur..
gunes sembolunun ise bazi osmanli donemlerinde sancak ve bayrak icerisinde kullanilmis oldugunu da hatirlamakta fayda var..
kirmizi'nin ise, tarihi boyunca savasan turklerin sehitlerinin kanindan alindigini dusunmekteyim..
su andaki bir cok turk devletinin, kirmiziyi belki olmasa da ay ve yildizi kullandigi malumdur..
son iki cumleyi tamamlayan bir iddia belki de, turkler ana yonleri belirlemek icin renkleri kullanirlarmis;
kuzey=siyah, guney=beyaz, dogu=gok mavisi, bati=kirmizi seklinde..
belki de en batidaki turk uygarligi biz oldugumuz icin zemin kirmizi olmustur.. kim bilir..

Almanya

Renklerindeki siyah sari ve kirmizi'yi napolyon zamanindaki savaslarda alman askerlerinin kullandigi uniforma renklerinden alindigi soylenir..
dizayn olarak 1831 yilinda ilk olarak dusunulmus ve ardindan 1919 yilinda imparatorluktan cumhuriyete geciste resmi olarak kabul edilmistir..
1949 yilinda dogu ve bati almanya olarak ayrilinca bayraklarda degisiklikler olmus olmasina ragmen 1990 yilinda tekrar ilk orijinal haline (icinde logosuz duz sari kirmizi ve siyah renklerine) donmustur

Fransa
renklerindeki mavi'nin ozgurlugu, beyaz'in esitligi, kirmizinin ise birligi/kardesligi temsil ettigi soylenmekle birlikte orijinal olarak mavi-kirmizi'nin paris'in renkleri oldugu ve beyaz'in da bourbon sarayini temsil ettigi belirtilmektedir.

İngiltere / england / united kingdom

sadece england'i temsil eden beyaz zemin uzerine kirmizi hac isareti st.george's cross olarak adlandirilmaktadir. somurgecilik ve denizciligin ilk gelisme yillarinda ispanyollarin buyuk ataklarina karsilik ingilizler de cesitli atilimlar yapmislar ve bati'ya dogru ilk seyahatlerinde simdiki amerika kitasinin dogu kiyilarina ulasmislar.. bunu kral adina yapan ilk kisi de cabot isminde guzel bir abimizmis.. ve gemisinde ulke tanitimi olarak da, gemisinde bulunan george (sonradan aziz olarak anilacaktir) isimli kraliyet gorevlisinin (belki de rahip falandi bu) onun hazirladigi beyaz uzerine duz hac kullanmis ve o gunden beri de england'in tanitimi olarak da o bayrak kullanila gelmistir.. tarih 1490'li yillar diyelim.. bu arada kraliyet bu bayragi kullanirken zaman zaman hac'in tam ortasinda david yildizi, kraliyet tac simgesi ve ulster'in sol eli sembollerini de kullanmistir..
united kimgdom'i (birlesik krallik, 1707 senesinde ingiltere, iskocya ve galler ile kurulmus, 1801'de irlanda da buna katilmis ama 1921'de ayrilmistir) ifade eden lacivert/kirmizi/beyaz bayrak ise union jack olarak bilinmektedir
ortasindaki st.george's cross (england) dahil olmak uzere, uzerindeki her renk bolgesi o zamanlardaki 13 eyaleti temsil etmekte oldugu soylenmektedir..
bununla birlikte united kingdom'un kurulusundaki uc onemli milletin bayraklari ust uste bindirildiginde su andakine benzer birsey cikmaktadir;
england; beyaz uzerine kirmizi hac, st. george's cross
iskocya : mavi uzerine beyaz carpi isareti, st. andrew's cross
irlanda : beyaz uzerine kirmizi carpi isareti, st. patrick's cross..
digerlerinin carpi olmasina dikiz yanliz heralde galler'in ejderha'li, yesilli beyazli yanar donerli, ortaya karisik bayragini kaale almamislar heralde ucu ustuste konuldugunda anca boyle birsey cikardi..

İtalya

su anda kullanilan dikey yesil beyaz ve kirmizi renkleri ilk olarak napolyon tasarlamis (1796), heralde o zamanlar italya napolyon'un ypnetimi altindaymis.. yesil renk, napolyonun favori rengi imis.. hatta meksika bayragindan ayrilsin diye ortaya bi beyaz atilmis..
hatta derler ki, o yillardaki lombarda lejyonu'nun renkleriymis bunlar..
bu bayrak, italyanlar tarafindan tricolore diye adlandiriliyor.. ya da cisalpine republic de diyorlar buna..
1796'da bu renkler yatay seklinde imis, 1798'de dikey hale gecirilmisler, 1814 yilinda napolyon'un cokusu ile bu bayrak kullanilmamaya baslamnis olsa da 1861 senesinde yeni krallik ile birlikte tekrar kullanilmaya baslanmis..
hala da kullaniyorlar.. renklerin anlami nedir ne degildir bilmiyorum ama napolyon yesili cok severmis..

Yunanistan

1821 yilinda sekillenmeye baslamis bir bayrak..
mavi rengi deniz ve gok renginden aliyor.. ruzgarli bir havada bayraklarina baktiklari zaman ege denizinin dalgalanmasini hissediyorlarmis.. yatay 9 cizgi ise, osmanli imparatorlugu zamaninda, osmanlilardan istedikleri 9 istege bagliyorlar.. 400 yillik esaretleri soz konusu imis bu zamanlarda.. bu 9 istek olmazsa "ya ozgurluk ya da ölüm" demisler.. (bir degisik iddia ise, ozgurluk kelimesi yunancada 9 harften olusuyormus)
sol ust kosedeki hac isareti ise ortodoks kilisesini ve bu ortodoks kilisesinin yunan milleti uzerindeki etkinligini ifade ediyormus.. osmanli zamanindaki karanlik yillarinda (!) ortodoks kilisesi, yunanmilletininen onemli degerleri olan yunan dili, bizans zamaninda ortodoks dinlerini, yunanlarin etnik ayrimlarini yasar halde tutmus..
mavi ile ilgili bir eklenti de, guzellik tanricalari afrodit, mavi dalgalar arasindan gelmis..
ozgurluk savaslarinda ise denizcileri tamamen mavi giyinirler, mavi bayraklar tasirlarmis..

Nepal

ilkokuldan beri ilgimi cekmis, dikdortgen olmayan tek bayrak heralde..
yan durmus iki ucgen'in ustuste binmis hali..
zemindeki kirmizi, ulusal cicekleri/bitkileri olan rhododendron'in rengi imis.. bayragin sinirlarini cizen mavi ise baris'i temsil ediyormus..
ust ucgen icindeki yukari bakan hilal tek hukumdar ve sarayi temsil ederken alt ucgen icindeki 12 koseli gunes ise rana hanedanini temsil ediyor.. nepal, 1960-1991 arasi monarsi ile sonrasinda da cok partili demokrasi ile idare ediliyormus ayrica..

Belcika

dikine atilmis siyah, sari ve kirmizi bolumler, orijin olarak alinmis olan altin sarisi rengindeki brabant dedikleri aslanin siyah kalkani ve kirmizi dilinden gelmis..
bu bayrak ilk olarak 1792 yilinda avusturya'dan kazandiklari ozgurluk zamanlarinda kullanilmaya baslanmis
bu bayrakta da renklerin dizilimi ilk baslarda yataymis fakat 1831'de fransiz bayragindan alinan ilham ile dikey hale getirilmis..

Hollanda

yatay sekildeki kirmizi beyaz ve mavi renkler ilk onceleri kirmizi yerine portakal rengi olarak kullanilmis.. 16 yuzyilin ikinci yarisi.. ispanyollara karsi direniste cikmis o renkler ilk olarak, tam bilgi vermek gerekirse 1572'de den briel kasabasi isgalden ilk kurtuldugunda gorunmus bu renkler... bayragin o ilk haline prinsenvlag (prensin bayragi ) diyorlar.. o zamanlardaki liderleri olan prince william of orange'dan (orange hanedani) kaynaklansa gerek.. 17.yuzyilin ortalarinda portakal rengin yerine kirmizi kullanilmaya baslanmis..
portakal renginden kirmiziya gecisin tam hikayesi bilinmemekle birlikte iki teori var :
1 - o zamanlarda portakal rengi boyanin uretim zorlugu ve zaten uretilen boyanin golgesiyle birlikte bayrak uzerinde kirmizi gibi gorunuyor olmasi
2- house of orange (portakal hanedani) 'nin etkisi ve popularitesinin iyice azalmis olmasi..
ben de kendi dusuncemi ekleyivereyim hemen, o zamanlardaki fransiz popularitesi ve dogal olarak o renklere bir kayma gerceklesmis olabilir bla bla

İspanya

bayrakta yatay olarak kullanilmis olan sari ve kirmizi renkler zamanin castilya ve aragon guclerinin renkleri imis.. ayrica somurgecilik ve denizcilik alaninda buyuk gelismelerin yasandigi 18 yuzyil civarlarinda gemilerinde bu renklerden devam etmisler, cunku hic bir ulkenin gemilerinde bu renk kombinasyonu yokmus.. 1785 senesi ise tam zamani bu bilgi icin..
1927'de ise bayrak son halini almis.. ortadaki arma ise kraliyet armasi olarak kayitlara gecmis..

Portekiz

yesil, 13 ve 14. yuzyillarda denizcilikte ve kesiflerde onder olan portekiz ve o zamanki kral olan henry'nin favori rebgi imis.. kirmizi ise devrim anlaminda kullanilmis.. kirmizi icin birlik, entegrasyon millet olmak terimleri de geciyor bazi kaynaklarda..
iki rengin tam ortasindaki arma ise, altta o zamanin ilkel navigasyon aleti olan armillery ve onun uzerinde de geleneksel portekiz kalkani var imis..
dikey sekilde ki kirmizi ve yesil renklerinin olculeri bana hep acaba 1.618 civari olan altin oran mi kullanilmistir diye dusundurtmustur ama bugun ogrendim ki oyle degil 2/5 oraninda imis..

Arjantin

arjantin ozgurlugunu 1812 yilinda ispanya'dan kazanmis.. su andaki acik mavi/beyaz kombinasyonlarini ilk olarak ozgurluk hareketinin lideri manuel belgrano kullanmis.. rosario savasinda bu renkler ilk defa gorunmus, denen odur ki, savas esnasinda mavi gokyuzu uzerinde beyaz bulutlar ve piril biril bir mayis gunesi varmis.. bayrak icindeki gunes'e de mayis gunesi diyorlar..

Guney kore

zemindeki beyaz guney kore halkinin geleneksel rengi oluyormus (ne demekse artik) ortadaki yin yang'in anlami malum.. kenar koselerdeki siyah cizgiler ise cennet ates su ve toprak'i sembolize ediyor..

Hindistan
yatay renk seritlerinden, ustten alta dogru
turuncu : cesaret ve fedakarlik
beyaz: baris
yesil : kader ve kahramanlik anlamina gelmekle birlikte ortadaki toparlak garip sey ise budist rahiplerin donen tekerlegi chakra imis
bugunku haline 1947'de uyarlanmis..

Avusturya

dunyanin en eski bayraklarindan.. 1191 senesinde kullanilmis oldugu kayitlara gecmis.. resmi olarak ilk kullanimi ise hapsburg hanedaninin cokusunden sonra olmus.. birinci dunya savasindan sonra kullanimi yasaklanmis olsa da 1945 yilindan sonra tekrar kullanilmaya baslanmis..
hikayesine gelince, zamanin birinde bir savasta avusturya dükü kahramanca savasmis, uzeirnde beyaz bir unifrma benzeri birsey* varmis, aldigi yaralar sonunda bu beyaz elbise kirmizi kanla bulanmis, bu kirmiziligin altinda beyaz elbise gorunurken biraz daha altta da yine kirmizi renkli kilic kemeri varmis ve o goruntu, halki tarafindan bir bayrak olarak gondere cekilmekte gecikmemis

Çin

Çin'in ilk bayragi 1872 yilinda resmen kullanilmaya baslanmis.. o zamanlarda tek hukumran olan manchu hanedanini simgelemek amaciyla sari zemin uzerine mavi ejderha var imis.. komunist devrim ile birlikte bayrak su andaki halini almis..
kirmizi zemin komunist devrimi, soldaki buyuk sari yildiz komunizmi, buyuk etrafin etrafindaki kucuk sari yildizlar, koyluyu, isciyi, sehir halki burjuvaziyi ve yurtsever kapitalistleri ifade ediyormus..

Kanada

Anlasildigina gore, bizim istiklal marsimiz icin acilan yarismaya benzer bir yarisma kanada'da bayrak icin acilmis.. 2600 talipli basvurmus.. sene 1965'ler civari..
bundan once, ingiliz milletler toplulugunun agirlikli hissedildigi, sol ust kosede union jack olan kirmizi zeminli bir bayrak kullanilmis..
1534-1763 yillarinda ise fransiz etkisinin altina girmesiyle birlikte gok mavisi uzerine beyaz hac kullanilmis.. bu bayrak su anda quebec bolgesinin bayragi olarak kullanilmaya devam ediliyor.. hatirlatmak gerekirse quebec hala fransizca konusmakta hatta kanada'dan bagimsizlik icin ugrasmaktadir..
1965'de ise, kanada'da cok goruldugunden olsa gerek, akcaagac yapragi kullanilmis, su anda gordugumuz yaprak.. kirmizi beyaz'in gelme nedeni olarak da, ingiliz milletler toplulugunun etkisi altinda kaldigi yillarda, krailyet askeri akademisinin sancagi bu renkte imis.. ne alaka bilemiyorum ama kaynaklar oyle diyor.. ardindan askeri motiflerde kirmizi beyaz oldukca kullanilmis, uzerine de bir yaprak kondurunca al sana kanada bayragi..
bu konuda bir cok site ve ulke tarihi bilgisi okuyunca goruyoruz ki hemen hemen her ulkenin bir national flag day adinda bayraklari icin kutladiklari bayrak gunleri var.. bizde boyle bir olay hic olmamis.. ilginc.. hatta hayirlisi..

Botswana

acik mavi uzerinde yatay bir siyah serit
acik mavi renk suyu ve hayati temsil ederken ortadaki siyah serit ve kenarlarindaki ince beyaz seritler ise halki uyumunu (!) ifade ediyormus.. 1966'da ingilizlerin yonetiminden kurtulunca kullanmaya baslamislar bu bayragi..
diger afrika ulkelerinin cokca kullandiklari siyah/kirmizi/yesil kombinasyonlarinin yerine bunlarin renkleri afrika'ya gore biraz alisilmadik geliyor..
ayrica bu ulkenin ismi, isim sehir hayvan oynarken, ulke olarak b harfinde iyi bir secenek olacaktir

Brezilya

yeşil zemin, yağmur ormanlarını temsil eder
oradaki sarı dörtgen, altın başta olmak üzere mineral kaynakları simgeler
ortadaki yuvarlaktaki (lacivert gökyüzü) yıldızlar eyaletleri temsil eder
yuvarlağı çevreleyen bantta "ordem e progresso" (düzen ve ilerleme) yazar.

Azerbaycan

3 şeritten meydana gelir. en üstte mavi, ortada kırmızı, en altta da yeşil vardır. kırmızı şeritte bir ay ve 8 uçlu bir yıldız yer alır. mavi türk milletinin ulusal rengidir, yeşil islamın rengidir. 8 uçlu yıldız 8 türk boyunu simgeler: azeriler, osmanlılar, çağataylar, tatarlar, kıpçaklar, türkmenler ve selçuklular. ilk defa 1918 yılında kullanılmıştır. türkiye bayrağına benzer.

Mısır

3 şeritten meydana gelir: kırmızı, kara ve ak. bu üç renk arap halkını simgeler. ortadaki kartal ise ünlü arap hükümdarı selahattin(saladin)in simgesidir.

Guney Afrika Cumhuriyeti

kırmızı: kan
mavi: gökyüzü
yeşil: ülke toprakları
siyah: afrikalı siyah nufus
beyaz: avrupalı beyaz nufus
sari: altın ve diğer doğal kaynaklar
ayrıca bayraktaki "y" formatı 2 ırkın birleşmesini simgeler
en renkli bayraklardan biridir.

Japonya

ortadaki kırmızı daire güneşi temsil eder. aynı zamanda japonların güneşin doğduğu ülke temasını da simgeler. ikinci dünya savaşı'na kadar bu ortadaki güneşten ışınlar dünyaya da yayılıyordu ama savaşı kaybedince bütün emperyalist hayalleri ile birlikte güneşin yayılan ışıkları da söndü. kimi kendini bilmezler japon bayrağına gerdek gecesi çarşafı muamelesi de yapar

KKTC

ortadaki ayyıldız türklüğü,üstteki bar türkiye yi,alttaki bar kktc yi simgeler.ayrıca iki ülkenin görünüşte ayrı ama özde aynı olduğunu belirtmek için türk bayrağının aynı renkleri zemin ve obje renkleri değiştirilerek kullanılmıştır.
hakiki_grallus
 

16/12/2007 2:06 pm
DÜNYANIN ŞEKLİ VE SONUÇLARI
Dünyanın Şekli ve Sonuçları DÜNYANIN ŞEKLİ VE SONUÇLARI
Dünyamız Samanyolu Galaksisi'ndeki yıldız sistemlerinden güneş sisteminde yer alır. Bütün gezegenler elips şeklinde bir yörüngede hareket ederler.
AY VE ÖZELLİKLERİ
Ay dünyamızın 1/50’si kadardır. Bu sebeple Ayda yerçekimi azdır (dünyadakinin 1/6’sı kadardır).
Ayda atmosfer yoktur. Bunun sonucunda; hava ve su yoktur. Meteorolojik olay (iklim) görülmez. Meteorlar doğrudan ay yüzeyine düşer. Sonuçta büyük krater çukurlukları oluşmuştur. Günlük sıcaklık farkı fazladır. Bu sebeple mekanik çözülme fazladır. Canlı hayatı yoktur. İç ısısını kaybetmiştir. Bundan dolayı volkanik olay görülmez.
AYIN HAREKETLERİ
1) Kendi ekseni çevresindeki hareketi
2) Dünya çevresindeki hareketi
3) Dünya ile birlikte güneş çevresindeki hareketi
*** Ay hem kendi hem de dünya çevresindeki bir turunu aynı sürede (29,5 gün) tamamladığı için dünyadan ayın sürekli aynı yüzeyi görülür.
Ay günü: Dünyadaki herhangi bir meridyenin ard arda iki kez Ayın karşısından geçinceye kadar geçen süredir. Bu süre 24 saat 50 dakikadır.
Güneş günü: 24 saattir.
*** Ay günü ile güneş günü arasındaki zaman farkından dolayı bir yerde Ay her gün bir önceki güne göre daha geç gözlenir ve gel-git olayı daha geç oluşur.
AYIN EVRELERİ
Ayın aydınlık yüzünün dünyadan görünüşünde bir ay boyunca meydana gelen değişikliklerdir.
Yeniay ve dolunay evrelerinde büyük gel-git yaşanır. Sebebi dünya, ay ve güneşin aynı doğrultuda olmasıdır. İlk ve son dördünde ise küçük gel-git yaşanır.
Güneş tutulması, Ayın Güneş ile Dünya arasına girmesi ve bazı özel koşulların sağlanmasıneticesinde meydana gelir.Tutulmanın olabilmesi için, Ayın, Dünya etrafındaki yörüngesiyle Dünyanın Güneş etrafındaki yörüngesinin kesişim yerlerini belirleyen düğüm noktalarında veya bu noktalar civarında (Yeniay safhasında) bulunması gerekir.
Bilindiği üzere bir yıl içerisinde Ay, Dünya etrafında 12 kez dolanır. Dolayısıyla, eğer Ayın yörünge düzlemi Dünya’nınkiyle çakışık olsaydı, bir yılda 12 kez Güneş tutulması meydana gelebilirdi. Fakat durum böyle değildir. Ayın yörünge düzlemi ileDünya’nınki arasında yaklaşık 5° 9’ lık bir açı vardır. Bu açı nedeniyle Dünya, Ay ve Güneş, Ayın Dünya etrafındaki her dolanımında tam olarak aynı doğrultuda bulunmazlar. Böylece her ay bir Güneş tutulması oluşması engellenmiş olur. Nitekim bir yılda en az iki, en çokbeş Güneştutulması meydana gelebilir.
Ay dünya etrafındaki yörüngesini tamamlarken, dünyanın güneş ve ay arasında kalmasına neden olabilir. Bu durumda ay yüzeyine düşen güneş ışınları dünya tarafından engellenmiş olur. Karanlıkta kalan ay kısa süreli de olsa dünyadan gözlenemez bu olaya ay tutulması adı verilir. Bulutsuz bir gecede çıplak gözle rahatlıkla fark edilebilen bu olay, güneş tutulmasına göre, dünya yüzeyinde daha geniş bir alandan gözlenebilir. Ay tutulmasının dünya yüzeyinden gözlenebildiği alan dünyanın yarısından 24º kadar fazladır.
DÜNYANIN ŞEKLİ VE SONUÇLARI
Dünyamızın Ekvatorda şişkin, Kutuplarda basık olan kendine has şeklineGEOİD denir.
DÜNYANIN BOYUTLARI
· Ekvator çevresi: 40.076 km
· Kutuplar çevresi: 40.009 km
· Ekvator yarıçapı: 6378 km
· Kutuplar yarıçapı: 6357 km
· Karalar yüzölçümü:149 milyon km2(%29)
· Denizler yüzölçümü: 361 milyon km2(%71)
· KYK’de karalar %39 denizler %61
· GYK’de ise karalar %19 denizler %81 dir.
DÜNYANIN ŞEKLİNİN SONUÇLARI
· Ekvatorun uzunluğu tam dairelik bir meridyenin uzunluğundan fazladır.
· Paralellerin uzunluğu kutuplara doğru azalır.
· İki meridyen arasındaki uzaklık kutuplara doğru azalır.
· Güneş ışınlarının düşme açısı kutuplara doğru azalır.
· Yer şekilleri haritaya gerçeğe tam uygun olarak aktarılamaz.
· Aynı anda Dünyanın yarısı aydınlık (gündüz) yarısı karanlık (gece) olur.
· Dünyanın çizgisel dönüş hızı kutuplara doğru azalır.
· Yer çekimi kutuplara doğru artar.
DÜNYANIN HAREKETLERİ VE SONUÇLARI

· Gece gündüz olayı ardalanır (birbirini takip eder).
· Güneş ışınlarının düşme açısı günün her saatine göre değişir.
· Yerel saat farkları oluşur.
· Günlük sıcaklık farkları oluşur. Buna bağlı olarak meltem rüzgarları oluşur. Mekanik çözülme olur.
· Sürekli rüzgarların esme yönünde sapmalar olur.
· Okyanus akıntılarında sapmalar ve halkalar olur.
· Dinamik basınç merkezleri oluşur. Yönler belirlenir. Fotosentez meydana gelir.
DÜNYANIN EKSENİ ÇEVRESİNDE DÖNÜŞÜNDE DOĞAN HIZLAR
1) ÇİZGİSEL HIZ VE SONUÇLARI (Enleme bağlı)
· Çizgisel hız en fazla Ekvator üzerindedir (1670 km/h) . Bu hız kutuplara doğru azalır. Bunun sonucunda;
· Güneşin doğuş ve batış süresi kutuplara doğru uzar.
· Gece gündüz arasındaki fark kutuplara doğru artar.
· Atmosferin kalınlığı Ekvatorda fazla, kutuplarda azdır.
· Ekvatorda yerçekimi az, kutuplarda fazladır.
2) AÇISAL HIZ VE SONUÇLARI (Boylama bağlı)
Dünyanın açısal hızı;
24 saatte: 360°
1 saatte : 15°
4 dakikada :1° dir.
*** Açısal hız her enlemde aynıdır. Açısal hız sonucunda yerel saat farkları oluşur.
DÜNYANIN YILLIK HAREKETİ VE SONUÇLARI
Dünyanın güneş çevresinde dönerken izlediği yola yörünge, meydana getirdiği düzleme de yörünge düzlemi (ekliptik düzlem) denir. Dünyamızın yörüngesi elips biçimindedir.
ELİPS BİÇİMİNDEKİ YÖRÜNGENİN SONUÇLARI
Dünyamız güneşe bazen yaklaşır, bazen güneşten uzaklaşır. Dünyanın güneşe en yakın olduğu tarih 3 ocaktır. En uzakta olduğu tarih ise 4 temmuzdur.
Dünya güneşe yaklaşınca güneşin çekim kuvveti artar. Böylece dünya güneş çevresinde daha hızlı dönmeye başlar. Sonuçta şubat ayı 28 gündür. Yani K.Y.K ‘de kış mevsimi iki gün kısa olmaktadır.
Dünya güneşten uzaklaşınca çekim kuvveti ve hız azalır. Sonuçta yaz mevsimi K.Y.K.’de iki gün daha uzun olmaktadır.
*** Kısacası elipsoid yörünge mevsim sürelerinin farklı olmasında etkilidir. Dünyamızın yörüngesi daire biçiminde olsaydı; mevsim süreleri birbirine eşit olacaktı.
EKSEN EĞİKLİĞİ VE SONUÇLARI

(Ekvator düzlemi ile ekliptik arasında 23°27' , yer ekseni ile ekliptik arasında 66°33' açı olması)
Dönenceler meydana gelir. Dönence: kuzey ve güney yarım kürelerde güneş ışınlarının en son dik geldiği noktalara denir.
Matematik iklim kuşakları oluşur.
Güneş ışınlarının düşme açısı yıl boyunca değişir. Güneş ışınları yıl içinde dönencelere birer kez, dönenceler arasına da ikişer kez dik açıyla düşerler. Dönenceler dışında hiçbir yere güneş ışınları dik olarak düşmez.

Mevsimler oluşur. Dört mevsimin tek yaşandığı kuşak ılıman kuşaktır. Sebebi: güneş ışınlarının düşme açısında yıl boyunca değişikliğin fazla olmasıdır.
Aynı tarihlerde kuzey ve güney yarımkürelerde farklı mevsim yaşanması.
Gece gündüz uzunluğunun sürekli değişmesi.
Güneşin doğuş ve batış konumu ile saatinin değişmesi.
Muson rüzgarlarının oluşması.
Aydınlanma dairesinin sürekli değişmesi.
Kutup bölgelerinde 24 saatten uzun gece ve gündüzlerin oluşması. Örnek: Kutup noktalarında 6 ay gündüz, 6 ay gece yaşanması.
*** Dönence ve matematik iklim kuşaklarının oluşmasında sadece eksen eğikliği etkilidir. Diğerlerinin oluşmasında eksen eğikliği ile birlikte yıllık hareketin de etkisi vardır.
EKSEN EĞİKLİĞİ OLMASAYDI; (Ekvator düzlemi ile ekliptik üst üste çakışsaydı veya yer ekseni ekliptiği dik olarak kesseydi)
· Dönenceler oluşmazdı.
· Mevsim değişmesi olmazdı.
· Güneş ışınları sadece Ekvatora dik gelirdi.
· Aydınlanma dairesi sürekli kutup noktalarına teğet geçerdi.
· Gece gündüz süreleri birbirine eşit olurdu.
· Güneşin doğuş-batış konumu ve saati değişmezdi.
EKSEN EĞİKLİĞİ 20°OLSAYDI:
· Güneş ışınlarının dik geldiği alan daralırdı.
· Kutup kuşağı ve tropikal kuşağın alanları daralırken, ılıman kuşak genişlerdi.
· Yurdumuzda yazlar daha serin, kışlar daha ılık olurdu.
· Kutup ve ılıman kuşakta sıcaklık ortalaması azalırken tropikal kuşakta sıcaklık ortalaması artardı.
· Gece-gündüz arasındaki zaman farkı azalırdı.
*** Eksen eğikliğinin 23°27' dan daha büyük olması durumunda yukarıdakilerin tam tersi bir durum yaşanırdı.

16/12/2007 2:16 pm
TÜRKİYE'DEKİ AKARSU VE BARAJLAR
TÜRKİYE’ DE AKARSU ve BARAJLAR
1. AKARSU

Yağmur olarak yeryüzüne düşen su üç yoldan dağılır. Bir bölümü güneşin e rüzgarın etkisi ile buharlaşarak, atmosfere geri döner. Bir bölümü birleşerek dereleri ya da çayları oluşturur. Geri kalanı da toprağın altına sızar. Sızan suların büyük bir bölümü sonradan kaynaklar halinde yeniden toprağın üstüne çıkarak akarsulara karışır. Hiç yağmur yağmayan mevsimlerde bile akarsuların akmasını sağlayan işte bu kaynak sularıdır. Eriyen kar ve buzullar da akarsuların beslenmesinde önemli rol oynar.

Böylece oluşa dereler birleşerek ırmak denen büyük akarsuları oluşturur. Bir akarsuya çığırı (yolu) boyunca katılan bu dere ve çaylara da o akarsuyun kolları denir. Bir akarsu ve kollarının beslendiği, daha doğrusu sularını topladığı alan o akarsuyun akaçlama havzası ya da kısaca havzasıdır. Aynı uzunluktaki iki ırmaktan birinin havzası çok geniş, öbürününki daha dar olabilir.

Eskiçağlardan bu yana insanlara içme suyu sağlayan ve balık gibi değerli bir besin sunan akarsular, sonradan tekne yapımının öğrenilmesiyle ucuz ve kolay bir ulaşım yolu olmuştur. Nil ve Ren ırmakları yüzyıllardır ticaretin ana damarlarıdır. Özellikle dağlık yörelerdeki akarsu vadileri karayolları ve demiryolları için en elverişli geçitlerdir. Ayrıca akarsular, geçtikleri yerlerde kayaları oyarak değerli maden damarlarının ve yataklarının ortaya çıkmasına yardımcı olur. Akarsuların taşıdığı alüvyonlarla zenginleşen taşkın ovaları verimli tarım alanlarıdır. Üstelik hem ekinleri sulamak, hem de elektrik enerjisi üretmek için çoğu kez barajlar yardımıyla akarsulardan yararlanılır.

2. BARAJ

Akışını denetim altına almak amacıyla bir akarsuyun önüne yapılan sete baraj denir. Barajların sulama, taşkınları önleme, kentlere su sağlama, elektrik üretme gibi çok çeşitli yararları vardır.

Yeri doğru seçilmiş bir baraj, ırmağın geçtiği bütün bölgeyi geliştirebilir. Barajın ardında yeterli su toplanınca geniş alanlar sulanarak verimli hale getirilebilir. Irmağın suyunun çok fazla olduğu dönemlerde, baraj gölünde su tutularak, ırmağın aşağı kesimlerinde düzenli bir akış sağlanır, taşkınlar önlenir ve zamanla bataklıklar kurutulur. Daha binlerce yıl önce Mısır’ da Nil ırmağı ve Babil’ de Dicle ırmağı boyunca sulama amaçlı barajlar yapılmıştı.

Elektrik enerjisi üretiminde de barajlardan yararlanılır. Aşağı akabileceği yüksek bir yerde toplanmış olan su bir enerji kaynağıdır. Yüksekten aşağı akan su, bir su çarkını ya da onun günümüzdeki gelişmiş türü olan bir su türbinini döndürmek için kullanılır. Su türbinine bağlı olan bir üreteç (jeneratör) aracılığıyla elektrik elde edilir.

Barajların bir başka yararı, ırmağın barajın gerisinde kalan kesimlerinin derinleşmesi ve dolayısıyla ırmağın yukarı çığırında akışın yavaşlamasıdır. Artan derinlik ve daha yavaş akış, ırmağın daha önce ulaşıma elverişli olmayan kimi yerlerinde ulaşım olanağı sağlar. Ayrıca, baraj gölleri balık yetiştirmek için de kullanılabilir.
3. TÜRKİYE’ DEKİ AKARSULAR

Türkiye’ nin coğrafi konumu, çok değişik bölgelerdeki denizlere ve kapalı havzalara dağılan çok karmaşık bir akarsu ağı yaratır. Kıyıya paralele uzanan sıradağların denize bakan yüzlerinde hızlı akışlı, kısa boylu çok sayıda akarsu görülür. Büyük akarsular ise, bu dağları enine yararak, yer yer vadilerini iyice derinleştirip genişleterek uzanırlar. Bu büyük akarsular, iç bölgelerde geniş alanların sularını toplarlar. Batıda Ege Denizi’ ne doğru akan ırmaklar ise, denize dik uzanan dağlar arasında açtıkları vadilerde akarlar. Denize çıkışı bulunmayan (kapalı) havzalar, ülke yüzölçümünün yaklaşık 1/7’ sini kaplar. Tuz Gölü, Van Gölü, Akdeniz Göller Bölgesi (Beyşehir, Eğridir, Burdur) kapalı havzaların başlıca su birikme yerleridir. Orta Anadolu’ da denize açılmayan akarsular, Tuz Gölü dışında da göller, bataklıklar, sazlıklar oluşturur. Batı Toroslar üstünde yer alan Göller Bölgesi ise, kalkerli taban nedeni ile aslında geniş bir yer altı akarsu ağı içinde kalır. Akdeniz kıyı dağlarında fışkıran Düden’ de olduğu gibi bu sular çeşitli çıkış noktaları bulur. Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu sularının önemli bölümü Fırat, Dicle ve kolları tarafından Basra Körfezi’ ne taşınır. Ancak en doğuda Aras ve daha sonra Kura’ yı oluşturacak küçük akarsular Hazar Denizi’ ne açılır. Karadeniz’ e dökülen Kızılırmak, ülke sınırları içinde en uzun akarsudur. Çoruh, Yeşilırmak ve Sakarya da Karadeniz’ e açılır. Susurluk Çayı, Marmara Denizi’ ne dökülen en önemli akarsudur. Gediz, Küçük Menderes ve Büyük Menderes Ege Denizi’ ne dökülür. Ayrıca Yunanistan sınırını çizen Meriç, Trakya bölümünün başlıca akarsu ağını oluşturan Ergene’ yi de alarak Ege Denizi’ ne açılır. Göksü, Seyhan ve Ceyhan, Akdeniz’ e dökülen en önemli ırmaklardır. Öte yandan, Suriye’ den gelen Asi (Orontas), ülke içinde 97 km.’ lik bir yay çizerek sularını Akdeniz’ e boşaltır. Türkiye’nin ırmakları, mevsimlere göre değişen, düzensiz akışlıdır. Ya kuraklığının yarattığı cılızlaşma, ilkbaharda, yerini eriyen karlar ve yağan yağmurların yarattığı gür akışa bırakır. Doğu Karadeniz Bölgesi hemen hemen her mevsim yağışlı geçtiği için, bu bölge ırmaklarında önemli bir su azalması görülmez. Ama dik akarsu yatakları, burada da, akışı düzensiz kılar. Doğu Anadolu’ da yüksek, dar ve derin vadiler boyunca akan ırmakların suyu kışın azalır. Yine de eriyen karlar sürekli ve bol bir akış sağlar.

3.1. AKDENİZ BÖLGESİ’NDEKİ AKARSULAR

3.1.1. SEYHAN

Zamantı Suyu ile Göksü Irmağı’ nın Adana il sınırları içinde, Dezmir Dağı yakınlarında birleşmesiyle oluşur. Güneye doğru akarak Toros Dağları’ nı aşar ve Adana Ovası’ na çıkar. Burada sağdan en önemli kolu Çakıt Suyu’ nu alır. Ovada menderesler çizdikten sonra Tarsus Çayı ağzının 3 kilometre doğusunda Deli Burun adı verilen bir çıkıntı oluşturarak Akdeniz’ e dökülür. Uzunluğu 560 km.’ dir.

3.1.2 CEYHAN

Söğütlü ve Hurma Çayları’ nın birleşmesi ile oluşur. Göksun Çayı’ nı aldıktan sonra Berit ve Engizek Dağları arasındaki dar ve ormanlık boğazlardan geçip, Maraş Dağı’ nın batı uzuna yönelir ve buralarda en önemli kolu olan Aksu ‘ yu alır. Amanos Dağları’ nın batısından geçerek güneye iner, sonra Bahçe’ den gelen Bulanık Suyu’ nu alır ve Çukurova’ ya çıktıktan sonra bir çok menderes çizerek, Doğu yönünde Yumurtalık (Aya) Limanı’ nın önündeki deltayı oluşturup denize dökülür. Uzunluğu 509 km’ dir.
3.1.3. ASİ IRMAĞI

Suriye’ den doğup Türkiye’ de Akdeniz’ e dökülen 380 km uzunluğundaki ırmağın 92 km.’ si Türkiye topraklarında akar. Suriye’ de, Lübnan ve Antilübnan Dağları arasından doğar. Bir süre Türkiye-Suriye sınırını çizdikten sonra Amanos ve Kas Dağları arasından geçip Amik Ovası ‘ nı sulayarak Samandağı önünde Akdeniz’ e dökülür. Kışın ve ilkbaharda en yüksek debiye ulaşan suları yazın azalır.

3.1.4. MANAVGAT ÇAYI

Batı Toroslar’ ın güney yamaçlarından doğar (Akdağlar). Güneye doğru ormanlık bir alan içind akar. Manavgat’ ın 3 km. kadar kuzeyinde ünlü Manavgat Çağlayanı’ nı oluşturur. Manavgat Çağlayanı’ ndan sonra çayın suları hızını yitirerek Antalya Körfezi’ ne dökülür. Uzunluğu 93 km.’ dir. Ülkemizin debisi en düzenli olan akarsuları arasındadır. Üzerinde kurulan Oymapınar Barajı, 1980 de işletmeye açıldı.

3.1.5. DALAMAN ÇAYI

Teke yöresini batısında Yeşilgöl Dağı’ ndan doğar, Horzam adı ile kuzeye akarak Acıpayan Ovası’ na girer. Kireniş Suyu adıyla güneybatıya kıvrılarak Dalaman Ovası’ na iner ve Akdeniz’ e dökülür. Uzunluğu 229 km.’ dir.

3.1.6. AKSU ÇAYI

Eğridir Gölü’ nden doğar. Antalya’nın 18 km doğusunda Aksu bucağından geçerek Akdeniz’ e dökülür. Uzunluğu 136 km.’ dir. Yer altı suları ile beslenir. Yıl boyu suları boldur.

3.1.7. GÖKSU

Toroslar’ da Kartal Dağı’ ndan doğarak, Taşeli Yaylası’ ndan geçip Silifke yakınında Akdeniz’ e dökülen Göksu Irmağı’ nın uzunluğu 308 km.’ dir.


3.2. MARMARA BÖLGESİ’NDEKİ AKARSULAR

3.2.1. SUSURLUK ÇAYI

Simav kasabasının güneyinde Şaphane Dağı’nın Kalaycıkırı Tepesi’nden doğar. Simav Ovası’ndan ve aynı adı taşıyan gölden geçer. Dağlar arasında daralıp genişleyen bir vadiden geçtikten sonra Sındırgı yakınında kuzeye yönelen akarsu, buraya dek Simav Çayı adını taşır. Balıkesir Ovası’nın doğusundan geçerek Susurluk Ovası’ na iner. Karacabey Ovası ve Güney Marmara Dağları arasındaki Karacabey Boğazı’ ndan geçerek Tirilya ve Ballıkaya açıklarında Marmara Denizi’ ne dökülür. Bu kesimi küçük tonajlı gemilerin ulaşımına olanaklıdır. Uzunluğu 321 km. olan Susurluk Çayı’ nın en önemli kolları, Kocaçay ve Kirmasti Suyu’ dur. Yazın ırmağın suları azalarak derinliği 25 cm ye’ düşer.
3.2.2. GÖNEN ÇAYI

Kazdağı eteklerinden doğan Gönen Çayı, Bakırçay, Kazak ve Akkayası çaylarını aldıktan sonra büyür ve güneybatı-kuzeydoğu doğrultusunda dar boğazlar içinde akarak Gönen Ovası’ na iner. Burada alüvyonlar içerisinde kıvrımlar yapan ırmak, batıdan Kocadere’ yi, doğudan Çakıroba Çayı’ nı alarak Misakça’ nın batısında Marmara Denizi’ ne dökülür. Uzunluğu 134 km. olan bu çayın rejimi oldukça düzensizdir.

3.2.3. ERGENE IRMAĞI

Meriç ırmağının kollarından biridir. Uzunluğu 281 km. olan Ergene, Istıranca Dağları’ nda Karatepe’ nin eteklerinden doğar. Muratlı kasabasının aşağısında Çorlu Suyu ile birleşir. Alpullu, Pehlivanköy ve Uzunköprü’ nün önünden geçtikten sonra İpsala’ nın kuzeyinde Meriç’ e karışır.

3.3. EGE BÖLGESİ’ DE Kİ AKARSULAR

3.3.1. GEDİZ IRMAĞI

Uzunluğu 350 km. , akaçlama havzası 17 500km2’ dir. Murat Dağı’ nın batı ve kuzey yamaçlarından inen derelerin, Şaphane Dağı’ ndan inen akarsularla bileşmesi ile oluşur. Dalgalı yaylalar içinde önce güneybatı sonra batı yönünde akar. Kunduzlu, Selende, Deliinis ve Demrek çaylarını, Kula kesiminden gelen suları aldıktan sonra güneye döner. Salihli yakınlarında dar bir boğazdan geçerek Gediz Ovası’ na iner. Ovayı geçerken de Alaşehir ve Kum Çaylarını alan Gediz, Manisa ve Menemen önünden bir delta ovasına çıkar. İzmir Körfezi’ nin kuzeyinde Foça ile Çamaltı tuzlası arasından denize dökülür. Taşıdığı alüvyonlarla İzmir Körfezi’ nin ağzını tıkama tehlikesini doğuran Gediz Irmağı’ nın ağzı, 1886’ da batıya çevrilerek bugünkü yatağına oturtuldu.

3.3.2. BÜYÜK MENDERES IRMAĞI

Eski adı Maiandros olan Büyük Menderes, Banaz Çayı ve Küfi Suyu’ nun kollarının birleşmesi ile oluşur. Sarayköy önünde ovaya çıkarak, Denizli önünden geçip Çürüksu’ yla birleşir ve batıya doğru yönelir. Nazilli, Aydın, Söke kentlerinin önünden geçer, güneybatıya dönüp Ege Denizi’ ne dökülür. Uzunluğu 450 km., havzası 24 250 km2’ dir. Büyük Menderes Menteşe yöresinden gelen Vandolas Çayı, Akçay ve Çine Suyu ile birleşip alüvyonlarıyla Söke’ ye dek uzanan bir ovayı doldurur.

3.3.3. KÜÇÜK MENDERES IRMAĞI

Bozdağı’ ndan doğan akarsu, birleşen küçük kollarla büyüyerek güneye doğru iner. Beyder kasabası yakınlarında, Boz ve Aydın Dağları’ nın birbirinden giderek açılan ve alçalan tepeleri arasındaki geniş havzasında batıya doğru akar. Torbalı yakınlarında güneye dönen akarsu, Selçuk önünde Ege Denizi’ ne delta yaparak dökülür. Uzunluğu 175 km.’ dir. Irmak kışın kabarır ve sağnak yağışlar olduğunda, özellikle delta alanı üzerinde yatağından taşarak geçici bataklıklar oluşturur. Yazın ise, suları çok azdır. Getirdiği alüvyonlar tarihi Efes kentinin kıyıdan uzaklaşmasına neden olmuştur.

3.4. İÇANADOLU BÖLGESİ’NDEKİ AKARSULAR

3.4.1. PORSUK ÇAYI

Sakarya Irmağı’ nın en uzun kolu olan akarsuyun uzunluğu 448 km.’ dir. Kütahya’ da Dumlupınar’ ın güneyinde Ahır Dağı’ nın yamaçlarından doğan Bayatçık Deresi, Altıntaş ovasında Kızıltaş Suyu ile birleşerek Porsuk adını alır. Kuzeye doğru akan Porsuk Çayı Kütahya Ovası’ nın doğusundan geçtikten sonra, kuzeydoğuya dönerek Eskişehir’ e girer, Eskişehir doğu-batı doğrultusunda akışını sürdüren Porsuk, Ankara il sınırını geçtikten hemen sonra Sakarya Irmağı’ na dökülür. En önemli kolu Felent Çayı olan Porsuk üzerinde aynı adı taşıyan iki baraj kuruludur.

3.4.2. DELİCE IRMAĞI

Kızılırmak’ ın kolu olup uzunluğu 426 km.’ dir. Yukarı Kızılırmak bölümünde Akdağ’ ın batı eteklerinden doğan derelerin birleşmesi ile Boğazlıyan Suyu adı altında ortaya çıkar. Şefaatlı İlçesi yakınında Kanak Çayı’ nı, Fazıl Çelikli yöresinde Bozok (Yozgat) Çayı’ nı, Kılıçözü, İnandık, Acısı derelerini alır. Kuzeye yöneldikten sonra Budaközü Çayı’ nı alır. Kızılımak’ a karışır. Az engebeli yerlerden, geniş bir vadi tabanına akar. Yaz sonunda suları iyice azalır.

3.5. KARADENİZ BÖLGESİ’ NDE Kİ AKARSULAR

3.5.1. KIZILIRMAK

Adını akarsu yatağının tabanında bulunan, 3. zaman ortalarında çökelmiş Kırmızı renkteki kumlu-killi tortudan alır. Sivas’ ın Zara ilçesinin doğusundaki Kızıl ve Dumanlı Dağları’ ndan kaynaklanır. Batıya doğru akarak İmranlı ve Zara önünden geçer. Hafik yönünde güneybatıya yönelir. Sivas’ ın 2 km. güneyinde soldan Tecer Suyu’ nu, sağdan Kanlıırmak’ ı alır. Daha sonra güneybatıya doğru akışını sürdüren Kızılırmak, Kaseri’ nin 30 km. güneyinden geçer ve soldan Karasu’ yu alır. Avanos önünde en güney noktasına varan ırmak, doğrultu değiştirir; önce batıya, Gülşehir önünde de kuzeye yönelir. Kırşehir’ in 17 km. güneyinden geçip kuzeye doğru akar. Bu bölgedeki darboğazlarda ırmak üzerinde iki büyük baraj kuruludur: Hirfanlı ve Kesikköprü barajlarından sonra güney-kuzey doğrultusunda Kalecik önlerinde kuzeydoğuya akar. Çankırı’ nın güneydoğusunda, soldan Acısu ile, sağdan en uzun kolu olan Delice ırmakla bileşir. Kuzey Anadolu dağları arasından geçip Tosya Ovası’ ndan gelen Devrek Çayı’ nı aldıktan sonra set bir kıvrımla kuzeydoğuya döner ve Gökırmak’ la birleşir. Hemen sonra keskin bir dirsekle önce güneydoğu, sonra kuzeydoğu doğrultusunda bir yaya çizen ırmak ormanlık dar boğazlardan geçer. Bafra önünde büyük bir delta ovası oluşturur ve tek bir kol halinde Bafra Burnu’ ndan Karadeniz’ e dökülür. Akışı oldukça düzensiz olan ve havza alanı 78 180 km2’, uzunluğu 1335 km.’ yi bulan Kızılırmak’ ın suları yazın alçalarak Ağustos’ ta en düşük düzeye iner. Şubat ayından sonra sürekli yükselen su düzeyi Nisan ayında en yüksek noktasına ulaşır.

3.5.2. YEŞİLIRMAK

Sivas’ ta Kösedağ’ ın 2801 m. Yükseltili batı yamaçlarından kaynaklanan Tozanlı (Yeşilırmak), Tokat Dağları’ ndan doğan Çekerek ve Gümüşhane’ den doğan Kelkit Irmağı’ nın birleşmesi ile oluşur. Havzası 36114 km2’ dir. Tozanlı Çayı, Sivas ve Tokat illerinde aktıktan sonra, bir süre Tokat-Amasya il sınırını çizer. Önce Çekerek sonra Kelkit Irmağı ile birleşir. Samsun topraklarına girmeden önce Canik Dağları’ nda küçük ovalar ve darboğazların yer aldığı ormanlık bir bölgeden geçer. Buradan sonra Çarşamba Ovası’ na ulaşır ve Samsun il sınırları içinde kuzeye doğru akarak geniş bir delta oluşturur. Irmak, Çarşamba ilçesini ikiye bölerek ovanın kuzeydoğu ucundaki Civa Burnu’ ndan Karadeniz’ e dökülür. Irmağın kıyıda oluşturduğu alüvyon deltasının alanı yaklaşık 1000km2’ dir. Yeşilırmak havzası kuzeyde Karadeniz ve Çoruh, güneyde Fırat ve Kızılırmak, batıda Kzılırmak havzaları ile çevriliridir. Düzensiz akış, zaman zaman taşkınlara ve tarım alanlarının zarar görmesine yol açar. Havzada genellikle tütün ve şekerpancarı tarımı yapılır. Orta Yeşilırmak havzasında 3 büyük vadi vardır. Bu vadiler Karadeniz’ e doğru gidildikçe genişler ve Yeşilırmak Platosu’ nun oluşturur. Platonun doğu ve güneyi yüksek dağlarla çevrilidir. Yeşilırmak’ ın uzunluğu 519 km.’ dir.

3.5.3. SAKARYA IRMAĞI

Afyonkarahisar’ ın kuzeydoğusunda Emirdağ ve Beydağların eteklerinde küçük dereler ve Sakaryabaşı pınarı denen gür akışlı kaynak bölgesinden doğar. Önce kuzeye doğru akarak İç Anadolu Bölgesi’ ne girdikten sonra asıl vadisine iner ve doğuya doğru ilerlemeye başlar. Arayit Dağı’ nı güney ve doğudan çevreleyerek kuzeye döner. Bu akış yönünde sol taraftan en uzun kolu Porsuk, sağ taraftan Ankara ve Kırmir çaylarını alan Sakarya, Sündiken Dağları’ nı doğu ve kuzeyden çevreleyerek batıya döner. Batıya dönme yerinde kurulan Sarıyar Baraj’ ı, gerisinde 48 km2’lik bir yapay göl oluştururken göl alanının az ilerisinde daha küçük ölçekli Gökçekaya baraj gölü başlar. Bilecik yakınlarında kuzeye döner. Bu yönde sağdan Göynük, soldan Göksu’ yu alıp Geyve Boğazı’ na girer. Buradan Adapazarı ovasına açılan ırmak, Sapanca Gölü’ nün fazla suyunu da alarak Karadenize’ e dökülür. Özellikle ilkbaharda çok bol su taşıyan Sakarya ırmağının 58 000 km2’ lik bir su toplama alanı 824 km.’ lik uzunluğu vardır.

3.5.4. ÇORUH IRMAĞI

Mescit dağ kütlesinin batı yamaçlarından doğup, önce güneybatı yönünde akar. Bayburt yakınlarında kuzeye doğru yönelir. Hart Ovası’ nda Pulur Suyu’ nu aldıktan sonra, birden doğuya döner; Çoruh dağları arasında daralıp genişleyen oluk biçimindeki vadiden akarak kuzeydoğuya yönelir. Oltu Çayı’ nın Tortum Suyu’ nu, Artvin yakınlarında Berta-Şavşat Suyu’ nu aldıktan sonra kuzeybatıya döner ve Muratlı yakınlarında Gürcistan’ a geçer. Kimi kesimler ulaşıma elverişli ırmağın Türkiye sınırları içerisindeki uzunluğu 450 km. dolayındadır.

3.6. DOĞU ANADOLU BÖLGESİ’ NDEKİ AKARSULAR

3.6.1. ARAS IRMAĞI

Bingöl Dağı’ ndan doğar. Erzurum-Kars yaylasının güneydoğusundan geçerek, doğuya yönelir. Soldan aldığı Arpaçayı ile sınır çizerek Hazar denizi’ ne dökülür. Aras’ ın suyu ilkbaharda en yüksek seviyesine ulaşır, yaz sonunda alçalır. Erzurum’ un güneyindeki Karagöl, Nalbant, Palandöken, Yıldırım, Sakaltutan gibi dağlardan aldığı kollarla büyüyen Aras, Iğdır Ovası’ nda Abaran, Zengi, Zengimar, Vadi, Nahcivan, Karasu gii çay ve ırmaklarla beslenir. Aras Irmağı’ nın Türkiye toprakları içinde uzunluğu 548 km. bütün uzunluğu ise 1059 km.’ dir.

3.6.2. KARASU

Murat Suyu ile birlikte Fırat’ ı oluşturan ırmağın uzunluğu 160 km.’ dir. Erzurum Ovası’ nın kuzeydoğusundaki Dumlu Dağı’ ndan doğar, batıya doğru akarak Gürcü Boğazı’ ndan geçip Erzurum Ovası’ na iner. Ovanın batısında Serçene Deresi’ ni aldıktan sonra Aşkale Boğazı’ ndan Erzincan İl sınırına girer. Önce güneye sonra güneybatıya yönelerek Tercan düzlüklerini aşar. Tercan ilçesinin güneybatısında Tuzla Suyu’ nu alır. Ardından batıya doğru akışını sürdürerek, Erzincan’ı baştan başa kat eder. Munzur Dağları’ nın kuzeybatısından set bir dirsekle güneye döner. Keban’ ın 12 km. kuzeyinde Murat Suyu ile birleşerek Fırat’ ı oluşturur.

3.6.3. MURAT SUYU

Karasu ile birlikte Fırat Irmağı’ nın oluşturan akarsu 722 km’ dir. Van Gölü’ nün kuzeyinde Aladağ’ dan doğar. Bingöl Dağları’ ndan inen Hınıs Suyu’ nun Nemrut Dağları’ ndan inen Karasu’ yun, Bingöl il topraklarında Gönük Çayı’ nın, Elazığ topraklarında Harinket Suyu ve Munzur-Peri sularını aldıktan sonra Keban Baraj Gölü’ ne dökülür.

3.6.4. BOTAN ÇAYI (ULUÇAY)

Hakkari’ nin kuzeyindeki dağlık kesimlerden kaynaklanır. Siirt’ in güneybatısında Bitlis Çayı ile birleşir. Bu kesimlerde Buhtan Çayı ile de bilinen Botan Çayı güneye doğru yönelip Til yakınlarında Dicle Irmağı’ na karışır. Uzunluğu 268 km.’ dir.



3.7. GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ’ NDEKİ AKARSULAR

3.7.1. FIRAT

Anadolu’ da doğup, Suriye’ nin doğu bölgelerinden ve Irak’ tan geçip Elkurna’ da Dicle ile birleşerek Şattülarap adı ile Basra körfezine dökülür. Tüm uzunluğu 2780 km., Türkiye sınırları içerisindeki uzunluğu 1263 km.’ dir. Fırat, Karasu ve Murat suyunun birleşmesi ile oluşur. Karasu Erzurum’ un kuzeydoğusunda yer alan Dumlu Dağı’ ından doğar. Erzurum ve Erzincan ovalarından, Munzur’ un kuzeyindeki darboğazlardan geçerek Elazığ il sınırları içine irer. Murat Suyu Van Gölü’ nün kuzeyindeki Aladağ’ ın kuzey eteklerinde doğar. Karaköse’ den geçtikten sonra Elazığ topraklarına girer. Bu iki ırmak Keban ilçesinin kuzeyinde 675 km2’ lik Keban Baraj Gölü’ ne döküldükten sonra Fırat’ ı oluştururlar. Fırat önce güney, sonra güneybatı yönünde akar. Malatya Ovası’ nın doğu kenarından geçerken Kuruçay ve Takmaçay’ ını alır. Malatya, Elazığ sınırını izleyerek Gerger önlerinde Adıyaman’ a girer. Kahda Suyu ve Göksu’ u aldıktan sonra güneye yönelir. Carablus demiryolu köprüsü altından geçerek, Suriye’ ye girer. Burada ve Irak’ ta yarı çöl topraklarda akar, suları oldukça azalmış olarak Basra Körfezi’ ne dökülür. Fırat’ ın suları kışın yağışların etkisi ile yükselerek zaman zaman taşkınlara yol açar. Ekim ayına doğru oldukça azalır.

3.7.2. DİCLE IRMAĞI

Anadolu topraklarında doğup Diyarbakır ve U_Irak’ tan geçtikten sonra Fırat Irmağı ile birleşip Şattülarap adı altında Basra Körfezi’ ne dökülür. Tüm uzunluğu 1900 km. olan Dicle’ inin 523 km.’ lik bölümü Türkiye sınırları içindedir. Elazığ’ ın güneydoğusunda Gölcük Gölü’ nden (Hazar Gölü) doğar. Maden Dağları’ nı derin bir yarma vadiye geçtiği kesimlerde adı Maden Çayı’ dır. Maden kasabasını geçtikten sonra güneye yönelerek Diyarbakır yakınında bir dirsek oluşturarak doğuya döner. Bu kesimde Anbar Çayı, Kuruçay, Hazro Çayı’ nı, Raman dağı yakınlarında Batman Suyu’ nu alarak doğuya doğru akışını sürdürür. Siirt’ in güneybatısında en uzun kolu Botan Çayı’nı alarak güneye döner. Cizre kasabası önünden Habur Suyu kavşağına dek 40 km. boyunca Türkiye-Suriye sınırını çizerek Irak topraklarına girer. Aşağı Musul’ da Hakkari bölgesinden gelen büyük ve küçük Zap sularını alır. Basra’ nın 64 km. yukarısında El-Kurna’ da Fırat’ la birleşip Basra Körfezi’ ne dökülür. Dicle’ nin suları yağışın az olduğu yaz sonlarında azalır. Irmağın yukarı çığırında, dağlarda bulunan karların erimesiyle Nisan-Mayıs aylarında suları çoğalır. Bağdat yakınlarında ortalama debisi 1240 m3/s dir, bu kesimde kurak ve yağışlı mevsimler arasında büyük debi farkları görülür. Debisi ya sonunda 337 m3/s iken ilk baharda 3000 m3/s’ yi aşar.






KESİKKÖPRÜ BARAJI
Ankara Barajın Yeri
Sulama ve enerji Amacı
1959 - 1966 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Toprak +Kaya Gövde dolgu tipi
900 000 m3 Gövde hacmi
49.10 m Yükseklik (talvegden)
95.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
6.50 km2 Normal su kotunda göl alanı
11 860 ha Sulama alanı
76 MW Güç
250 GWh Yıllık üretim

ÇUBUK I BARAJI
Ankara Barajın Yeri
İçme-kullanma ve sanayi suyu temini, taşkın kontrolü Amacı
1930 -1936 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Beton ağırlık Gövde dolgu tipi
120 000 m3 Gövde hacmi
25 m Yükseklik (talvegden)
12.50 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
0.94 km2 Normal su kotunda göl alanı
3 hm3 Yıllık içme suyu
GÖLBAŞI BARAJI
Bursa Barajın Yeri
Sulama, Taşkın kontrolü Amacı
1933-1938 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Toprak Gövde dolgu tipi
320 000 m3 Gövde hacmi
10.70 m Yükseklik (talvegden)
12.75 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
1.74 km2 Normal su kotunda göl alanı
2 100 ha Sulama alanı

ELMALI BARAJI
İstanbul Barajın Yeri
İçme,kullanma ve sanayi suyu temini Amacı
1952 - 1955 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Beton Ağırlık Tipi
103 000 m3 Gövde hacmi
42.50 m Yükseklik (talvegden)
10.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
---- Normal su kotunda göl alanı
10 hm3 Yıllık içme suyu

SARIYAR BARAJI
Ankara Barajın Yeri
Enerji Amacı
1950 - 1956 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Beton Ağırlık Tipi
568 000 m3 Gövde hacmi
90.00 m Yükseklik (talvegden)
1 900.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
83.83 km2 Normal su kotunda göl alanı
160 MW Güç
400 GWh Yıllık üretim
SEYHAN BARAJI
Adana Barajın Yeri
Sulama, Taşkın kontrolü, Enerji Amacı
1953 - 1956 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Toprak Gövde dolgu tipi
7 500 000 m3 Gövde hacmi
50.70 m Yükseklik (talvegden)
1 200.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
67.82 km2 Normal su kotunda göl alanı
174 000 ha Sulama alanı
59 MW Güç
350 GWh Yıllık üretim

KEMER BARAJI
Aydın Barajın Yeri
Sulama, Taşkın kontrolü,Enerji Amacı
1954-1958 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Beton Ağırlık Tipi
740 000 m3 Gövde hacmi
180.50 m Yükseklik (talvegden)
544.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
14.75 km2 Normal su kotunda göl alanI
27 263 ha Sulama alanı
48 MW Güç
143 GWh Yıllık üretim
HİRFANLI BARAJI
Kırşehir Barajın Yeri
, Enerji, Taşkın kontrolü Amacı
1953 - 1959 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Kaya Gövde dolgu tipi
2 000 000 m3 Gövde hacmi
78.00 m Yükseklik (talvegden)
5 980.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
263.00 km2 Normal su kotunda göl alanı
128 MW Güç
400 GWh Yıllık Üretim


DEMİRKÖPRÜ BARAJI
Manisa Barajın Yeri
Sulama, Taşkın kontrolü, Enerji Amacı
1954 - 1960 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Toprak Gövde dolgu tipi
4 300 000 m3 Gövde hacmi
74.00 m Yükseklik (talvegden)
1 320.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
47.66 km2 Normal su kotunda göl alanı
99 220 ha Sulama alanı
69 MW Güç
193 GWh Yıllık üretim

APA BARAJI
Konya Barajın Yeri
Sulama Amacı
1958 - 1962 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Toprak Gövde dolgu tipi
1 327 000 m3 Gövde hacmi
29.80 m Yükseklik (talvegden)
169.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
12.60 km2 Normal su kotunda göl alanı
97 015 ha Sulama alanı

ÇUBUK II BARAJI
Ankara Barajın Yeri
İçme kullanma ve sanayi temini Amacı
1961 - 1964 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Toprak Gövde dolgu tipi
1 100 000 m3 Gövde hacmi
61.00 m Yükseklik (talvegden)
24.60 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
1.20 km2 Normal su kotunda göl alanı
38 hm3 Sulama alanı

ALMUS BARAJI
Tokat Barajın Yeri
Sulama, Taşkın kontrolü Enerji Amacı
1958 - 1966 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Toprak Gövde dolgu tipi
3 405 000 m3 Gövde hacmi
78.00 m Yükseklik (talvegden)
950.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
31.00 km2 Normal su kotunda göl alanı
21 350 ha Sulama alanı
27 MW Güç
99 GWh Yıllık üretim


KURTBOĞAZI BARAJI
Ankara Barajın Yeri
, Sulama,içme- kullanma ve sanayi suyu temini Amacı
1963 - 1967 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Toprak Gövde dolgu tipi
834 000 m3 Gövde hacmi
52.60 m Yükseklik (talvegden)
101.50 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
5.50 km2 Normal su kotunda göl alanı
3 780 ha Sulama alanı
67 hm3 Yıllık içme suyu

ÇAYGÖREN BARAJI
Balıkesir Barajın Yeri


Sulama, Taşkın kontrolü, İçme-kullanma ve sanayi suyu temini Amacı
1966 -1971 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Toprak Gövde dolgu tipi
3 412 000 m3 Gövde hacmi
52.50 m Yükseklik (talvegden)
130.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
7.25 km2 Normal su kotunda göl alanı
17 208 ha Sulama alanı
1 hm3 Yıllık içme suyu
KOZAN BARAJI
Adana Barajın Yeri
Sulama Amacı
1967 -1972 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Toprak+Kaya Gövde dolgu tipi
1 680 000 m3 Gövde hacmi
78.50 m Yükseklik (talvegden)
163.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
8.02 km2 Normal su kotunda göl alanı
10 220 ha Sulama alanı

KARTALKAYA BARAJI
K.Maras Barajın Yeri
Sulama, İçme-kullanma ve sanayi suyu temini Amacı
1965 -1972 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Toprak Gövde dolgu tipi
1 452 000 m3 Gövde hacmi
56.00 m Yükseklik (talvegden)
195.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
11.25 km2 Normal su kotunda göl alanı
31 480 ha Sulama alanı
45 hm3 Yıllık içme suyu

PORSUK BARAJI
Eskişehir Barajın Yeri
Sulama, Taşkın kontrolü, İçme-kullanma ve sanayi suyu temini Amacı
1966 -1972 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Beton ağırlık Gövde dolgu tipi
224 000 m3 Gövde hacmi
49.70 m Yükseklik (talvegden)
431.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
23.40 km2 Normal su kotunda göl alanı
41 020 ha Sulama alanı
206 hm3 Yıllık içme suyu

ÖMERLİ BARAJI
İstanbul Barajın Yeri
İçme-kullanma ve sanayi suyu temini Amacı
1968 -1972 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Toprak Gövde dolgu tipi
2 198 000 m3 Gövde hacmi
52.00 m Yükseklik (talvegden)
386.50 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
23.10 km2 Normal su kotunda göl alanı
180 hm3 Yıllık içme suyu

GÖKÇEKAYA BARAJI
Eskişehir Barajın Yeri
Enerji Amacı
1967 -1972 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Beton kemer Tipi
650 000 m3 Gövde hacmi
115.00 m Yükseklik (talvegden)
910.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
20.00 km2 Normal su kotunda göl alanı
278 MW Güç
562 GWh Yıllık üretim

TAHTAKÖPRÜ BARAJI
Kilis Barajın Yeri
Sulama Amacı
1967 -1975 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Toprak Gövde dolgu tipi
2 142 000 m3 Gövde hacmi
43.50 m Yükseklik (talvegden)
200.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
23.40 km2 Normal su kotunda göl alanı
11 575 ha Yıllık içme suyu


KEBAN BARAJI
Elazığ Barajın Yeri
Enerji Amacı
1965 -1975 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Beton ağırlık+Kaya Tipi
15 585 000 m3 Gövde hacmi
163.00 m Yükseklik (talvegden)
31 000.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
675.00 km2 Normal su kotunda göl alanı
1 330 MW Güç
6 000 GWh Yıllık üretim

AFŞAR BARAJI
Manisa Barajın Yeri
Sulama, Taşkın kontrolü Amacı
1973 - 1977 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Toprak Gövde dolgu tipi
3 166 000 m3 Gövde hacmi
43.50 m Yükseklik (talvegden)
69.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
5.25 km2 Normal su kotunda göl alanı
13 500 ha Yıllık içme suyu

SÜLOĞLU BARAJI
Edirne Barajın Yeri
Sulama, Taşkın kontrolü Amacı
1975 - 1980 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Toprak Gövde dolgu tipi
907 000 m3 Gövde hacmi
48.75 m Yükseklik (talvegden)
33.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
2.88 km2 Normal su kotunda göl alanı
3 986 ha Yıllık içme suyu



KARAİDEMİR BARAJI
Tekirdağ Barajın Yeri
Sulama, Taşkın kontrolü Amacı
1975 - 1980 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Toprak Gövde dolgu tipi
2641 000 m3 Gövde hacmi
25.00 m Yükseklik (talvegden)
120.30 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
15.50 km2 Normal su kotunda göl alanı
11 840 ha Sulama Alanı

HASANAUGURLU BARAJI
Samsun Barajın Yeri
Enerji Amacı
1971 - 1981 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Kaya Gövde dolgu tipi
9223 000 m3 Gövde hacmi
135.00 m Yükseklik (talvegden)
1 073.75 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
22.66 km2 Normal su kotunda göl alanı
500 MW Güç
1 217 GWh Yıllık üretim

SEVİŞLER BARAJI
Manisa Barajın Yeri
Sulama Amacı
1977-1981 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Toprak Gövde dolgu tipi
4130 000 m3 Gövde hacmi
59.50 m Yükseklik (talvegden)
127.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
6.05 km2 Normal su kotunda göl alanı
7000 ha Sulama Alanı

GÜZELHİSAR BARAJI
İzmir Barajın Yeri
İçme kullanma ve sanayi suyu temini Amacı
1975 - 1981 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Toprak + Kaya Gövde dolgu tipi
3205 000 m3 Gövde hacmi
77.00 m Yükseklik (talvegden)
158.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
5.80 km2 Normal su kotunda göl alanı
126 hm3 Yıllık içme suyu


SUATUĞURLU BARAJI
Samsun Barajın Yeri
Sulama, Enerji Amacı
1975-1981 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Kaya Gövde dolgu tipi
2 151 000 m3 Gövde hacmi
38.00 m Yükseklik (talvegden)
182.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
9.70 km2 Normal su kotunda göl alanı
83 312 ha Sulama alanı
46 MW Güç
273 GWh Yıllık üretim

ALİBEY BARAJI
İstanbul Barajın Yeri
İçme - kullanma ve sanayi suyu temini Amacı
1975 - 1983 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Toprak Gövde dolgu tipi
1927 000 m3 Gövde hacmi
28.00 m Yükseklik (talvegden)
66.80 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
4.66 km2 Normal su kotunda göl alanı
39 hm3 Yıllık içme suyu

DEMİRTAŞ BARAJI
Bursa Barajın Yeri
Sulama Amacı
1977 - 1983 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Toprak +Kaya Gövde dolgu tipi
1780 000 m3 Gövde hacmi
45.00 m Yükseklik (talvegden)
14.48 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
0.95 km2 Normal su kotunda göl alanı
2 160 ha Sulama alanı

ARPAÇAY BARAJI
Kars Barajın Yeri
Sulama Amacı
1975 - 1983 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Beton Ağırlık Tipi
156 000 m3 Gövde hacmi
47.00 m Yükseklik (talvegden)
525.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
41.80 km2 Normal su kotunda göl alanı
40 420 ha Sulama alanı

ASLANTAŞ BARAJI
Adana Barajın Yeri
Sulama, Taşkın kontrolü , Enerji Amacı
1975 - 1984 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Toprak Gövde dolgu tipi
8 493 000 m3 Gövde hacmi
78.00 m Yükseklik (talvegden)
1 150.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
49.00 km2 Normal su kotunda göl alanı
149 849 ha Sulama alanı
138 MW Güç
569 GWh Yıllık üretim

BERDAN BARAJI
İçel Barajın Yeri
Sulama, İçme - kullanma ve sanayi suyu temini Amacı
1975 - 1984 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Toprak Gövde dolgu tipi
1 928 000 m3 Gövde hacmi
41.00 m Yükseklik (talvegden)
87.50 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
6.70 km2 Normal su kotunda göl alanı
27 050 ha Sulama alanı
66 hm3 Yıllık içme suyu

OYMAPINAR BARAJI
Antalya Barajın Yeri
Enerji Amacı
1977 -1984 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Beton kemer Tipi
676 000 m3 Gövde hacmi
157.00 m Yükseklik (talvegden)
300.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
4.70 km2 Normal su kotunda göl alanı
540 MW Güç
1 620 GWh Yıllık üretim

ÇAMLIDERE BARAJI
Ankara Barajın Yeri
İçme-kullanma ve sanayi suyu temini Amacı
1976 -1985 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Kaya Gövde dolgu tipi
2 487 000 m3 Gövde hacmi
101.70 m Yükseklik (talvegden)
1 226.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
32.00 km2 Normal su kotunda göl alanı
150 hm3 Yıllık içme suyu

KARKAMIŞ BARAJI
Maraş Barajın Yeri
Enerji,Taşkın kontrolü Amacı
1996-1999 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Toprak Dolgu Tipi
2 100 000 m3 Gövde hacmi
21.200 m Yükseklik (talvegden)
157.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
28.40 km2 Normal su kotunda göl alanı
189 MW Güç
652.5 GWh Yıllık Üretim

ÖZLÜCE BARAJI
Bingöl Barajın Yeri
Enerji Amacı
1985 - 1999 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Kaya Tipi
14 600 000 m3 Gövde hacmi
124 m Yükseklik (talvegden)
1 075.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
25.80 km2 Normal su kotunda göl alanı
170 MW Güç
413 GWh Yıllık üretim


KAYALIKÖY BARAJI
Kırklareli Barajın Yeri
Sulama, Taşkın kontrolü Amacı
1981-1986 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Toprak+Kaya Gövde dolgu tipi
1 629 000 m3 Gövde hacmi
68.70 m Yükseklik (talvegden)
149.89 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
10.20 km2 Normal su kotunda göl alanı
14 716 ha Sulama alanı

AĞCAŞAR BARAJI
Kayseri Barajın Yeri
Sulama Amacı
1979-1986 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Toprak Gövde dolgu tipi
239 103 m3 Gövde hacmi
25,00 m Yükseklik (talvegden)
66,06 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
4,17 km2 Normal su kotunda göl alanı
15500 ha Sulama alanı


ÇATÖREN BARAJI
Eskişehir Barajın Yeri
Sulama Amacı
1983 –1987 İnşaatın (başlama-bitiş) yılı
Toprak Gövde dolgu tipi
499 000 m3 Gövde hacmi
32.00 m Yükseklik (talvegden)
47.00 hm3 Normal su kotunda göl hacmi
4.04 km2 Normal su kotunda göl alanı
10 816 ha Sulama alanı

16/12/2007 2:17 pm
DÜNYANIN EN BÜYÜK NEHİRLERİ
Dünyanın büyük nehirleri


İsim- Yer

Nil /Afrika
Niger/ Batı Afrika
Congo/ Orta Afrika
Zambezi/ Zambiya
Amazon /Güney Amerika
Paraná Brezilya/Arjantin
Orinoco /Venezüella
Mackenzie /Kanada
Yukon /Kanada
Mississippi/ ABD
Rio Grande ABD/Meksika
Colorado/ ABD
Dicle/FIrat Ortadoğu
Darling /Avustralya
Yangtze /Çin
Yellow/ Çin
Mekong/ Güneydoğu Asya
Ganges/ Himalayalar
Volga /Rusya
Danube/ Almanya
Sen Nehri/ Fransa
Thames /İngiltere
Arno /İtalya
 

16/12/2007 2:18 pm
DÜNYANIN EN BÜYÜK ÇÖLLERİ
Dünyanın büyük nehirleri


İsim- Yer

Nil /Afrika
Niger/ Batı Afrika
Congo/ Orta Afrika
Zambezi/ Zambiya
Amazon /Güney Amerika
Paraná Brezilya/Arjantin
Orinoco /Venezüella
Mackenzie /Kanada
Yukon /Kanada
Mississippi/ ABD
Rio Grande ABD/Meksika
Colorado/ ABD
Dicle/FIrat Ortadoğu
Darling /Avustralya
Yangtze /Çin
Yellow/ Çin
Mekong/ Güneydoğu Asya
Ganges/ Himalayalar
Volga /Rusya
Danube/ Almanya
Sen Nehri/ Fransa
Thames /İngiltere
Arno /İtalya

16/12/2007 2:21 pm
DÜNYANIN EN YÜKSEK DAĞLARI(KITALARA GÖRE)
Kıtalara göre en yüksek dağlar

Kıta Adı Yükseklik (m) Ülke
Avustralya Kosciusko 2,228 Avustralya

Antarktika Vinson Massif 5,140
Güney Amerika Aconcagua 6,960 Arjantin

Kuzey Amerika Mt. McKinley 6,194 Alaska

Asya Everest 8,848 Çin
Afrika Kilimanjaro 5,895 Tanzanya

Avrupa Mt. Blanc 4,807 Fransa
Avrupa/Asya Gora El'brus 5,642 Rusya

16/12/2007 2:21 pm
DÜNYANIN EN KALABALIK ÜLKELERİ
Ülke Nüfus (Milyon)

Çin 1,237
Hindistan 984
ABD 270
Endonezya 213
Brezilya 170
Rusya 147
Pakistan 135
Bangladeş 127
Japonya 126
Nijerya 110
 

16/12/2007 2:22 pm
DÜNYANIN EN GENİŞ ÜLKELERİ
 
Alan Olarak En Geniş Ülkeler

Ülke Büyüklük (milyon km²)

Rusya 17.0
Kanada 10.0
Çin 9.6
ABD 9.3
Brezilya 8.5
Avustralya 7.7
Hindistan 3.3
Arjantin 2.8
Kazakistan 2.7
Sudan 2.5

16/12/2007 2:24 pm
DÜNYANIN EN KALABALIK ŞEHİRLERİ
 
En kalabalık şehirler (şehir sınırları)


Şehir Nüfus (milyon)

Seul 10.0
Mexico City 9.8
Sao Paulo 9.3
Bombay 9.1
Moskova 8.8
Jakarta 8.2
Tokyo 8.1
Shanghai 7.5
New York 7.3
Delhi 7.2

16/12/2007 2:25 pm
DÜNYANIN EN BÜYÜK GÖLLERİ
En büyük göller


İsim Yer Büyüklük (km²)

Hazar Denizi Orta Asya 394.299
Superior ABD/Kanada 82.414
Victoria Tanzanya/Uganda 69.485
Aral Kazakistan/Özbekistan 66.457

Huron ABD/Kanada 59.596
Michigan ABD/Kanada 58.016
Tanganyika Tanzanya/Kongo 32.893
Baikal Rusya 31.500
Great Bear Kanada 31.080

16/12/2007 2:26 pm
DÜNYANIN EN BÜYÜK ADALARI
En büyük adalar


İsim Yer Büyüklük (km²)
Grönland Kuzey Atlantik 2.175.597

Yeni Gine Güneybatı Pasifik 820.033

Borneo Batı Pasifik 743.107
Madagaskar Hint Okyanusu 587.042
Baffin Kuzeydoğu Atlantik 476.068

Sumatra Hint Okyanusu 473.605
Honshu Japon Denizi 230.316
ıngiltere Kuzey Atlantik 229.883
Ellesmere Kuzey Buz Denizi 212.688

Victoria Kuzey Buz Denizi 212.199

16/12/2007 2:27 pm
DÜNYANIN EN UZUN BİNALARI
En uzun binalar


Bina Yer Kat Yükseklik (m)
Suyong Bay Tower Pusan, S. Korea 88 462

Shanghai World Financial Center Shanghai 95 459

Petronas Tower Kuala Lumpur 88 452

Sears Tower Chicago 110 441
Sudirman Office Cakarta 81 426
Jin Mao Building Shanghai 88 420
World Trade Center New York 110 416

Plaza Rakyat Kuala Lumpur 77 382
Empire State Building New York 102 381

Central Plaza Hong Kong 78 373

16/12/2007 2:27 pm
DÜNYANIN EN UZUN KÖPRÜLERİ
En uzun köprüler


İsim
Yer
Uzunluk (m)

Akashi
Kaikyo Hyogo, Japonya
1,990

Storebælt
Danimarka
1,624

Humber Hull
ıngiltere
1,410

Jiangyin Yangtze
Çin
1,385

Tsing Ma Bridge
Hong Kong
1,377

Verrazano-Narrows
New York Körfezi
1,298

Golden Gate
San Fransisko Körfezi
1,280

High Coast Bridge
Västernorrland, ısveç
1,210

Mackinac Straits
Michigan / ABD
1,158
 

16/12/2007 2:32 pm
DÜNYADAKİ BAZI ENLER VE İLKLER
EN BÜYÜK ÜLKE
Rusya 17.045.400 kmkarelik yüzölçümüne sahiptir.

EN KÜÇÜK ÜLKE
Vatikan yaklaşık 27 dönümdür.Ülke haritasında evler bile çok belirgindir.

İLK DÜNYA HARİTASI
M.S 150 yılında Ptolemaios tarafından çizildi.

KUZEY KUTBUNA İLK ULAŞAN
1909’da Robert Peary’nin Kuzey Kutbu’na ulaşan ilk insan olduğu söylense de bu konuda kesin deliller yoktur.Kutba ulaştığını ilk belgeleyen ve ispatlayan ise 1968’de Ralph Plaisted’dır.

GÜNEY KUTBU’NA İLK ULAŞAN
1911’de Norveçli Ronald Amundsen ve ekibi,güney kutbuna ilk ulaşan insanlardır.

HER İKİ KUTBA DA GİDEN KİŞİ
Amerikalı David Porter,1970’de Güney Kutbu’na,1979’da Kuzey Kutbu’na ulaşmıştır.

EN KALABALIK ÜLKE
Çin, 1.285.000.000 kişi ile en kalabalık ülkedir.

EN KALABALIK ŞEHİR
Tokyo’da 27 milyon insan yaşamaktadır.

EN DERİN YER
Filipinler yakınlarındaki Mariana Çukuru’nun derinliği 11020 metredir.

EN ÇOK KOMŞUSU OLAN ÜLKE
Çin’in 14 komşusu vardır:Kore,Rusya Federasyonu,Moğolistan,Kazakistan,Kırgızistan,T aci kistan,Afganistan,Pakistan,Hindistan,Nepal,Bhutan, Burma,Laos ve Vietnam…

EN UZUN NEHİR
Mısır’a tarih boyu hayat veren Nil,6648 km uzunluktadır.

AVRUPA’NIN EN YÜKSEK YERİ
Elbruz.5633 metre.

AFRİKA’NIN EN YÜKSEK YERİ
Kilimanjaro.5895 metre.

KUZEY AMERİKA’NIN EN YÜKSEK YERİ
McKinley.6194 metre.

GÜNEY AMERİKA’NIN EN YÜKSEK YERİ
Acongagua.6960 metre.

AVUSTRALYA’NIN EN YÜKSEK YERİ
Kosciusko.2228 metre.

ANTARKTİKA’NIN EN YÜKSEK YERİ
Vinson Masif.4898 metre.

EN YÜKSEK ÇAĞLAYAN
Venezüella’daki Angel Çağlayanı 978 metreden akar.

EN BÜYÜK KITA
Asya kıtası 44.500.000 kmkarelik yüzölçümüyle en büyük kıtadır.

EN BÜYÜK ÇÖL
Afrika’nın kuzeybatısındaki Büyük Sahra Çölü, 8.500.000 kmkaredir.

EN BÜYÜK DENİZ
Büyük (Pasifik) Okyanus.166.000.000 kmkare.

GRÖNLAND’A GİDEN İLK DENİZCİ
Ulfsson,900 yılında Grönland’ı keşfetti.

AMERİKA KITASI’NA İLK ULAŞAN
Christopher Columbus,1492’de Amerika’yı keşfetti.Ancak orayı Hindistan sandığı için tam bir keşif yaptı.Ama Amerigo Vespucci,kıtaya ismini vererek tescilledi.

EN ÇOK KITA GÖREN
Kaptan Cook,Antarktika dışında bütün kıtaları görmüştür.

EN ÇOK YAĞMUR ALAN YER
Hawaii’deki Waiale dağında yılın 350 günü yağmur yağar.

EN BÜYÜK DEPREM
1556 yılında Çin’de meydana gelen depremde yaklaşık 850.000 kişi ölmüştür.

EN YÜKSEK FAAL YANARDAĞ
Antofalla yanardağı 6450 metre yüksekliktedir.

EN YÜKSEK YARI FAAL YANARDAĞ
Zaman zaman harekete geçen en yüksek yanardağ,Lullaillaco yanardağıdır.Yüksekliği 6723 metredir.

EN YÜKSEK SÖNMÜŞ YANARDAĞ
Acongagua yanardağı 6960 metre yüksekliğindedir.Bu üç volkan da Arjantin sınırları içinde yer alır.

EN BÜYÜK KÖRFEZ
1.500.000 kmkarelik yüzölçümü ile Meksika Körfezi ile en büyük körfezdir.Kıyı uzunluğu 5000 km.yi bulur.

EN BÜYÜK ADA
Danimarka’ya bağlı Grönland çoğunluğu buz olsa da 2.715.000 kmkarelik yüzölçümü ile en büyük adadır.

EN DERİN GÖL
Baykal Gölü’nün bazı noktaları 2 km derinliğe ulaşır.

EN BÜYÜK DEBİ
Saniyede en çok su taşıyan nehir Amazon’dur.Atlas Okyanusu’na saniyede 120.000 ile 200.000 metreküp arası su taşır.

EN UZUN YER ADI
Tayland’ın başkenti Bangkok’un halk arasındaki adı 166 harften oluşur:Krungthep Mahanakhon Bovorn Batanokosin Mahintharayutthaya Mahadilokpop Noparatratchathani Burirom Udomratchanivetmahasathan Amornpiman Avatarnsathit Sakkathatiyavisnukarmprasit.

YAŞANAN EN YÜKSEK YER
Himalayalar’da 5990 metre yüksekte bulunan bir kalede insanlar yaşamaktadır.

EN BÜYÜK TÜNEL
Japonya’daki Akhi Tüneli 13 km’dir.

DÜNYA’YI EN ÇOK GEZEN İNSAN
Amerikalı Jessie Rosdail,hayatı boyunca K.Kore ve bir Fransız sömürgesi hariç tüm ülkeleri görmüştür.

EN DÜZ ÜLKE
Maldiv Adalarının en yüksek yeri denizden 2,5 metre yeksektedir.

EN ENGEBELİ ÜLKE
Lesotho’nun denize en yakın yeri denizden 1380 metre yüksektedir.

EN UZUN ÜLKE SINIRI
ABD-Kanada arasındaki sınır 6416 km boyunca uzanır.

EN KISA ÜLKE SINIRI
Zambia,Zimbabwe,Botswana ve Namibia bir noktada kesişirler.

EN ÇOK DENİZ SINIRI OLAN ÜLKE
Kanada kıyıları 244.000 km uzunluğa sahiptir.

EN AZ DENİZ SINIRI OLAN ÜLKE
Hiç kıyısı olmayan ülkeler haricinde Togo’nun denize 73 km sınırı vardır.

EN KURAK YER
Şili’deki Atacama Çölü’ne en son 400 yıl önce yağmur yağmıştır.

DENİZE EN UZAK YER
Çin’in Sin Kiang eyaletinde bir yer denizden 2400 km uzaklıktadır.

EN UZUN MAĞARA
Kentucky’deki bir mağara 350 km uzunluktadır.

EN SADE MİLLİ BAYRAK
Libya bayrağı sadece yeşil renkten oluşur ve üzerinde hiçbir desen yoktur.

17/12/2007 1:46 pm
COĞRAFİ KEŞİFLER
Avrupalıların çeşitli sebeplerle 15.yüzyılın sonunda bilinmeyen ülkeleri bulmak için yaptıkları gezilere COĞRAFİ KEŞİFLER denir.
Çağlar boyunca yeni ve değişik yerler bulmak amacıyla heyecanlı ve tehlikeli yolculuklara çıkan insanlar bu maceralara türlü nedenlerle atılmışlardır.Zengin olmak, ticaret yapmak, ün kazanmak, serüven tutkusu, belirli dinsel inançları yaymak yada ülkelerine yeni topraklar kazandırmak istemişlerdir.Hangi nedenle olursa olsun, dünyanın bilinmedik yerleri bize, kaşif adı verilen bu gezginlerce kazandırılmıştır.



COĞRAFİ KEŞİFLERİN NEDENLERİ

1-Orta Çağ’da Çin ve Hindistan gibi doğu ülkeleri ile İslam dünyası ve Avrupa arasında ticareti sağlayan iki yol vardı.Bunlardan biri Çin’den başlayarak Türkistan!dan geçip Hazar denizinin doğusuna ulaşan oradan da Kırım ve Trabzon gibi Karadeniz limanlarına ulaşan ipek yolu idi.Diğeri ise;Çin ve Hindistan’dan başlayıp, Hint Okyanusundan geçerek, Basra körfezi veya Kızıldeniz yolu ile Süveyş’e gelip, buradan kara yolu ile Suriye ve Mısır limanlarına ulaşan Baharat yolu idi.
2-Haçlı Seferinden sonra Avrupalılarla Müslümanlar arasındaki ticaret faaliyetleri arttı.Akdeniz limanları canlandı.Özellikle Venedik ve Cenevizli gemiciler İpek ve Baharat yolu ile Karadeniz ve Akdeniz limanlarına gelen İpekli kumaşlar, çeşitli baharatlar, inci, mercan gibi mücevherlerden oluşan lüks tüketim mallarını Avrupa’ya götürüp satıyorlardı.Ancak bu mallar çok fazla el değiştirdiğinden pahalıya mal oluyordu.Avrupalılar bu malları ilk elden almak istiyorlardı.
3- Marko Polo gibi Çin’e kadar giden Avrupalı seyyahlar doğunun zenginliklerini abartarak anlatıyorlardı.Avrupalılar bu zenginliklere sahip olmak istiyorlardı.
4-Baharat Yolu Meklüklerin elindeydi.Fatih’in İstanbul’u almasıyla İpek Yolu’da Osmanlıların eline geçti.Bu durum Avrupalıları Müslüman Türklere bağımlı hale getirdi.Avrupalılar bu bağımlılıktan kurtulmak istiyor, Çin ve Hindistan’a doğrudan ulaşabilecekleri yeni yollar arıyorlardı.
5-Avrupa’da coğrafya bilgisinin artması, yeni düzenli haritaların yapılması, dünyanın yuvarlak olduğu inancının yaygınlaşması hep batıya giderek doğuya ulaşılabileceği fikrini yaygınlaştırdı.
6-Pusulanın bulunması, dayanıklı ve süratli büyük gemilerin yapılması, hurafelere inanmayan cesur gemicilerin yetişmesi ile gemiciler okyanuslara açılmaya , uzun seyahatlere çıkmaya başladılar.Bunun sonunda Coğrafi Keşifler gerçekleşti.





MARKO POLO
(1254-1324)Venedikli gezgin Marko Polo, Çin’e ve Asya’nın çeşitli yerlerine yaptığı gezilerde gördüğü yerleri ve edindiği izlenimleri anlatarak, Avrupa’nın Uzakdoğu uygarlıklarını tanımasını sağlamıştır.
Marko Polo tüccar bir ailenin çocuğuydu.Babası ve amcası Asya’ya ticaret amacıyla yaptıkları yolculuklarda Çin’e kadar gitmiş ve Pekin’de Hint-Türk imparatoru Kubilay Han’ın konuğu olmuşlardı.İtalya’ya dönüşlerinde papaya Kubilay Han’dan bir mektup getirerek, Han’ın Hristıyanlık konusunda bilgi edinmek isteğini ilettiler.İki yıl sonra 1271’de doğuya gitmek için yeniden yola çıkarken 17 yaşındaki Marko Polo’yu da yanlarına aldılar.
Denizyoluyla İskenderun körfezindeki Ayas’a gelen Pololar, Doğu Anadolu ve İran’dan geçerek Basra körfezinde Hürmüz Boğazına vardılar.Deniz yolculuğunu tehlikeli bularak daha güvenli olan İpek Yolu’nu izlemeye karar verdiler.İran ve Afganistan’ı geçip Pamir dağlarını aştılar. Kaşgar, Yarkent, Hotan,Gabi Çölü ve Kuzey Tibet’ten geçerek Çin’e ulaştılar. Onlardan sonra 600 yıl boyunca hiçbir Avrupalı bu yoldan geçemedi.
Marko Polo 3,5 yıl süren bu Asya yolculuğu sırasında gördüklerini sonradan öylesine ayrıntıyla anlatmıştır ki, geçtikleri yerleri neredeyse adım adım izlemek olanaklıdır.Polo’nun yazdıkları kuşaklar boyunca gerçek dışı, çekici öyküler olarak algılandı.Çok sonra Sir Henry Yule ve Sven Hedin gibi gezginler yazılanların doğru olduğunu ortaya koydu.

BAHARAT YOLU
Buhur yolu da denir.Kervanların geçtiği en eski yollardan birisidir.Bu yol Hadramut şehrinin Baharat ormanlarında başlar, Sibve nehrini geçer, Katban’dan Moarab ve Main’e vararak oradan Kızıldeniz’e paralel Neptilerin başşehri olan Petra’ya ve aynı zamanda Mekke’ye varırdı.Burada üç kola ayrılırdı:1.Filistin ve Finike limanlarına Sayda ve Şam şehirlerine; 2.Beyn-ül Nehreyn’den, Ninova’ya;3.’de Sina yarımadasından Mısır’a ulaşırdı.Görünüşte bu yolun can damarı Hadramut ve Yemen’di.Buralarda Moin ve Saba hükümdarları ve onların soyundan gelen Hamir padişahları baharat alışverişini tamamıyla kontrolleri altına almışlardı.Bu yolun çeşitli yerlerinde vergi almak için kaleler kurulmuştu.Çin Hindi’nden ve Afrika’dan ilaçlar, günlük ve baharat bu yoldan Arap yarımadasına gelirdi.Bu yolun adı bundan dolayı Baharat yolu olmuştu.Gemiciliğin Kızıldeniz’de gelişmesiyle Baharat yolu önemini yavaş yavaş kaybetti.

İPEK YOLU
Akdeniz kıyılarından Çin’e dek Asya’yı baştan başa katleden kervan yolu.Hristiyanlık tan önce kullanılan bu ticaret yolu adını, Çin’den gelen ve taşınan başlıca mal olan ipekten alır.Antakya ve Tir’ den başlayan İpek yolu, İran ve Afganistan’ın kuzeyini geçtikten sonra Pamir bölgesine ulaşıyor ve burada,’’Taş kule’’denen bir yerde Doğu ve Batıdan gelen kervanlar arasında alışveriş yapılıyordu.Bakra’da ayrılan bir kol Hindistan’a varıyor, bir başkası da bugünkü Rus Türkistan’ının güneyinden geçiyordu.Çin Türkistan’ında iki yol izleniyordu; Takla Makan çölü, kuzey ve güneyden geçiliyor, daha sonra da iki kol birleşerek Luoyang bölgesine ulaşıyordu.Batıyı Uzakdoğu’ ya, Hindistan’ ı da Çin’e bağlayan İpek yolu, felsefe akımlarıyla dinlerin (buddhacılık) yanı sıra sanat alanında da gelenek ve örneklerin (hallenistik sanat) iletilmesi ve değiş tokuşunda başrolü oynadı.

AMERİKA’NIN KEŞFİ
1492
KRİSTOF KOLOMB
AMERİGO VESPUCCİ (1507)
Yeni bir dünya keşfetme onuru kuşkusuz, gelmiş geçmiş en büyük denizcilerden biri olan Kristof Kolomb’a aittir.Ama burada da bir sorunla karşılaşır.Kolomb genellikle dendiği gibi, sadece efsanevi zenginliklerle dolu Hindistan’a giden bir yol mu arıyordu?Yoksa, Ortaçağ ütopyasından esinlenerek, belki de ‘’cennetin girişi’’ olduğunu düşündüğü yeni bir dünyanın bilinçli bir’’yaratıcısı’’ mıydı? Michel Lequenne, Kolomb’un başvurduğu kitapların sayfa kenarlarına düştüğü notları inceleyerek, bu ikinci varsayımı benimser.Kristof Kolomb son yolculuğunda(1502-1504)Amerika kıstağının bir bölümünün kıyılarını saptadı, ama daha önceden başka denizciler harekete geçmişti:Bristol’lü İngilizlerin hizmetinde çalışan Jean Cabot’un,daha 1497’de ‘’Vinland’’yolunu yeniden bulduğu sanılmaktadır. Cebral’ın güneye yaptığı yolculuğunsa kuşku götürür yanı yoktur: yolculuk, 1500 yılında, gelecekteki Brezilya’nın bir bölümü olan ‘’Gerçek Haç Toprağı’’na, Portekiz kralı Manuel adına el konmasıyla sonuçlandı.Ayrıca, Lizbon sarayının, daha önce gönderilen, ama açıklanmamış olan bazı geziler sayesinde, söz konusu topraklarla ilgili bilgiler edinmiş olduğu düşünülebilir.
Nitekim, Tordesillas antlaşmasıyla(1494), Amerika’nın Eski dünyaya en yakın noktası olduğu sonradan anlaşılan bu kesimde keşfedilecek topraklar Portekiz’e verildi.Güney Amerika kıyılarının Patagonya’ya kadar eksiksiz keşfini, gene Portekizliler hesabına çalışan Amerigo Vespucci gerçekleştirdi.Saint Dieli bir coğrafyacı da, 1507’de yayımladığı bir çalışmasında, Yeni Dünyaya pek de haklı olmayarak Amerigo’nun adını verdi. 1513’te Balboa’nın Amerika kıstağını aşarak Büyük okyanus kıyısına İspanya adına el koyması, keşif tarihinde çok önemli bir dönüm noktasıdır.

KRİSTOF KOLOMB
(Yaklaşık 1451-1506)Ünlü kaşif Kristof Kolomb, Amerika kıtasının bulunmasına ve Avrupa’ya açılmasına öncülük etti.Bununla birlikte yeni kıta adını Kolomb’la aynı dönemde yaşamış ve1497 yada1499’da Güney Amerika’ya ulaşmış olan Amerigo Vespucci adında bir İtalyan’dan aldı.Daha 11 yüzyılda Norveçli Leif Eriksson Kuzey Amerika kıyılarını dolaşmıştı, ama tarihte Amerika’nın keşfedilmesinin onuru Kolomb’a aittir.Ne var ki, Kolomb yepyeni bir kıta keşfetmiş olduğunun farkına varamamıştı.Onun amacı doğudaki baharat ve ipek gibi değerli malların batıya getirilebileceği güvenli bir ticaret yolu bulmaktı.12 Ekim1492’de Bahama adalarından birine çıktığında da bu düşüncesini gerçekleştirmiş olduğunu sandı.(Amerika kıtasını bulan Kristof Kolomb, yepyeni bir kıta keşfettiğinin farkına varamamıştı.)
Kristof Kolomb İtalya’nın Cenova limanında yaşayan yoksul bir dokumacının oğlu olarak dünyaya geldi.Avrupa’nın en işlek limanlarından biri olan Cenova’da tüccarlar çeşitli ülkelerle ticaret yapıyor, karayoluyla Hindistan’dan ve Uzakdoğu’dan gelen pamuk, kumaş ve baharattan başka İngiltere açıklarında avlanan balıkları da kurutulmuş ve tuzlanmış olarak satın alıyorlardı.Kristof Kolomb büyük bir olasılıkla Marko Polo’nun Çin gezisi anılarını okumuş, Leif Eriksson’un yüzyıllar önce yaptığı gizemli deniz yolculuğunun öyküsünü dinlemişti.
Gençliğinde Akdeniz’in doğusuna bir deniz yolculuğuna çıkan Kolomb,baharat ve ipek ticaretinin nasıl yapıldığını öğrenme olanağı bulmuştu.Daha sonra 1476’da kuzeyde İngiltere’ye ve İzlanda’ya kadar gittiği sanılmaktadır.Bu yolculuktan dönüşünde Portekiz’in başkenti Lizbon’a taşındı.O çağda bile hala Dünya’nın dümdüz olduğuna inanan birçok insan vardı.Kolomb ise Dünya’nın küre biçiminde olduğu düşüncesindeydi.Kolomb çeşitli Dünya haritalarının çizimine yardımcı oldu.Bu harita ve çizimlerde Dünya gerçekte olduğundan çok daha küçük, Asya ise çok daha büyük gösteriliyordu.Kolomb Asya’nın doğuya doğru çok fazla uzandığını, bu yüzden de İspanya’dan yola çıkıp batıya doğru yol alarak oldukça kısa bir zamanda Hindistan’a varabileceğini düşündü.’’Hindistan’ın uzaklığını da hesapladı; Hindistan’ın bulunduğu sandığı yer aşağı yukarı Amerika’nın bulunduğu yere denk geliyordu.
Böyle bir yolculuğu tasarlayan ilk insan Kolomb değildi, ne var ki, o zamanki gemilerin küçüklüğü ve yeterli donanıma sahip olmayışı yüzünden böylesine uzun ve tehlikeli bir yolculuğa çıkmayı kimse göze alamıyordu.1480’de artık deneyimli ve kendine güvenli bir denizci olan Kolomb ise Hindistan’a kısa sürede ulaşabileceğini kanıtlayacak bir keşif gezisine önderlik edebileceğine inanıyordu.
Bu yolculuk için gerekli gemileri ve parayı ancak İspanya ve Portekiz hükümdarları sağlayabilirdi.Kolomb ilk önce Portekiz Kralı 2 Joao’ya başvurduysa da önerisi reddedildi.İspanya’nın önemli bir bölümü Magripliler’in altındayken tahta çıkan Fernando ve Isabella ise Kolomb’u içtenlikle kabul ettilerse de, ülkenin içinde bulunduğu kargaşa yüzünden ona yardımcı olamadılar.
Kolomb haritacılık yapan kardeşi Bartolomeo’yla birlikte İngiltere ve Fransa krallarına başvurdu.Ama bu iki kraldan da yardım alamadı.Sonunda ilk başvurudan yedi yıl sonra İspanya kraliçesi Isabella , Kolomb’a yardım edeceğini bildirerek ona amiral sanı verdi.

AMERİGO VESPUCCİ
(1454-1512), İtalyan denizci.Medici ailesinin hizmetinde değişik işlerde çalıştıktan sonra 1491’de aynı ailenin İspanya’da Sevilla’da bulunan gemicilik şirketinde görevlendirildi.Bu dönemde Kristof Kolomb’la tanıştı.1499’da Alonso de Ojeda komutasındaki bir filoyla ilk keşif gezisine çıktı.Yeni bir sefer düzenleme isteğinin İspanya Krallığı tarafından reddedilmesi üzerine 1500’de Portekiz’in hizmetine girdi.Portekiz Kralı 1. Manuel adına 1501’de ikinci keşif gezisine çıkan Vespucci, Cabo de Santo Agostinho’ya ulaştıktan sonra Rio de Janeiro Körfezi’ni keşfetti.Daha sonra güneye yönelerek, 1502’de Lizbon’a döndü.Bu gezi sırasında yeni bulunan toprakların Asya anakarasının parçaları olmadığını anlayan Vespucci,daha sonra mektuplarında bu topraklardan Munus Novus (Yeni Dünya)adıyla söz etti.1505’te yeniden İspanya’nın hizmetine giren Vespucci , Kristof Kolomb’un görevden alınmasından sonra 1508’de baş kılavuzluğa (pilotomayor) atandı.Yeni bulunan bölgelerin haritalarının yapılmasına ve denizcilerin yetişmesine katkıda bulundu.İlk olarak, 1507’de Alman kozmograf ve haritacısı Martin Waldseemüller Cosmographiae insuperquatuor Americii Vespucii navigationes adlı eserinde yeni anakaranın keşfedilmesinin onurunun ona ait olduğunu yazmasından sonra bu anakara onun önadıyla anılır oldu.

DÜNYA’NIN DOLAŞILMASI
1519-1522
MACELLAN
DEL KANO
Macellan Ve Dünya’nın Dolaşılması
İspanya hesabına çalışmış portekizli denizci.(1480-Mactan ,Filipinler 1521).Macellan adının yazılışı kesinlikle bilinmemektedir.Macellan’ın doğum yeri konusuna gelince, çoğunluk Sabrosa üstünde dururken,sayıları hiç de az olmayan başka bilim adamları Oporto’yu ileri sürmektedir.Soylu bir aileden geldiği konusunda herkes birleşmektedir.Macellan önce, Portekiz donanmasına yazıldı;1505’te ilk defa Hindistan’a gitti; 1506’da Kananur deniz savaşına katıldı ve yaralandı. 1507’de Lizbon’a döndü; 1509’da Malakka’yı fethetmek amacıyla gönderilen Sequeira kumandasındaki donanma ile yeniden Hindistan yolunu tuttu ama bu teşebbüs başarısızlıkla sonuçlandı;dönüşte gemisi battıysa da, Macellan yurduna dönmeyi başardı.1511’de kral naibi Albuquerque kumandasındaki donanmada, subay olarak üçüncü defa Hindistan’a doğru yola çıktı.Malakka’ya karşı girişilen bu başarılı sefer sırasında Francisco Serraro ile tanıştı.Serraro, ilk olarak kendisine, doğudan olduğu kadar batıdan da giderek Spezie adalarına varabileceği fikrini verdi.Macellan, 1512’de Lizbon’a döndü, 1513’te Fas’ta savaştı ve dizinden yaralandı.(Bu yüzden sol ayağı sakat kaldı);getirilen malların bir kısmını satmakla suçlandı; suçsuzluğuna karar verilmesine rağmen, soylu sınıfın ve kralın gözünden düştü; daha sonraki yıllarda kurduğu hayalleri gerçekleştirmek için, kral Manuel1’in desteğini sağlamaya çalıştı, ama başaramadı.Kral ile görüşmeleri olumsuz sonuçlanınca, çevresiyle ilgisini keserek sessiz bir hayat sürmeye başladı; kendini kozmografya ve denizcilik çalışmalarına verdi;bu çalışmalar sırasında, dostu Serrao’nun ve astronom Ruy Faleiro’nun öğütlerinden, Alman kozmografı Martin Behaim’in sezgilerinden yararlandı;bir tüccarın gönderdiği mektuptan Güney yarı kürede bir boğazın bulunduğunu haber aldı.Boğazın varlığına iyice inandıktan sonra, 1517 sonbaharında Sevilla’ya gitti ve İspanya’nın hizmetine girdi; Diego Barbosa’nın kızı Beatriz ile evlendi.Diego Barbosa ve Beatriz’in kardeşi tarafından desteklendi.Yönetici Juan De Aranda Macellan’ın tasarısıyla ilgilendi ve onu Valladolid’de sonradan imparator olan Karl5 ile görüştürdü. Burgos piskoposu Fonseca’nın yardımı ile krallık meclisi Macellan’ı desteklemeye karar verdi.Ayrıca C.de Haro adlı zengin bir armatör Macellan’a para yardımı yapmayı kabul etti. 22 Mart 1518’de Karl5,Macellan’a bilinmeyen denizlerde dolaşma imtiyaz ve tekelini, sağlanacak gelirlerin yirmide biri ile keşfedilecek toprakların valiliğini verdi;sefer için,tayfaları ve kumandasıyla birlikte beş gemi hazırlattı.Sefer hazırlığı sırasında çeşitli güçlükler ortaya çıktı.(Macellan gemilerine ancak altmış Portekizli alabilecekti.);bununla birlikte Ruy Faleiro seferden vazgeçtikten sonra kral, denetlemek amacıyla yanlarna birkaç görevli kattı.
Ayrıca gemiler eski ve bakımsızdı.Gemilerin en büyüğü,kralın uzaktan akrabası olan soylu Juan de Cartagena kumandasındaki 120 t’luk San Antonio idi;amiral gemisi Trinidad 110,G. Quesada kumandasındaki Concepcion da 90 tonluktu.85 tonluk Victoria,seferin mali işlerini yöneten kaptan L. de Mendoza’nın, 75 tonluk Santiago ise Joao Serrao kumandasındaydı.Tayfaların sayısı 265’ti.Bunlardan İtalyan Antonio Pigafetta seferin günlüğünü tuttu ve Macellan’ın sekreterliğini yaptı.Sefere katılanlar arasında Macellan’ın güvendiği başlıca kişiler şunlardı: kayınbiraderi Duarte Barbosa, Alvaro de Mesquita, J.Serrao, Gomez de Espinosa ve Hindistan seferinden beri yanından ayrılmayan sumatralı esir Enrique.10 Ağustos 1519’da beş gemi Sevilla’ dan kalkarak Sanlucar ’a gitti;olağanüstü yolculuk, 20 Eylül’de Sanlucar’ dan başladı.Daha başlangıçtan itibaren kendilerine Juan de Cartagena’yı baş seçen İspanyollarla Macellan arasında seferi yürütme konusunda anlaşmazlık çıktı; ayrıca Don Juan kendini Macellan ile eşit görüyordu;oysa içine kapalı bir insan olan Macellan hiç kimseye açıklama yapmak istemiyor, tersine herkesin tartışmasız kendine boyun eğmesini istiyordu.Bu gergin ve düşmanca hava içinde, durumu tenkide kalkışan Juan de Cartagena,Macellan tarafından zincire vuruldu ve San Antonio’ nun yönetimi A. De Coca’ ya verildi.29 Kasım 1519’da Brezilya’ya,13 Aralık’ta da Rio Körfezi’ne ulaşıldı ve Güney Amerika kıyıları boyunca yola devam edildi.Ama Rio della Plata ağzındaki gezi büyük hayal kırıklığına yol açtı.Bununla birlikte Macellan, Trinidad adlı gemisiyle yolculuğa devam etti.24 Şubat’ta San Mateo Körfezi’ne, Nisan 1520’de Patagonya’daki San Julian limanına ulaştı ve Güney yarı küresinde kış başladığı için, mevsimi burada geçirmeye karar verdi.
28 Kasım 1520’de Büyük Okyanus ’a çıktı.Macellan yanında kalanlara,verdikleri sözü hatırlatarak,kösele yemek zorunda kalsalar bile mutlaka yola devam etmek zorunda olduklarını hatırlattı.Büyük Okyanus ‘a çıktıktan sonra süren üç aylık yirmi günlük yolculuk, büyük yokluk ve güçlükler içinde geçti.Talih eseri olarak deniz çok sakindi.Onun için Macellan bu denize Pasifik Okyanus’ u adını verdi.Pasifik’teki yolculuk sırasında üzerinde hayvan veya insan yaşamayan adalardan başka bir şeye rastlamadılar.İskorbüt hastalığından yirmi kadar adamı öldükten sonra Macellan 6 Mart 1521’de bir adaya vardı.Kısa bir süre sonra, Filipin adalarını buldu ve bu adalara San Lazaro adını verdi.Bu adalardan birinde kölesi Enrigue yerlilerin konuştuğu dilden birkaç kelime anlayınca, Macellan Molük adalarına vardıklarını sandı.7 Nisan da üç gemi Cebu ya ulaştı, burada Macellan,kral Humabon ile görüşerek dost oldu; kral Humabon Katolikliği ve İspanyol hakimiyetini kabul etti;daha sonra Cebu’ nun karşısındaki Mactan adasının kralıyla yapılacak bir savaşta, krala yardım edeceğine söz verdi; yanına altmış adam alarak kumsalda ilerlemeye başladı.Ok yağmuruna tutulunca İspanyollar şalupalara doğru çekilmek zorunda kaldılar ve diz boyu su içinde savaştılar;ağır zırhlar giymiş olan Macellan adamlarının geri çekilmesini sağlamak için öne atıldı,yaralanarak suya yıkıldı ve öldürüldü.Cesedi alınamadı.Macellan’ın ölümünden sonra,kumandayı Duarte Barbosa ve Serrao aldılar;ama Cebu kralı,onları tuzağa düşürerek birçok adamları ile birlikte öldürttü.Başsız kalan tayfalar demir aldılar;bu arada El Cano’nun yönetimine verilen Concepcion,düşman eline geçmesin diye tayfalar tarafından batırıldı;Gomez de Espinosa,Trinidad’ın El Cano ise Victoria’nın kaptanlığına getirildi.Trinidad Büyük Okyanusu yeniden aşmayı denedi ve bütün tayfaları ile battı; buna karşılık El Cano kumandasındaki Victoria,Hint Okyanusuna ulaştı;Güney Afrika burnunu tekrar döndükten sonra, 6 Eylül 1522’de gemi yalnız on sekiz tayfayla San Lucar’a geldi.Karl5, Valladolid’ de parlak bir törenle denizcileri kabul etti;oysa San Antonio’dan kaçan tayfalar daha önce İspanya’ya ulaşmışlar ve olayları değiştirerek anlatmışlardı.Yolculuğun başarısı İspanyol El Cano’ya mal edilmiş olmasına rağmen,Pigafetta,kısa süre içinde bütün Avrupa’da tanınan ünlü bir seyahatname yazdı ve Macellan’ın gerçek yeteneklerini ortaya koydu.Macellan bugün insanlık tarihinin en ünlü denizcilerinden sayılmaktadır.Kristof Kolomb insanlığa yeni bir dünya armağan etmişti.Macellan ise, insan iradesinin imkansız gibi görünen teşebbüslerin üstesinden gelebileceğini ispatlamıştı.

MACELLAN BOĞAZI
Güney Amerika kıtasını, güneyindeki Tierra del Fuego Adası’ndan soğuk ve fırtınalı Macellan boğazı ayırır.Büyük Okyanus ile Atlas Okyanusu’nu birleştiren bu suyolu, Arjantin sınırları içinde kalan doğudaki en uç bölümü dışında,hemen hemen tümüyle Şili toprakları içinde yer alır.Genişliği üç ile otuz iki km arasında değişen, beş yüz altmış km uzunluğundaki sonradan kendi adını taşıyacak olan bu boğazı Portekizli kaşif Ferdinan Macellan, Ekim bin beş yüz yirmide bulmuştur.
Macellan boğazı iki bölüme ayrılabilir.Atlas Okyanusu’ndan güneybatıya doğru uzanan birinci bölüm alçak, turbalık bir alandan geçer.Büyük koyun sürülerinin yetiştirildiği bu bölgede İngiliz şirketlerinin işlettiği ve İskoç çobanlarının çalıştığı çok sayıda koyun çiftliği vardır.Üretilen çok büyük miktarlardaki koyun eti ve yün bölgedeki tek büyük kent olan Punta Arenas’a gelir ve oradan dışarı gönderilir.Macellan boğazı Punta Arenas’ı geçtikten hemen sonra sağa doğru keskin bir dönüş yapar ve kuzey batıya doğru uzanarak Büyük Okyanusa ulaşır.Oldukça düz olan bu ikinci bölüm, yer yer çok daralarak yüksek ve dik kayalıklı,çıplak adaların arasından geçer.Sert akıntılar ve aniden çıkan şiddetli rüzgarlar nedeniyle boğazın bu dar bölümü yelkenli gemiler için tehlikelidir.Bu nedenle on dokuzuncu y.y.’da yelkenli gemiler, yolu üç yüz yirmi km kısaltan Macellan Boğazı’ndan geçmek yerine, genellikle Horn Burnu’ndan dolanıp giderlerdi.



DEL CANO
(Juan Sebastian)İspanyol gemicisi.(Guetaria 1476 doğ.?-öl.1526)Macellan seferine katılan gemilerden Concepcion’a kumanda etti.Sefere katılan son gemiyi Avrupa’ya ulaştırdı. (1522).Dünya turunu yapan ilk Avrupalı gemicidir.Karl 5 tarafından, Valladolid’de büyük saygı gösterisiyle karşılandı; üzerinde bir Dünya resmi ve Primus Circumdedisti me yazısı bulunan armalar, imparator tarafından kendisine verildi. Hükümdarın dostluğunu kazanarak 1525’te Malaka adalarına doğru ikinci bir keşif yolculuğuna çıkmakla görevlendirildi; 26 Mayıs 1526’da Macellan boğazını geçti; ama Büyük Okyanusu ikinci kez geçerken öldü.

29/12/2007 2:56 pm
ÇÖLLER
Çöller
Yeryüzünün yedide birini kaplayan çöller yaşamın olanaksız olduğu bölgelerden sayılır. Bununla birlikte yeryüzünün en etkileyici doğa parçaları arasında bazı çöller de vardır. Buralarda yaşayan hayvan ve bitkiler bölgeye uyum sağlayarak varlıklarını sürdürmeyi başarmışlardır. Bölgede yaşayan insanlar ise vahalar oluşturarak ve hayvancılık yaparak geçimlerini sağlamaktadırlar. Bu kurak arazide sulama yoluyla gerçek cennetler oluşturmak olanaklıdır. Bugün pek çok çölden petrol ve değerli madenler çıkarılmaktadır

Yaşama Düşman Bir Ortam
Yeryüzünün en kurak, bitkileri çok az ya da hiç olmayan bölgelerine çöl denir. Çölün en önemli özelliği buharlaşmanın yağış miktarından daha çok oluşudur. Tam çöllerde 11-12 ay süren bir kuraklık döneminden sonra 10 mm’den az bir yağış görülür. Gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkı çok büyüktür; bu fark +58 derece ile –10 derece arasında değişir. Bu yüksek sıcaklık farkı kayaların parçalanmasına yol açar. Böylece dağlar giderek birer moloz yığınına dönüşür. Sıcaklık değişmeleri kum ve toz fırtınalarına neden olur. Kum tanecikleriyle yüklü rüzgarlar önlerine çıkan kayaları yontup biçimlerini değiştirir. Yağmur yağdıktan sonra suların akıp gideceği yataklar olmadığından bunlar çeşitli yerlerdeki düzlüklerde birikir ve güçlü buharlaşmanın etkisiyle Cezayir ve Namibia’daki gibi tuz gölleri ortaya çıkar.
Çöllerin Dağılımı
Çölün en ayırt edici özelliği olan kuraklık çeşitli nedenlerden kaynaklanır. Çöller bulundukları yerlere göre alize ya da dönence çölleri, iç çöller ya da kıta çölleri ve kıyı çölleri biçiminde sınıflandırılır. Alize çölleri neredeyse tüm yeryüzünü çepeçevre saran bir kuşak oluşturur. Bunlar ekvatoral alçak basınç kuşağının her iki yanında uzanan yüksek basınç bölgesinde yer alır. Ekvator’da ısınan hava yükselerek kuzey ya da güneydoğuya yönelirken karşı akımlara yol açar. Bunların bir bölümü yere doğru inerek alçalır ve böylece içlerindeki nem oranı yüzde 10’un altına düşer. Bunlar üstünden geçtikleri alanlara kuraklık getirir. Büyük Sahra ya da Arabistan Yarımadası’ndaki çöllerde sürekli bu tür rüzgarlar eser. Denizden esen alize rüzgarları ise Antiller’de olduğu gibi, yüksek oranda nem taşır ve yağışa neden olur.
Kıtaların içindeki çöllerin az yağış almasının nedeni denize çok uzak olmaları ve önlerinde bulunan sıradağların yağış yüklü bulutların ilerlemesini engellemesidir. Kışların çok soğuk geçtiği bu tür çöllere örnek olarak Gobi verilebilir. Kıtaların batısında yer alan kıyı çöllerinin ortaya çıkış nedeni soğuk okyanus akıntılarıdır. (Örneğin Afrika’nın güneybatısındaki Benguela Akıntısı ile Güney Amerika’nın batısındaki Humboldt Akıntısı.) Bu tür soğuk okyanus akıntıları hava sıcaklığının 6 C’ye kadar düşmesine neden olur; bu nedenle denizden esen rüzgarlar içlerindeki nemi kıyıya ulaşamadan deniz üstünde boşaltmak zorunda kalır. Bu tür çöllere örnek olarak Namib ve Atacama verilebilir.
Sahra-Yeryüzünün En Büyük Çölü
Sahra 8 milyon km2’lik yüzölçümüyle alize çöllerinin en büyüğüdür. Erg adı da verilen kum çölü, genel kanının tersine bütün çölün yalnızca beşte birini kaplar. Onun dışında kalan yerler kaya ve molozlardan oluşur. Sahra’da Tibesti ve Ahaggar gibi, yükseklikleri 3.265 m’yi bulan dağlar da vardır. Buraları görece daha çok yağış alan ve göçebelerin yazın konaklamalarına elverişli yerlerdir. Buna karşılık Sahra’nın bazı yerlerine arka arkaya 10 yıl yağmur düşmediği olur. Yağışlar mineralleri yıkayıp götürmediği ve bitkiler onları tüketmemiş olduğu için, çölün zemini mineral besinler açısından çok zengindir. Bunun için, uzun süreli kuraklığı atlatmayı beceren tohum taneleri kısa ve güçlü sağanaklar biçiminde yağan ilk yağmurlarda hemen kök salıp çiçek açar ve birkaç gün içinde olgunlaşır
Çöllerin Yeşil Adaları: Vahalar
Çöllerde kilometrekareye düşen insan sayısı bir kişiden daha azdır. İnsanlar genellikle vahalarda yaşarlar. Vahalar ulaşılabilir bir yer altı ya da yerüstü su kaynağının yapay biçimde korunarak buraya getirilmesi ya da yer altı kaynak sularının doğal biçimde yüzeye çıkmasıyla oluşur. Sahra’daki vahalar 8.000 km2’lik bir alanı, yani çöl alanının binde 1’ini kaplar. Buralarda daha çok hurma ağaçları yetiştirilir. Ayrıca burada yaşayanların gereksinimini karşılayacak kadar darı, mısır, meyve ve sebze ekilir. Çöl gemisi olarak da adlandırılan develeri ve keçi kılından çadırlarıyla bir otlaktan ötekine gidip gelen göçebeler, yüzyıllar boyunca vahalarda yerleşik yaşayıp tarımla uğraşanlar üstünde egemenlik kurmuşlardır. Bu göçebeler genellikle Sahra’daki Tuaregler gibi aynı zamanda taşımacılık yapan savaşçı topluluklardır.
Uygarlık Geliyor
Uçak ve öteki ulaşım araçlarının ortaya çıkmasıyla kervanlarla yapılan ticaret ve taşımacılık önemini yitirmiş ve Sahra’daki göçebelerin çoğu yerleşik yaşama geçmiştir. Ekolojik dengeleri çok duyarlı olan ve gitgide kalabalıklaşan vahalar çölün genişleyerek kendilerini yutma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bir zamanlar çöl şövalyeleri olarak adlandırılan insanlar artık ya petrol kuyularında, kömür, uranyum ocaklarında ya da çöl kıyısında kurulmuş sanayi tesislerinde çalışmaktadır. Yabancı gezginler de çölü keşfetmiştir. Eski çağlarda insanlar düşünceleriyle başbaşa kalmak için çöllere çekilirken, bugün uygarlık yorgunu Avrupalılar çölde serüven gezilerine çıkmaktadır.

29/12/2007 2:59 pm
EKVATOR ÜZERİNDEKİ ÜLKELER
EKVATORDA YER ALAN ÜLKELERİN BEŞERİ ÖZELLİKLERi

1-EKVADOR:
Ekvador nüfusunun çoğu İspanyol ve Yerli melezi mestiz olardan oluşur. Nüfusun %9’ unu İspanyol asıllı beyazlar,yaklaşık %10’unu siyahlar oluşturur. Bunlar sömürgecilik döneminde Afrika’da köle olarak getirilen siyahların to-runlarıdır;genellikle ülkenin kuzey kıyılarında yaşarlar.Nüfusun bir bölümü de Avrupalı-Afrikalı melezi mulottalardan oluşur.Sayıları giderek azalan yerliler dağ vadilerinde yaşarlar ve nufusun en yoksul kesimini oluştururlar.
2-ENDONEZYA
Endonezyalılar Sumatra ve Bornea adalarının iç bölümlerinde yaşayan kabileler, Ba-li’deki gelişmiş Hindu kültürünü kuran insanlar ve Cava’nın uygar Malaylar’ı gibi bir çok değişik halktan oluşur.Ülkede 20 değişik dil konuşulur.Resmi dil ise hemen hemen bütün grupların anlayabileceği Malay dilinin bir lehçesidir.Nüfusun büyük bir çoğunluğu Müslüman’dır.Hıristiyanlar ve Budacılar da vardır.Bali ve Lombok adalarının halkı ise Hindu dilini benimsemiştir.Endonezya’da Malay olmayan en büyük grup Çinli tüccarlar-dır.İlköğretim parasızdır ve gençlerin çoğu okuryazardır.Ülkede 40’tan fazla üniversite ve birçok kütüphane vardır.
Endonezya halkının çoğu küçük köylerde yaşar.Evler genellikle bambudan yapıl-mıştır; çatıları saman, yaprak ve kamışlarla kaplıdır.
3-BREZİLYA:
Gününmüzde nüfusun yarısı beyaz, beşte ikisi mulotto denen beyaz-siyah karışımı ile mestizo denen beyaz yerli karışımıdır.Çok azalan yerli nüfus Amazon bölgesinin erişilmez kesimlerinde yaşar. Siyah nüfus ara-sında ölüm oranının yüksekliğine karşılık, beyaz nüfus artmaktadır.Halkın hemen hemen tümü Katoliktir.Ne var ki yerlilerin ve siyahların bir bölümü eski dinsel inançlarını sürdürmektedir.
4-KOLOMBİYA:
Nüfusun yaklaşık %60’ını İspanyol ve yerli karışımı mestiz olar,%20’ sini İspanyol kökenli beyazlar ,%14’ünü Avrupalı Afrikalı karışımı mulottolar oluşturur.Kıyı kesimlerinde kölelerin soyundan gelen siyahlar yoğundur.Keşfedilmemiş iç kesimlerde ise 16. yüzyılda İspanyol’lar gelmeden önce ataları nasıl yaşıyorsa öyle yaşayan, 300 bin dolayında Yerlinin bulunduğu sanılmaktadır.Nüfusun % 80’i ülkenin dağlık batı bölgelerinde yaşar.Resmi dili İspanyolca olan ülkede halkın çoğu Katolik’tir. Kolombiya ‘da ki en eski üniversite 1572’de kurulan Bogotà Üniversitesi’dir.
5-SİNGAPUR:
Singapur’da yaşayan Çinliler nüfusun %77’sini oluşturur.Malaylar %15, Hintliler % 6 ve öteki azınlıklar %2’dir.Budacılık, Konfüçyüsçü-lük, Taoculuk, Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Hindu dininden başka çe- şitli inançlar da yaygınlık kazanmıştır.
Ülke nüfusunun dörtte birinden fazlası 15 yaşın altında olduğu için eğitime özel bir önem verilir.
6-GABON:
Büyük çoğunluğunu siyahların oluşturduğu halk yaşamını tarım ve balıkçılıkla kazanır. Nüfusun yarıya yakın bölümü Libreville,Port-Gentil, Lambaréné, Moila, Franceville gibi büyük yerleşim merkezlerinde yaşar. Geri kalan bölümü ise yol ve ırmak kenarlarındaki küçük köylere dağıl-mıştır. Halkın %95’i Hıristiyan’dır.Az sayıda Müslüman vardır.Geri ka-lanı ise çeşitli Afrika dinlerindendir. Ülkenin başlıca kentlerinden biri o-lan Port-Gentil bir sanayi merkezidir.Başkent Libreville ise büyük otelleri, geniş caddeleri ve eğlence merkezleriyle Afrika’nın en çağdaç kentlerin-den biri durumundadır.
7-KENYA:
Kenya’nın nüfusunu çoğunlukla Afrikalılar oluşturur.Ülkede az sayıda Avrupalı,Asyalı ve Arap yaşar.Afrikalılar içinde en kalabalık topluluk Kikuyular’dır.Kenya’da Kikuyular’dan başka 30’dan fazla Afrikalı etnik topluluk vardır.Ülkede birçok dil kullanılır.En yaygın konuşulan diller İngilizce ile Bantu dillerinden biri olan ve birçok Arapça sözcük içeren Svahili’dir.
8-KONGO:
Toplam nüfusun yarısından çoğunu kabile toplulukları oluşturur. Or-manlarda Pigme kabileleri yaşar. Çoğu Fransız olan Avrupalılar büyük kentlerde oturur. Afrikalılar genellikle Bantu dillerini oluşturur. Kongo’ nun resmi dili Fransızca ve halkın büyük bölümü Hıristiyan’dır.Halkın üçte biri tarımla uğraşır ama ekilebilir besin gereksiniminin önemli bölü-münü dışarıdan satın alır.
9-ZAİRE:
Zaire’de daha çok Bantu dili kullanan insanlar yaşar, ama ormanlık bölgelerde Pigmeler de barınmaktadır.Nüfusu 34,138,000’dir(1990). BAŞKENTİ Kinşasa’dır.


29/12/2007 3:01 pm
RÜZGARLAR
RÜZGAR
________________________________________
Yüksek basınçtan alçak basınca doğru olan hava hareketidir.
Birbirine yakın iki merkezde sıcaklık farkı oluşması durumunda görülecek ilk olay rüzgarın esmeye başlamasıdır.
Rüzgarın Hızında Etkili Olan Faktörler:
1)Basınç merkezleri arasındaki yatay uzaklık: İzobarların sık geçtiği yerde yatay uzaklık azdır. Bu sebeple sürtünme ile hız kaybı da azdır. Bundan dolayı izobarların sık geçtiği yerde rüzgarın hızı fazla iken , izobarların seyrek geçtiği yerde hız azdır.

2)Yer şekilleri:Yer şekilleri rüzgara yön verirken , aynı zamanda hızını da etkilerler.
Ör. Engebeli bir alanda rüzgarın hızı azalır.
3)Dünyanın ekseni çevresindeki hareketi:
Dünyanın dönüş hızının arttığı alanlarda rüzgarın hızı daha azdır. Dönüşten kaynaklanan savrulma sebebiyle.
4)Basınç farkı: Basınç farkı arttıkça rüzgarın hızı ve şiddeti de artar.

Rüzgarın hızını ölçen alete anemometre denir.
Rüzgarın hızı arttıkça;
İç ısısı düşer ve soğuk rüzgar halini alır.
Geçtiği yerlerin sıcaklığını düşürür.
Buharlaşmayı arttırır. Havanın nem açığı büyür.
Erozyonu arttırır.
Rüzgarın esme yönünü etkileyen faktörler:
1)Basınç merkezlerinin konumu: Rüzgarlar her zaman yüksek basınçtan alçak basınca doğru eserler.
2)Yer şekilleri:Sıradağlar, boğazlar, derin ve uzun vadiler rüzgarların gerçek yönlerini değiştirirler. Rüzgarlar genellikle boğazlara, vadilere uygun eserler.
Herhangi bir yerde rüzgarın yıl içinde en fazla estiği yöne hakim rüzgar yönü denir. Hakim rüzgar yönü ile yer şekillerinin uzanış doğrultusu arasında bir paralellik vardır.



3)Dünyanın ekseni çevresindeki hareketi: Bu hareketten dolayı rüzgarlar K.Y.K.’ de sağa, G.Y.K. ‘ de sola doğru saparak eserler.

RÜZGAR ÇEŞİTLERİ
1. SÜREKLİ RÜZGARLAR

a)Alize Rüzgarları: 30 enlemlerindeki Dinamik Y.B. alanlarından Ekvatoral A.B alanına doğru olan hava hareketidirler.
Doğu yönlü oldukları için Tropikal Kuşak karalarının doğusuna sürekli olarak yağış bırakırlar.
Ekvatorda yükselerek üstten 30 enlemlerine doğru esen rüzgarlara Ters Alizeler denir. Bu rüzgarlar dönenceler civarında alçalarak çöllerin oluşmasına neden olurlar.
b)Batı Rüzgarları: 30 enlemlerindeki Dinamik Y.B. alanlarından 60 enlemlerindeki Dinamik A.B. alanlarına doğru esen rüzgarlardır.
Batı yönlü olduklarından Ilıman Kuşak karalarının batısına sürekli bol yağış bırakırlar.
c)Kutup Rüzgarları: Kutuplardaki Termik Y.B alanlarından 60 enlemlerindeki Dinamik A.B merkezlerine doğru esen rüzgarlardır.
60 enlemlerinde Batı Rüzgarları ile karşılaşarak cephe oluşumuna neden olurlar.
NOT:Alize ve Batı rüzgarlarının başlangıçtaki sıcaklık ve nem özellikleri birbirine benzer.
Sürekli rüzgarlar bütün yıl birbirine ters yönde eserler ve okyanus akıntılarına neden olurlar.

2. MEVSİMLİK RÜZGARLAR(Muson )
Görüldüğü yerler: Hint yarımadası , Güneydoğu Asya, Meksika ve Gine Körfezi kıyılarıdır.

Birbirine komşu kıta ve okyanusların mevsimlik ısı farkından doğarlar.
Kışın karadan denize doğru eserler. Bu sebeple soğuk ve kuru olarak eserler.
Yaz mevsiminde denizden karaya doğru estiklerinden beraberinde bol miktarda nem getirirler ve yağış bırakırlar. Dünyanın en fazla yağış alan yeri Muson Asyası'nda Çerapunçi (Hindista'nın K.Doğusundadır. Yıllık ortalama 12.000 mm yağışalır.) dir.
Etkili olduğu adalara rüzgar sürekli olarak denizler üzerinden geldiği için bütün yıl boyunca yağışlıdır.
Yön değiştirdikleri Ocak ve Temmuz aylarında dev dalgalar olur.

3. YEREL RÜZGARLAR
a)Meltemler:Günlük ısınma farkından doğarlar. Etki alanları dardır.
Kara-deniz meltemleri: Kara ve denizlerin günlük ısınma farkı sonucu oluşurlar.

Gündüzdeniz meltemi, gece kara meltemi oluşur. Ege kıyılarında yazın öğleden sonra denizden esen İmbat rüzgarı deniz meltemine örnektir.
NOT: Deniz meltemi kısa mesafelerden sıcak karaya doğru estiği için yağış bırakmaz. Sadece havayı serinletir.
Dağ ve vadi meltemi: Dağ ve vadilerin farklı ısınması sonucu oluşurlar. Bunda güneş ışınlarını alma açısı ve nem oranlarının farklı olması etkilidir.

Dağlarda nem oranı az olduğundan vadi ve ovalara göre daha erken ısınır, daha erken soğur. Gündüz vadi meltemi, gece ise dağ meltemi olur.
NOT: Muson rüzgarları ile meltem rüzgarları arasındaki benzerlik devirli olmalarıdır.
b)Sıcak Yerel Rüzgarlar
1)Föhn Rüzgarları:Bir dağ yamacını aşarak diğer yamaçtan aşağı doğru esen rüzgarın sıcaklığı artar. Çevrede nem açığı oluşur. Bitkilere kurutucu etki yapan bu tip rüzgarlara Föhn rüzgarları denir.

Bu rüzgarların oluşmasında yer şekilleri etkilidir.
Rüzgarlar geldikleri yerin sıcaklığını gittiği yere taşırlar. Föhn rüzgarları bu genellemeye uymaz.
Türkiye’de Kuzey Anadolu dağları ile Toroslar’da etkilidir.
2)Sirokko: Büyük Sahradan İtalya’nın güneyine doğru esen sıcak ve kuru rüzgardır. Akdeniz’den geçerken nem aldığından İtalya’nın güney kıyılarına yağış bırakır.

3)Hamsin: Mısır’dan Akdeniz’in doğusuna doğru esen sıcak ve kuru rüzgardır.
c)Soğuk yerel rüzgarlar:
1)Mistral: Kışın ve ilkbaharda Fransa’dan Akdeniz’e doğru esen soğuk rüzgardır.
2)Bora: Dalmaçya kıyılarının gerisindeki dağlardan Akdeniz’e doğru esen soğuk rüzgardır.
3)Krivetz: Romanya’dan Karadeniz’e doğru esen soğuk rüzgardır.
4)Etezyen:Ege Kıyılarına yazın kuzeyden esen soğuk rüzgardır. Asor Y.B etkisiyle oluşur.
d)Tropikal Siklonlar: Tropikal kuşakta ani basınç düşmesi ile oluşan çok şiddetli rüzgarlardır. Bu rüzgarlara Hurricane, Tornado, Kasırga,Hortum gibi isimler verilir.

TÜRKİYE'DE ETKİLİ OLAN RÜZGARLAR
Türkiye Batı rüzgarları kuşağındadır.Ancak yerşekillerinden dolayı bu rüzgarların etkisi görülmez. Yurdumuz daha çok yerel rüzgarların etkisindedir.

29/12/2007 3:03 pm
DEPREM NEDİR NASIL OLUŞUR?
Deprem Nedir? Nasıl Oluşur

Depremlerin önemli bir bölümü yeryüzünden yaklaşık 12km derinliklere kadar uzanan elastik kısımda üst kabuk içinde meydana gelmektedir. Bu derinlikten daha derinliklerde sıcaklık 400 derecenin üzerinde olduğu için yerdeğiştirme hareketi depremsiz, krip denilen yavaş plastik şekil değiştirme enerjisi şeklinde yutulur. Buna karşılık elastik üst kısımda ise her yıl birkaç cm'lik yerdeğiştirme yüzyıllarca birikerek birkaç metre birden büyük bir depremle meydana gelmektedir. Depremler sırasında ilk kırılma başlangıcının bu elastik alan sınırında meydana geldiği anlaşılmaktadır. Deprem yer içinde fay olarak adlandırılan kırıklar üzerinde biriken biçim değiştirme enerjisinin aniden boşalması sonucunda meydana gelen yerdeğiştirme hareketinin neden olduğu karmaşık elastik dalga hareketleridir. Bu yerdeğiştirme miktarı depremin büyüklüğü ile doğru orantılı olup özellikle sığ depremlerde belli bir büyüklükten sonra faylanma ile ilgili kırıklar yeryüzünde görülmektedir.
Hangi şiddet, ne etki doğurur?
Depremin ölçüsünü belirlemek amacıyla depremlerin etkilerinin sınıflandırılmasıyla ortaya çıkmış bir ölçek türü olarak "şiddet" kullanılıyor. Belli başlı 12 şiddet grubu ve etkileri ise şöyle gruplanabilir: Depremler, sismograf adı verilen aletler tarafından kaydediliyor. sismografların olmadığı dönemlerde, depremin ölçüsünü belirleme amacıyla depremlerin etkileri sınıflanmış ve "şiddet" adı verilen ölçek ortaya çıkmış. Ülkemizde kullanılan MM (Değiştirilmiş Mercalli) ölçeği, 12 şiddet grubuna grubuna ayrılmıştır.
Şiddet 1, 2, 3 ve 4'te sallantılar olsa bile binalar ve eşyalar zarar görmez.
Şiddet 5'te ise mutfak eşyalarından ve pencere camlarından bir kısmı kırılabilir.
Şiddet 6: Herkes tarafından duyulur. Pencere camları ve cam eşyalar kırılır. ağır eşyalardan bir bölümü yerinden oynar. Sıvalarda çatlaklar oluşur.
Şiddet 7: Ayakta durmak zorlaşır. Asılı cisimler düşer. Eşyalar hasar görür. D türü yapılarda (kerpiç, taş gibi zayıf malzeme, kötü harç, standart dışı işçilikle yapılmış binalar) çatlak ve hasarlar oluşur. C türü yapılarda (alelade işçilik ve harçla yapılmış binalar) çatlaklar oluşur.
Şiddet 8: Araba kullanmak zorlaşır. C türü yapılarda kısmen yıkılma, B türü yapılarda (iyi işçilik ve harç donatılı) az hasar oluşur. A türü yapılarda (iyi işçilik, harç ve tasarım) hasar olmaz. Zayıf duvarlar ve heykeller, kuleler ve bacalar yıkılır. ağaç dalları kırılır. Ağır eşyalar ters döner. Kayalar düşer ve heyelanlar olabilir.
Şiddet 9: D türü yapıların tümü yıkılır. C türü yapılar ağır hasara uğrar. B türü önemli derecede hasar görür. Yeryüzünde büyük yarık ve çatlaklar oluşur. Yeraltındaki borular kopar.
Şiddet 10: B, C ve D türü yapıların büyük çoğunluğu yıkılır. İyi yapılmamış ahşap karkas, iyi yapılmamış betonarme yapılarda büyük hasar görülür. Baraj ve bentlerde önemli hasarlar oluşur. Yeryüzünde büyük çatlaklar ortaya çıkar, raylar bükülür, heyelanlar olur.
Şiddet 11: Pek az yapı ayakta kalır. Köprüler yıkılır. Yeryüzünde büyük çatlaklar oluşur. Yumuşak zeminde yer kaymaları olur. Raylar çok fazla eğilir.
Şiddet 12: Tüm yapılar yıkılır. Deprem bölgesindeki yeryüzü biçimi değişir. Cisimler havaya fırlar. Yeryüzünde deprem dalgalarının ilerleyişi görülür. Ufuk ve yataylık kavramı yok olur.
_Deprem Şiddet Cetveli
Şiddet cetvellerinin açıklamasına geçmeden önce, burada kullanılacak terimlerin belirtilmesine çalışılacaktır. Özel bir şekilde depreme dayanıklı olarak projelendirilmemiş yapılar üç tipe ayrılmaktadır: A Tipi : Kırsal konutlar, kerpiç yapılar, kireç ya da çamur harçlı moloz taş yapılar.B Tipi : Tuğla yapılar, yarım kagir yapılar, kesme taş yapılar, beton biriket ve hafif prefabrike yapılar.C Tipi : Betonarme yapılar, iyi yapılmış ahşap yapılar.
Siddet derecelerinin açıklanmasında kullanılan az, çok ve pekçok deyimleri ortalama bir değer olarak sırasıyla, %5, %50 ve %75 oranlarını belirlemektedir.Yapılardaki hasar ise beş gruba ayrılmıştır :
Hafif Hasar : İnce sıva çatlaklarının meydana gelmesi ve küçük sıva parçalarının dökülmesiyle tanımlanır.
Orta Hasar : Duvarlarda küçük çatlakların meydana gelmesi, oldukça büyük sıva parçalarının dökülmesi, kiremitlerin kayması, bacalarda çatlakların oluşması ve bazı baca parçalarının aşağıya düşmesiyle tanımlanır.
Ağır Hasar : Duvarlarda büyük çatlakların meydana gelmesi ve bacaların yıkılmasıyla tanımlanır.
Yıkıntı : Duvarların yarılması, binaların bazı kısımlarının yıkılması ve derzlerle ayrılmış kısımlarının bağlantısını kaybetmesiyle tanımlanır.
Fazla Yıkıntı : Yapıların tüm olarak yıkılmasıyla tanımlanır.
Şiddet çizelgelerinin açıklanmasında her şiddet derecesi üç bölüme ayrılmıştır.
Bunlardan;
a) Bölümünde depremin kişi ve çevre,
b) Bölümünde depremin her tipteki yapılar,
c) Bölümünde de depremin arazi üzerindeki etkileri belirtilmistir.
• MSK Siddet Cetveli :
I- Duyulmayan
(a) : Titreşimler insanlar tarafından hissedilmeyip, yalnız sismograflarca kaydedilirler.

II- Çok Hafif
(a) : Sarsıntılar yapıların en üst katlarında ,dinlenme bulunan az kişi tarafından hissedilir.

III- Hafif
(a) : Deprem ev içerisinde az kişi, dışarıda ise sadece uygun şartlar altındaki kişiler tarafından hissedilir. Sarsıntı, yoldan geçen hafif bir kamyonetin meydana getirdiği sallantı gibidir. Dikkatli kişiler, üst katlarda daha belirli olan asılmış eşyalardaki hafif sallantıyı izleyebilirler.

IV- Orta Şiddetli
(a) : Deprem ev içerisinde çok, dışarıda ise az kişi tarafından hissedilir. Sarsıntı, yoldan geçen ağır yüklü bir kamyonun oluşturduğu sallantı gibidir. Kapı, pencere ve mutfak eşyaları v.s. titrer, asılı eşyalar biraz sallanır. Ağzı açık kaplarda olan sıvılar biraz dökülür. Araç içerisindeki kişiler sallantıyı hissetmezler.

V- Şiddetli
(a) : Deprem, yapı içerisinde herkes, dışarıda ise çok kişi tarafından hissedilir. Uyumakta olan çok kişi uyanır, az sayıda dışarı kaçan olur. Hayvanlar huysuzlanmaya başlar. Yapılar baştan aşağıya titrerler, asılmış eşyalar ve duvarlara asılmış resimler önemli derecede sarsılır. Sarkaçlı saatler durur. Az miktarda sabit olmayan eşyalar yerlerini değistirebilirler ya da devrilebilirler. Açık kapı ve pencereler şiddetle itilip kapanırlar, iyi kilitlenmemiş kapalı kapılar açılabilir. İyice dolu, ağzı açık kaplardaki sıvılar dökülür. Sarsıntı yapı içerisine ağır bir eşyanın düşmesi gibi hissedilir.
(b) : A tipi yapılarda hafif hasar olabilir.
(c) : Bazen kaynak sularının debisi değişebilir.

VI- Çok Şiddetli
(a) : Deprem ev içerisinde ve dışarıda hemen hemen herkes ratafından hissedilir. Ev içerisindeki birçok kişi korkar ve dışarı kaçarlar, bazı kişiler dengelerini kaybederler. Evcil hayvanlar ağıllarından dışarı kaçarlar. Bazı hallerde tabak, bardak v.s.gibi cam eşyalar kırılabilir, kitaplar raflardan aşağıya düşerler. Ağır mobilyalar yerlerini değiştirirler.
(b) : A tipi çok ve B tipi az yapılarda hafif hasar ve A tipi az yapıda orta hasar görülür.
(c) : Bazı durumlarda nemli zeminlerde 1 cm.genişliğinde çatlaklar olabilir. Dağlarda rastgele yer kaymaları, pınar sularında ve yeraltı su düzeylerinde değişiklikler görülebilir.

VII- Hasar Yapıcı
(a) : Herkes korkar ve dışarı kaçar, pek çok kişi oturdukları yerden kalkmakta güçlük çekerler. Sarsıntı, araç kullanan kişiler tarafından önemli olarak hissedilir.
(b) : C tipi çok binada hafif hasar, B tipi çok binada orta hasar, A tipi çok binada ağır hasar, A tipi az binada yıkıntı görülür.
(c) : Sular çalkalanır ve bulanır. Kaynak suyu debisi ve yeraltı su düzeyi değişebilir. Bazı durumlarda kaynak suları kesilir ya da kuru kaynaklar yeniden akmaya başlar. Bir kısım kum çakıl birikintilerinde kaymalar olur. Yollarda heyelan ve çatlama olabilir. Yeraltı boruları ek yerlerinden hasara uğrayabilir. Taş duvarlarda çatlak ve yarıklar oluşur.
VIII- Yıkıcı
(a) : Korku ve panik meydana gelir. Araç kullanan kişiler rahatsız olur. Ağaç dalları kırılıp, düşer. En ağır mobilyalar bile hareket eder ya da yer değiştirerek devrilir. Asılı lambalar zarar görür.
(b) : C tipi çok yapıda orta hasar, C tipi az yapıda ağır hasar, B tipi çok yapıda ağır hasar, A tipi çok yapıda yıkıntı görülür. Boruların ek yerleri kırılır. Abide ve heykeller hareket eder ya da burkulur. Mezar taşları devrilir. Taş duvarlar yıkılır.
(c) : Dik şevli yol kenarlarında ve vadi içlerinde küçük yer kaymaları olabilir. Zeminde farklı genişliklerde cm.ölçüsünde çatlaklar oluşabilir. Göl suları bulanır, yeni kaynaklar meydana çıkabilir. Kuru kaynak sularının akıntıları ve yeraltı su düzeyleri değişir.
IX- Çok Yıkıcı
(a) : Genel panik. Mobilyalarda önemli hasar olur. Hayvanlar rastgele öte beriye kaçışır ve bağrışırlar.
(b) : C tipi çok yapıda ağır hasar, C tipi az yapıda yıkıntı, B tipi çok yapıda yıkıntı, B tipi az yapıda fazla yıkıntı ve A tipi çok yapıda fazla yıkıntı görülür. Heykel ve sütunlar düşer. Bentlerde önemli hasarlar olur. Toprak altındaki borular kırılır. Demiryolu rayları eğrilip, bükülür yollar bozulur.
(c) : Düzlük yerlerde çokça su, kum ve çamur tasmaları görülür. Zeminde 10 cm. genişliğine dek çatlaklar oluşur. Eğimli yerlerde ve nehir teraslarında bu çatlaklar 10 cm.den daha büyüktür. Bunların dışında, çok sayıda hafif çatlaklar görülür. Kaya düşmeleri, birçok yer kaymaları ve dağ kaymaları, sularda büyük dalgalanmalar meydana gelebilir. Kuru kayalar yeniden sulanır, sulu olanlar kurur.
X- Ağır Yıkıcı
(b) : C tipi çok yapıda yıkıntı, C tipi az yapıda yıkıntı, B tipi çok yapıda fazla yıkıntı, A tipi pek çok yapıda fazla yıkıntı görülür. Baraj, bent ve köprülerde önemli hasarlar olur. Tren yolu rayları eğrilir. Yeraltındaki borular kırılır ya da eğrilir. Asfalt ve parke yollarda kasisler olusur.
(c) : Zeminde birkaç desimetre ölçüsünde çatlaklar oluşabilir. Bazen 1 m. genişliğinde çatlaklar da olabilir. Nehir teraslarında ve dik meyilli yerlerde büyük heyelanlar olur. Büyük kaya düşmeleri meydana gelir. Yeraltı su seviyesi değişir. Kanal, göl ve nehir suları karalar üzerine taşar. Yeni göller olusabilir.

XI - Çok Ağır Yıkıcı
(b) : İyi yapılmış yapılarda, köprülerde, su bentleri, barajlar ve tren yolu raylarında tehlikeli hasarlar olur. Yol ve caddeler kullanılmaz hale gelir. Yeraltındaki borular kırılır.
(c) : Yer, yatay ve düşey doğrultudaki hareketler nedeniyle geniş yarık ve çatlaklar tarafından önemli biçimde bozulur. Çok sayıda yer kayması ve kaya düşmesi meydana gelir. Kum ve çamur fışkırmaları görülür.

XII- Yok Edici (Manzara Değişir)
(b) : Pratik olarak toprağın altında ve üstündeki tüm yapılar baştanbaşa yıkıntıya uğrar.
(c) : Yer yüzeyi büsbütün değişir. Geniş ölçüde çatlak ve yarıklarda, yatay ve düşey hareketlerin yön miktarları izlenebilir. Kaya düşmeleri ve nehir versanlarındaki göçmeler çok geniş bir bölgeyi kaplarlar. Yeni göller ve çağlayanlar oluşur.

Deprem Türleri
Depremler oluş nedenlerine göre degişik türlerde olabilir. Dünyada olan depremlerin büyük bir bölümü yukarıda anlatılan biçimde oluşmakla birlikte az miktarda da olsa baska doğal nedenlerle de olan deprem türleri bulunmaktadır. Yukarıda anlatılan levhaların hareketi sonucu olan depremler genellikle "TEKTONİK" depremler olarak nitelenir ve bu depremler çoğunlukla levhalar sınırlarında olusurlar.Yeryüzünde olan depremlerin %90'ı bu gruba girer. Türkiye'de olan depremler de büyük çoğunlukla tektonik depremlerdir. İkinci tip depremler "VOLKANİK" depremlerdir. Bunlar volkanların püskürmesi sonucu oluşurlar.Yerin derinliklerinde ergimiş maddenin yeryüzüne çıkışı sırasındaki fiziksel ve kimyasal olaylar sonucunda oluşan gazların yapmış oldukları patlamalarla bu tür depremlerin maydana geldiği bilinmektedir. Bunlar da yanardağlarla ilgili olduklarından yereldirler ve önemli zarara neden olmazlar. Japonya ve İtalya'da olusan depremlerin bir kısmı bu gruba girmektedir. Türkiye'de aktif yanardağ olmadığı için bu tip depremler olmamaktadır.
Bir başka tip depremler de "ÇÖKÜNTÜ" depremlerdir. Bunlar yer altındaki boşlukların (mağara), kömür ocaklarında galerilerin, tuz ve jipsli arazilerde erime sonucu oluşan boşlukları tavan blokunun çökmesi ile oluşurlar. Hissedilme alanları yerel olup enerjileri azdır fazla zarar getirmezler. Büyük heyelanlar ve gökten düşen meteorların da küçük sarsıntılara neden olduğu bilinmektedir.
Odağı deniz dibinde olan Derin Deniz Depremlerinden sonra, denizlerde kıyılara kadar oluşan ve bazen kıyılarda büyük hasarlara neden olan dalgalar oluşur ki bunlara (Tsunami) denir. Deniz depremlerinin çok görüldüğü Japonya'da Tsunami'den 1896 yılında 30.000 kisi ölmüştür.
Dünya'daki Büyük Depremler Kronolojisi
Dünyada 1980 yılından bu yana meydana gelen depremlerin geriye doğru kronolojisi şöyle:

30 Mayıs 1998- Afganistan'ın kuzeyini vuran şiddetli depremde 3 bin kadar insan yaşamını yitirirken, Takhar bölgesinde 50 köy yerle bir oldu.
4 Şubat 1998- İran'da meydana gelen 7.1 şiddetindeki depremde en az 2 bin kişi öldü, binlerce kişi yaralandı. Merkez üssü Afganistan sınırına 150 kilometre mesafede olan
depremde 11 köy yok oldu, Kaen ve Birjand kentlerinde büyük hasar meydana geldi.
28 Mayıs 1995- Rusya'da 7.5 şiddetinde meydana gelen deprem ülkenin kuzeyindeki Sakhalin Adası'nda petrol üretim merkezi Neftegorsk kentinde 1989 kişinin yaşamına mal oldu.
17 Ocak 1995- Japonya'da merkez üssü liman kenti Kobe kenti olan 7.2 şiddetindeki depremde 6 bin 500 kişi öldü.
6 Haziran 1994- Kolombiya'da meydana gelen deprem ve depremde Paez Irmağı vadisinde meydana gelen toprak kaymasında bin kişi yaşamını yitirdi.
30 Eylül 1993- Hindistan'da ilki 6.4 şiddetinde olan bir dizi deprem ülkenin batısı ve güneyinde 36 köyün yıkılmasına 22 bin insanın ölmesine yol açtı. Depremin merkez üssünün Maharashtra, Andhra Pradeş ve Karnataka eyaletlerinin bulunduğu bölgede olduğu tespit edilmişti.
12 Aralık 1992- Endonezya'da, East Nusa Tenggara bölgesindeki birçok adada meydana gelen 6.8 şiddetindeki depremde 1490 kişi öldü. Babi Adası'nda 700 kişi yaşamını yitirdi.
20 Ekim 1991- Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'nin kuzeydoğusundaki Uttarkashi bölgesi yakınında meydana gelen 6.1 şiddetindeki depremde 1600 kişi öldü, 2 bin bin kişi
yaralandı.
16 Temmuz 1990- Filipinlerde, merkez üssü Cabanatuan kenti olan 7.7 şiddetindeki depremde en az 2 bin kişi öldü, 3 bin 500 kişi yaralandı. Deprem sonucu 148 bin kişi evsiz kaldı.
21 Haziran 1990- İran'da 7.7 şiddetindeki deprem Gilan ve Zanjan bölgelerini vurdu, 35 bin kişi yaşamını yitirdi ve 100 bin kişi yaralandı. Deprem, 500 bin kişiyi de evsiz bıraktı.
7 Aralık 1988- Ermenistan'ın kuzeybatısını vuran 6.9 şiddetindeki depremde 25 binden fazla insan öldü, 18 bin kişi yaralandı. Spitak kasabası tamamen yok olurken, Leninakan
kasabasının yarısı göçtü.
5 Mart 1987- Ekvador Cumhuriyeti'nde merkez üssü El Reventador olan depremde binin üzerinde kişi öldü, birkaç bin kişi kayboldu.
10 Ekim 1986- El Salvador'da meydana gelen 7.5 şiddetindeki depremde 1500 kişi öldü, 20 bin kişi yaralandı. Deprem 300 bin kişiyi evsiz bıraktı.
19 Eylül 1985- Meksika'da 8.1 şiddetinde meydana gelen depremde, 6 bin ila 12 bin insan öldü, 40 bin kişi yaralandı.
30 Ekim 1983- Türkiye'de Erzurum civarında 6.8 şiddetindeki depremde 1155 kişi öldü ve 500 dolayında kişi yaralandı. Deprem 35 bin kişiyi evsiz bıraktı.
13 Aralık 1982- Yemen'de 6 şiddetinde meydana gelen depremde 3 bin kişi öldü, 2 bin kişi yaralandı. Deprem başkent Sana'nın güneydoğusundaki Dhamar bölgesinin altını üstüne getirdi.
11 Haziran 1981- İran'da meydana gelen 6.8 şiddetindeki depremde 1027 kişi öldü, 800 kişi yaralandı. Depremde, Kerman bölgesindeki Golbaf kasabası yok oldu.
23 Kasım 1980- İtalya'da 7.2 şiddetindeki depremde 2 bin 735 kişi öldü, 7 bin 500'den fazla insan yaralandı. Merkez üssü Eboli'de olan deprem en çok Napoli'de geniş bir alanı etkiledi. Deprem sonucu 1500'ün üzerinde kişi kayboldu.
10 Ekim 1980- Cezayir'de meydana gelen 7.3 şiddetindeki depremde BM verilerine göre 2 bin 590 kişi öldü. Merkez üssü El Asnam kasabası olan deprem sonucu 330 bin insan evsiz kaldı.
En Büyük Depremler
Dünyada kaydedilen en büyük deprem:
1900 den bu yana kaydedilen en büyük deprem, 22 Mayıs 1960'ta Şilide olmuştur (magnitude 9.5 Mw).
.Türkiyede kaydedilen en büyük deprem:
Aletsel dönemde ülkemizde kaydedilen en büyük deprem 26 Aralık 1939 Erzincanda olmuştur. Geceyarısı olan depremde yaklaşık 33 000 kişi ölmüştür.
Kaynak: Kandilli Rasathanesi Araştırma Enstitüsü

29/12/2007 3:11 pm
TÜRKİYE'DE SANAYİ
TÜRKİYE’DE SANAYİ:

Giriş: Topraktan ve ya toprak altından elde edilen hammaddeler,sanayi yolu ile tüketime elverişli hale getirilir.sanayi adı altında toplanan farklı işlerden bir kısmı el ve tezgah işleri dır.Her ikisinin de, belirli bir hammaddenin maddeye dönüştürülme işlemi yapılır. Bu işlem yaplırkende iki önemli faktör devreye girer. İşçi ve enerji, Bu iki faktörün yanında kapital ile hammaddenin imalata dönüştürülmesi hedeflenir . Görüldüğü gibi geniş anlamı ile sanayi işlenmiş yada işlenmemiş maddelerin,fabrikada veya imalathanelerde işlenerek,kullanılır hale getirilmesidir.

Önceleri, bütün hammaddeler elde veya tezgahlarda işlenir. XVIII.yüzyıl sonlarına doğru buhar gücünün bulunması ve bu enerjinin sanayi de kullanılması ile doğan büyük endüstri,XIX. Yüzyıl içinde egemen duruma geçti öyleki el tezgahları ve el sanatlarına dayalı küçük imalat sanayi kaybolmaya başladı.

Büyük sanayi nin hızla gelişmesi sonucunda her ülke sanayisinin gelişmesine önem vererek ülkeler hammaddelerini kendileri işlemeye çalışmaktadırlar.


ÜLKEMİZDE BÜYÜK SANAYİ’NİN KURULMASININ EVRELERİ:

Ülkemizde büyük sanbayinin kurulması çok eskiye dayanmaktadır.Bununla birlikte sanayi kuruluşu sırasında , gerekli koruma tedbirleri alınıp,yeni sanayi kollarının geliştirilmesi pek olası değildir. Çünkü Osman lı devleti XVI yüzyılda Avrupa devletleri ile Kapitülasyonlar adı verilen anlaşmalar imzalamıştır. Önceleri yararlı
olan bu anlaşmalar daha sonraları Osmanlı devletinin gerilemesinde büyük rol oynamıştır. Bunun sonucunda sanayiinin gelişmesine engel olmuştur.
Bu dönemde ülke isteğini karşılayacak bir takım küçük kuruluşlar bulunmaktaydı. Bunlar.
*Toprak ürünlerini ülke içinde tüketebilecek hale getirmek için kurulanlar;yağ,sabun,değirmencilik ,makarna,sebze ve konserve gibi.
*Besin sanayi ile ispirto içki ve tütün sanayi
*Daha çok köylü ve askerin gereksinimini karşılamak üzere bazı dokuma işleri.
*Dericilik
*Dışardan getirilmesi güç ve pahalı olan bazı yapı malzemesi hazırlanması,örneğin tuğla,çimento gibi.
*Birkaç geni ve makine onarım evi.

Bu kuruluşlardan hemen hiç biri ülke gereksinimini karşılayacak durumda değildi.bir çoğu büyük fabrika olmaktan çok,yarı tezgah işi biçimindeydi.Hiç biri Avrupa ile yarışacak durumda değildi.Ayrıca bu işletmelerin Büyük çoğunluğu yabancı yatırımlar ile kurulmuştur. Lozan antlaşması ile,1923 ‘de kapitülasyonlar kaldırılınca,ülkede sanayi alanında hafif kıpırdamalar başladı. 5 yıl içinde, önce 1927 tarihinde Teşviki Sanayi kanunu çıkarıldı. Bu kanun ile ülkede sanayi nın canlanması amaçlanmıştır. 1929 ithal malları üzerinde gümrük vergisi kullanılmaya başlanılmıştır. Daha sonra Sanayi ve Madden Bankası , 1933 te de Sümerbank adını almıştır.

TÜRKİYE’DE SANAYİNİN GELİŞMESİ

Ülkemizde sanayi kısa sürede hem çok hızlı gelişmiş ve çeşitlenmiştir.Ekonomimizde göze çarpan başlıca özeliklerden birisi budur.Bu gelişme son 30-40 yıl içinde olmuştur.Türkiye’de sanayiinin gelişimi nin başlangıcı Cumhuriyet olmuş ancak bunun gelişmesi ve çeşitlenmesi 1950 ‘den sonra olmuştur. Ülkemizde bu gün sanayide çalışan nüfus %12 dır.Ülkemizde ilk yılardan başlamak üzere sanayi alanaınadaki gelişmeler daha çok tarıma dayalı sanayi alanında olmuştur.


TÜRKİYE’DE SANAYİNİN GELİŞMESİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER:

1-Çeşitli ve bol hammadde varlığı
2-Gerekli eneji için ülkemizde zengin taş kömürü ve yakınında demir yatakları bulunması. Güçlü ve bol su kaynakları
3-Son yıllarda termik santrelerin doğal gaza dönüştürülme çalışmalarına önem verilmektedir.
4-Hıdro-elektrik santralerine gelince ;akarsuların suyun düşüş güçünden elektrik enerjisi sağlamak için son yıllarda büyük barajlar yapılmış ve bir kısmada yapılmaktadır.

TÜRKİYE’DE SANAYİNİN BÖLGELERE GÖRE DAGILIMI:
Türkiye’nin sanayiinin coğrafi dağılımına bakıldığında,çok büyük bir dengesizliğin olduğunu görürüz.sanayi etkinliklerinin coğrafi dağılışı bakımından ,tüm ülke sanayisinin %60 ‘nın bulunduğu Marmara bölgesi başta gelir.Bunun başlıca nedeni ülkemizin en büyük sanayi merkezi İstanbul’un bu bölgede yer almasıdır. 1960 yıllarında ülkemizin sanayisinin 1/3 isrtanbulda bulunmaktaydı. İstanbul öteden beri büyük nüfus kütlesi ile hem büyük bir tüketim pazarı hem de iş gücünün kolay sağlana bileceği bir merkezdir.sanayicin ihtiyacı olan hammaddeninde buraya getirilmesi de kolaydır.. Ayrıca kapitalinde burada toplanması ve kentin Türkiye’de birinci ticaret merkezi oluşu da buna yardım etmiştir. Bu durum ülkemizde daha cumhuriyetin ilk yılarında kendini belli etmişim. İlk kuruluşlar doğrudan doğruya kentin içinde (Haliç kenarı gibi) ya da hemen yanı başında (Zeytinburnu-Bakırköy) kurulmuştur. Daha sonra sanayi kuruluşları kent dışına yerleşmeye başladılar.Buğün’de
bu kuruluşlar bir taraftan kentin batısında Marmara kıyılarından itibaren içeriye doğru geniş bir yer alan alan üzerinde kurulmaktadır.(Sefaköy-Halkalı gibi ) diğer taraftan , kentin doğusundan itibaren,özelikle İzmit körfezi kuzey kıyıları boyunca gelişmeye başlayan sanayi, önceleri Kartal-Pendik-Tuzla hattında ,daha sonra da giderek,kıyı boyunca tüm körfezin kuzeyine yayılmıştır.İzmit ve çevresinde oluşan sanayi ise, batıya doğru gelişerek İstanbul sanayi bölgesi ile birleşmiş ,doğuda ise ,yalnızca sapanca gölünün kuzey kıyıları dışında kesintiye uğramıştır .Böylece ülkenin belki dev en yoğun sanayi bölgesi ,İzmit körfezi kuzey kıyısı boyunca ,bir yandan İstanbul ile birleşirken ,doğudan Köseköy-Uzun tarla yöresinde doğuya doğru giderek genişlemektedir.

Marmara bölgesinin içindeki ikinci büyük sanayi bölgesi ise,Bursa Ovasında gelişmiştir.Özelikle dokuma ,gıda ve son yıllarda otomobil sanayiside bu yöredeki gemlik-İnegöl,Yenişehir gibi kentlerin çevresinde gelişmektedir.daha güneyde ise ,yeni yeni gelişme gösteren Balıkesir sanayi bölgeside yer almaktadır.

Trakya yöresine gelince,Bu yörenin en büyük sanayi merkezi Çerkezköy organize sanayi bölgesidir. Tekstil,metal ve boya sanayinin yaygın olduğu bu kesimde ,sanayi giderek genişleme eglimindedir.Trakya da Çorlu,Alpulu,Edirne,Tekirdağ gibi kentlerin çevresinde,çeşitli sanayi kuruluşları serpişmiş durumdadır.
Türkiye’de sanayi etkinlikleri bakımından ikinci sırayı Ege Bölgesi alır ki bunun nedenide bölge içinde ülkemizin ikinci sanayi merkezi durumunda olan İzmir kentinin bulunmasıdır. Önemli, sanayi kuruluşları İzmir kentinin çevresinde toplanmıştır.Bunun dışında dokuma ve gıda sanayi ağırlıklı pek çok kuruluş Aliağa, Aydın,Manisa,nazilli,İzmir,Ayvalık,Söke,dalaman yörelerinde gelişme göstermiştir.
Türkiye nin üçüncü sanayi kümelemesi ,Batı Karadeniz bölümündedir.Özellikle Zonguldak yöresinde,madden kömürü varlığına dayanana bir toplanma vardır. Ülkenin ilk ve en eski Demir çelik sanayi burada Karabük çevresinde gelişmiştir,bunu daha sonra Ereğli demir Çelik kompleksi katılmıştır.Bu iki kuruluşunda bunlara bağlı yan sanayi ninde gelişmesi ile yöre ,yoğun bir ağır sanayi bölgesi olarak ortaya çıkmıştır.
Bu üç bölgeden başka Türkiye de bugünkü durumda sanayi bölgeleri değil ,coğrafi bölgeler içinde az çok dağılmış olan aktif sanayi merkezleri,gösterilebilir. Başlıcalar ; İç Anadolu bölgelesinde Ankara-Kırıkkale ve Eskişehir-Kayseri-Sivas yöreleri,Doğu Akdeniz bölümünde Adana-Mersin yöresi yani Çukurova Sanayi Bölgesi ile Gaziantep-Hatay sanayi bölgeleridir.Ayrıca ,Orta Karadeniz de samsun yöresi ve hinterlandı,İç batı Anadolu da Kütahya-Afyon çevresi,Doğu Anadolu’da Malatya –Elazığ, Güneydoğuda Anadolu’da Diyarbakır yöresi,gelişme gösteren aktif yerel sanayi bölgelerdi olarak dikkati çeker.


TÜRKİYE’DE SANAYİ KOLLARI

GİRİŞ:Bügun ülkemizde bulunan tüm sanayi kolları üzerinde ayrı ayrı durmaya ve bazıları büyük fabrika,pek çoğu ise atölye ölçüsünde olan sanayi kurumlarının,adlarını ve yerlerini teker teker belirtmeye olanak yoktur.Dolayısıyla bu tür sanayi kuruluşlarının ,beli bir grup içinde toplayarak sınıflandırmak,niteliklerini ve yerlerini belirtmek,daha yararlı olacaktır.
Bugün, Türkiye’deki sanayi etkinlikleri büyük ölçüde tarıma bağlı görünmektedir.yani sanayi hammaddesini çoğunlukla tarım ve hayvancılıktan alır.İlerde de sanayi etkinliklerinin hangi yönden gelişirse gelişsin ham maddesi büyük ölçüde tarımsal ürünlere dayanan sanayiinin önemli yer tutacağı sanılmaktadır. 1989 istatistik yılığına baktığımızda ,gerçekte en büyük payın tarımsal hammaddeye dayandığı görülmektedir.




A- BESİN VE İÇKİ SANAYİ

Ülke ekonomisinde oldukça önemli bir yer tutan gıda sanayi,aynı zamanda en eski sanayi koludur.Topraktan alınan tarımsal ürüne dayalı bu sanayi ,un ve unlu ürünler.süt ve süt ürünleri,konserve,şeker,çay,çeşitli yem sanayisi ile içki sanayisidir.

1-UN VE UNLU ÜRÜNLER SANAYİ:

Besin maddeleri sanayisi içinde en yaygın sanayi kolunu oluşturan,undan yapılmış çok çeşitli sanayi bulunur.Bunlar arsında değirmencilik oldukça yaygındır.Özelikle İç Anadolu bölgesinde Eskişehir,Konya,Ankara,ayrıca çok nüfuslu kentlerde;İstanbul,İzmir,Adana,Bursa v.b.yüksek kapasiteli un fabrikaları bulunur.Ülkenin en büyük hacimli ürünü olan tahılı un haline getirmek üzere ,daha çok yerel tüketim bölgelerinde,su,motor ve rüzgar gücünden faydalanılarak kurulmuş,çoğu küçük ve orta kapasiteli değirmenlerde vardır.
Elde edilen unlar,tarım dayalı sanayiinin oldukça geliştirdiği Konya,Eskişehir,Adana,Kayseri,Ankara v.b. pek çok kentimizde (başta makarna olmak üzere,bisküvi,nişasta,irmik gibi)besin sanayisinin gelişmesine yardımcı olmaktadır.

2-KONSERVE VE SANAYİ:

Ülkede her an taze sebze ve meyvenin bulunabilmesi ,bu sanayiinin henüz gereği kadar yaygın gelişme göstermemiş olmasını temel nedenidir.Konserve kullanımının,daha çok büyük kentlerde ve kışın gelişmektedir.
Sebze konserve üretim alanları ,Bursa ve Çanakkale gibi,sebzeciliğin yaygın ve yoğun yapıldığı illerimiz vardır.Ayrıca ülkenin iyi kalitede ürün üreten yörelerinden ,örneğin,Bursa,İstanbul,Ankara,İzmir gibi büyük tüketim merkezlerinde meyve,reçel,marmelat ve sebze konserveleri,domates salçası fabrikaları ve atölyeleri bulunur.Ayrıca Gelibolu,Erdek,Çanakkale gibi kentlerimizde balık konserveciliği yaygındır.


3-SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ SANAYİ:

Ülkemizde,hayvancılığın birinci derecede geçim kaynağı olan bölgelerimiz,örneğin Doğu Anadolu Bölgesinin Erzurum-Kars yöresi ile,Karadeniz bölgesinin Doğu Karadeniz Bölümü,(Özelikle Trabzon çevresi)süt ve süt ürünlerinin ,yoğun sanayi faaliyetlerinin yapıldığı bölgedir.Hayvansal yağ ile peynir,sütün fazlaca elde edildiği bölgelerde,dağınık şekilde yapılır.İnek sütünden elde edebilen yağ ve peynirler,kuzey ve kuzeydoğu bölgelerimizde aygın olduğu halde,koyun sütünden elde edilen ürünlerin Güneydoğu Anadolu’da (Urfa ve Diyarbakır) yaygındır.
Yağ ticareti ile uğraşan komisyoncular,kalitesi genellikle birbirini tutmayan ürünleri toplayıp,büyük kentlere gönderir ve çok defa,oradaki kalitenin büsbütün bozuk hale gelmesine sebep olur.Bu durum ve fiyat yüksekliği,son yıllarda,halkı,İstanbul,;İzmir,Adana gibi merkezlerde fabrikalar kurulmuş,bitkisel margarin tipi yağlar tüketmeye yöneltmektir.
Tereyağı ve peynir yapımında çok dağınıktır.Bunlardan birincisi,daha çok büyük tüketim merkezlerinin çevresinde,ikincisi Trakya,Güney Marmara (Bursa,Balıkesir) ve Kars yöreleri gibi ,sütü bol bölgelerde gelişmiştir.Ayrıca,İstanbul,İzmir,Adana ve Kars yöresinde gelişmiş ve fabrikalar kurulmuştur.

4-ŞEKER FABRİKALARI VE SANAYİSİ:

Türkiye’de ilk şeker fabrikası,Alpullu’da kurulmuştur.1926 da açılan ilk fabrika ile bunu izleyen üç fabrika(Uşak,Eskişehir,Turhal) 1935 ‘te devlet kontrolü altında toplanmıştır.Bu fabrikalar olağanüstü çalışmalarla 1950 lere kadar ,ülkenin şeker ihtiyacını karşılayabilmiş ise de ,yakın bir devrede ,bu isteğin artmasına karşılık,üretimin 175-200 bin tonu geçmemesi,sorunun yeniden ele alınmasını gerektirmiş, önce 11 yeni fabrika(Adapazarı,Susurluk,Burdur,Konya,Kütahya,Am asya,Kayseri,Malatya,Elazığ,Erzurum,Erzican) daha sonra iki fabrika (Ankara ve Kastamonu) kurularak,bu sayı 17 ‘ye ulaşmıştır.Bugün bu sayı,Erciş,Ilgın,Muş,Konya,Ereğli,afyon,Niğde fabrikalarının açılması ile 23 olmuştur.

5-İSPİRTO,RAKI,ŞARAP VE BİRA SANAYİ:

Bir sanayi hammaddesi olan ispirto,genellikle,şeker fabrikalarının melasında elde edilmektedir.Ülkede üzümden ispirtolu(alkolü) içkiler yapan küçük imalathaneler ve fabrikalar çoğunlukla,İstanbul,İzmir,Ankara,Yozgat ve Kayseri’de bira fabrikaları.Yozgat ve Kayseri de malt fabrikaları vardır.Şarap fabrika ve yapım evleri,ülkenin birçok bölgesinde bulunmaktadır.Özelikle,yerel üzümlerden elde edilen bu şarapların bir bölümü Tekel tarafından bir bölümü ise özel sektör tarafından üretilmektedir.Şarap ürünümüzün,nitelik ve yüksek alkol derecesi ile ,dış piyasada alıcı bulmaktadır.Bugünkü koşullarda,üzümlerimizin yalınızca % 5’i şarap üretiminde kullanılmakta olup,bu oranın ilerde artacağı sanılmaktadır.

6-TÜTÜN SANAYİ:

Ülkemizde hem her yöresinde yetişen tütün ve buna dayalı sanayi,oldukça gelişmiştir Tekel İdaresi tarafından işletilmekte olan tütün özelikle Marmara Bölgesinde İstanbul da Cibalı ve Maltepe,Ege Bölgesinde İzmir,Akdeniz Bölgesinde Adana da ,Karadeniz Bölgesinde Samsun ve Tokat’a Doğu Anadolu’da Malatya da ve Bitlis’te işlenerek sığara olarak üretilmektedir.Bu fabrikalarda işlenen tütün daha sonra bir bölümü sigara halinde ülke içinde büyük bölümü ise harmanlanarak dış ülkelere satılmaktadır.









7-BİTKİSEL YAĞ VE SABUN SANAYİ:
Ülkemizde bitkisel yağ olarak zeytin yağı,ay çiçek yağı,mısır özü yağı ve pamuk yağı kullanılmaktadır.Ülkenin önemli yağlı hammaddesi olan zeytin yetiştiği bölgelerde çoğu küçük atölyeler halinde yağ presleri vardır.Bunların en fazla yoğunluk taşıdığı bölgeler Marmara ve Ege bölgeleridir.Bunlar arsında iki yöre bu üretimin yüksek orana eriştiği yerlerdir.İlki Edremit,Ayvalık yöresi diğeri ise Gaziantep tir.Yüksek kapasiteli ve kaliteli zeytin yağı üretimi yapan bu yörelerde yağın asidi düşük olan kısmı doğrudan doğruya besin olarak tüketilir.yüksek asitli pirina adı verilen küspeler ise sabun yapımında kullanılır.Belirtilen bu yörelerde aynı zamanda sabunda üretilmektedir.Ülkenin daha başka yağ ve sabun fabrikaları da vardır.Bunlar yağlı hammaddenin yetiştiği bölgede değil getirildiği liman kentlerinde örneğin İzmir,Mersin,İstanbul da kurulmuştur.
Ülkenin özelikle Marmara ve Ege bölgeleri ile İç Anadolu ,Karadeniz in iç kısımlarında ve bazı Doğu Anadolu kapalı depresyonlarında üretilen ayçiçeğinden çiçek yağı küspesinden ise sabun yapılmaktadır.Son yıllarda geliştirilen ve ara tarım ürünü olarak kullanılan soya fasulyesinden elde edilen soya yağıda giderek yaygınlaşmıştır.
Özellikle Ege ve Akdeniz de pamuk çekirdeğinden çiğit çıkarılan pamuk yağı mısır özü yağı yer fıstığı yağı da lokal olarak üretilen ve tüketilen yağlardır.Ordu da soya yağı fabrikası vardır.Tuvalet sabunu daha çok büyük tüketim merkezlerinden İstanbul ve İzmir de kurulan fabrikalarda üretilmektedir.

8-DİĞER BESİN SANAYİSİ:

Tarımsal hammaddede kullanılan besin sanayisi kolları arasında çay ve yem sanayisini de saymak gerekir.Çay sanayisi üretim bölgesi olan Doğu Karadeniz kıyılarında kurulmuş olan çok sayıda fabrika ve atölyelerde yoğunlaşmıştır.Sayısı her sene artmasına karşılık fabrikalar yetişememekte,toplanan yaş yaprakların hemen hazırlanması gerekli olduğundan yeniden bir çok fabrika kurulmaktadır.Kuru çay üretimi her yıl giderek artmaktadır.
Yem sanayisine gelince hayvancılığımızın verimli olabilmesi için son yıllarda bu konuya önem verilmeye başlandı.Büyük kentlerde mezbaha ve besin sanayisi artıklarını,balıkçılık merkezlerinde tüketim artıklarını değerlendirmek için İstanbul,Trabzon,İzmir,Samsun, Ankara,Adapazarı da vb. fabrikalar kurulmuştur.Bu fabrikalar daha sonra yaygınlaşarak Eskişehir,Bandırma ve Mersin gibi çeşitli yerlerde de açılmaya başlamıştır.

B- DOKUMA VE GİYİM SANAYİSİ
Türkiye’de dokuma sanayisi son otuz-kırk yıllıda büyük gelişme göstermiş dış piyasalarda da etkili duruma gelmiştir.Ülkemizde dokuma sanayisinin bütün çeşitleri vardır.Bugün büyük fabrikalar halinde çalışan devlete ait kuruluşlara son dönemde sayıları çok artan özel sektöre ait fabrikalar nedeniyle dokumacılık her yönden ilerlemiştir.








1-DOKUMA SANAYİSİ

Ülkede dokuma sanayisi için gerekli tüm maddeler bulunmasına karşın yakın zamana kadar bunların az işlediği ve bu yüzden kumaş ve daha başka dokumalar için dış piyasaya muhtaç kalınmaktaydı.Çünkü önceleri ülkede bulunan hammaddelerle örneğin yerli pamuk ile –ancak kaba Amerikan kumaşı yerli yün ile ise şayak adı verilen yünlü kumaş dokunulmaktaydı. Ülkede kaliteli kumaş dokuması için gerekli hammaddenin niteliği değiştirildi.uzun lifli ince dokunabilecek pamuk türleri geliştirildi.Kaliteli yün ve yapağı önce ithal edildi daha sonra ülke içinde melezleme sistemi ile bu hammaddede de üretilmeye başladı.böylelikle evvelce kurulmuş yünlü ve pamuklu dokuma fabrikaları genişletildiği gibi yenileri de kuruldu. Böylece dokuma sanayisi büyük bir gelişme göstermiş ülke gereksinimi dışında ihraca tada geçilmiştir. Bugün ülke içinde dışardan sipariş alınarak Avrupa’nın ünlü kumaş firmalarına kumaş dokunarak ihraç edilmektedir.
Pamuklu dokuma sanayiisin de İstanbul ,Adana gibi merkezlerde ki kuruluşlara Cumhuriyet döneminde Kayseri,Nazilli,Malatya,Konya Ereglisi ve daha sonrada Erzincan,Denizli,Adana,Tarsus,Antalya,Aydın,Manisa ,İzmir,Karaman,Uşak,Adıyaman gibi kentlerde yenileri katılarak çeşitli iplik üretim ile tülbent,patiska,basma ,poplin gibi pamuklu dokumalar yapılmaya başlanmıştır.Bundan şile gibi bazı kasaba ve köylerde de pamuk ipliğinden el tezgahlarından bez ve kumaş dokunmaktadır.

Yün sanayiisinmde ise yün ipliği ,yünlü kumaş ile batan ye ve kilim gibi dokuma işleri ile trikotaj gibi örme işleri yer alır.Hereke İstanbul Fes hane gibi eski yünlü dokuma fabrikaları genişletilip nitelikleri geliştirilmiştir.Bursa da Merinos fabrikası kamu sektörünce açılmış ülkenin en büyük yünlü kumaş fabrikalından biridir.Ayrıca İstanbul da ve İzmir de özel sektörce yeni fabrikalar kurulmuştur.Bu büyük kuruluşlar daha çok dışarıdan gelen Merinos yünlü ipliğini kulanırllar.Örme trikotaj sanayisi ise başta İstanbul olmak üzere bazım kalabalık nufüslü kentlerde yoğunlaşmıştır.
Bursa ve İstanbul gibi kentlerde oldukça önemli bir yer tutan ipek dokumacılığı son yıllarda yapay ipliklerin ortaya çıkması ile giderek yerini yapay lifli dokumacılığa bırakmaktadır.Öncelleri dışarıdan ithal yolu ile gelen yapay lifler son yıllarda Türkiye de de üretimine başlanmıştır.Başta İstanbul olmak üzere bazı kentlerde yapay liften kumaş dokunmakta perde,çorap vb maddeler üretilmektedir.

2-HALICILIK

Halıcılık Türkiye de ünlü ve çok eski bir el sanatı dır yerli yünlerin kalitelileri ve yerli
Boyacılık ile teşvik görmüş olan halıcılık birinci ve ikinci dünya savaşları sırasında bir hayli geriledikten sonra yeniden gelişmeye başlamıştır ve de uzun yıllardan bertiş oldukça faal halıcılık merkezleri vardır.Bunların dokudukları halı ,kilim ve seccadeler niteliğiyle birbirinden ayrılır.Tezgah sayısı bakımından başta Isparta gelir.Isparta halıları gerek kente gerekse çıvar köy ve kasabalarda ki tezgahlarda dokunduktan sonra Isparta’ya getirilerek yıkanır ve son hazırlıkları yapılır.
İkinci büyük halı üretimi alanı Uşak tır.Yakın çevresinde ki Gördes de ,Demirci,Kula gibi kentler de birer halıcılık merkezleridir.Ülkede diğer merkezler arsında,Kayseri-Bünyan,Konya ve Sivas sayılabilir.Bunlar dışında,İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da bir çok yerde,halı ve keçe tezgahları vardır.Halıcılık,büyük sanayi etkinlikleri arasında,son yıllarda,giderek daha fazla yer almaya başlamıştır.



3-GİYİM (KONFEKSİYON)SANAYİSİ:
Yukarıda belirtilen pamuklu,yünlü,doğal ve yapay ipekli kumaşlardan yararlanılarak.ülkede etkin bir giyim sanayisi gelişmiştir.Başta İstanbul olmak üzere,ülkede 1989 istatistiklerine göre 40.000’nin üzerinde elbise,çamaşır,kazak,vb. gibi konfeksiyon atölyeleri ve üretim merkezleri vardır.Daha çok orta ve küçük çaplı kuruluşlardan oluşan giyim sanayi,giderek gelişen,büyüyen ve bağımsız bir sektör olmaktadır.

4-DERİCİLİK VE DERİ SANAYİSİ:

Dericilik ülkede oldukça yaygın bir iş koludur.Bugün,büyük ölçüde dışa dönük üretim yapar gibi görünen bu sektöre ait fabrika ve atölyelerin %80’i İstanbul’da toplanmıştır.Bilinen kuruluşların pek çoğu küçük işletmelerde olup,Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası gibi,birkaç büyük kuruluş da vardır.Bu sanayi kolunda gerekli iyi cins işlenmiş deri ve kösele cinsleri yurt dışından gelmektedir.dışarıya da ham deri satılmamaktadır.Ancak,son birkaç yıldır,bu sektörde oldukça hızlı atılımlar vardır.Deriler,gerek içeride,gerekse dışarıdan getirilerek burada işlenmekte ve deri ye dayalı konfeksiyon sanayii,oldukça hızlı bir şekilde gelişmektedir.

C- MADEN SANAYİSİİ:

Türkiye de,Cumhuriyet devrinin ilk yıllarında (bir kısmı daha önceki yıllarda) kalma kuruluşlar bulunuyordu.Daha çok dışardan getirilen yarı işlenmiş madenleri kullanarak çivi,tel,boru gibi maddeler yapılıyordu.Ayrıca özellikle İstanbul da döküm atölyeleri,gemi ve motorlu taşıt onarım yerleri bulunmaktaydı.Ülkede ilk madden eritme kuruluşu,1936 da Maden kasabasında,bakır cevheri işlemekle başlamış ve daha sonra çeşitli eritme kuruluşları faaliyete geçerek bu sanayi gelişme göstermiştir.

1-DEMİR-ÇELİK SANAYİSİ:

Ülkemizde , beş yıllık sanayi planı uyarınca,doğrudan doğruya demir-çelik elde etmek üzere 1937 yıllında Karabük’te bir fabrika açıldı ve hızla gelişti.Bu fabrika ,enerji gereksinimini Zonguldak kömür havzasından,demir cevherini ise Divriği’den almaktaydı.Ülkenin gelişen ekonomik koşulları ve üretimin talebi karşılayamaması nedeni ile 1965 yıllında ulaşım kolaylığı ve kömür havzasına yakınlığı gibi avantajlarda göz önüne alınarak Karadeniz Ereğli’sinde ikinci demir-çelik fabrikası kuruldu.Bu fabrika ham demiri Divriği den Samsun ‘a demiryollu,oradan deniz yollu ile ) ve Edremit’in Ak çay iskelesinden deniz yolu ile alır.Gerekli durumlarda ham demir ithal yolu ile de karşılanmaktadır.Ülkenin üçüncü demir-çelik fabrikası ise İskenderun’da kurulmuştur.Fabrikalar yuvarlak demir,inşaat demirleri- raylar,levha,saç,teneke,tel,çelik ve çekme boruları üretmektedir.Gelişen teknoloji ile birlikte kaliteli alaşımdan yapılmış üretim maddeleri,ülke ihtiyacını karşılayacak düzeye gelmiştir.Ülkemizde özellikle büyük hidro-elektrik santrallerinin devreye girmesi ile elektro-metalürji sanayisinin gelişmeye başladığı gözlenmektedir.Özelikle İstanbul-İzmit sanayi bölgesinde,bu tür modern sanayi kuruluşları bulunmaktadır.Bu tür kuruluşların ilk,1962 yılında Antalya yakınlarında kurulan ve Kepez Hidro-Elektrik Santralinden aldığı enerjiyi kullanan,ferro-krom ve asetilen fabrikasıdır.




2-BAKIR VE ALÜMİNYUM SANAYİ:
Ülkemizde oldukça bol bulunan alüminyum ile bakır madenlerinin enerjinin giderek artması ile birlikte metalürji sanayisi içindeki payı artmaktadır.Diyarbakır-Elazığ yöresindeki Maden de çıkarılan bakır cevheri ilk bakır alanıdır.Burada kurulan bakır ergitme sanayiside ülkede oldukça eskiye dayanan bir geçmişe sahiptir.Doğu Karadeniz bölümünde bulunan ve
oldukça zengin bir cevher rezervine sahip olan Murgul(Göktaş) ta ise bakır izabesi ve buna bağlı yan sanayiinin geliştiği görülmektedir.Karadeniz Bölgesinin Orta Karadeniz bölümünde de birkaç bakır üretim sahası (Giresun-Esbiye ve Sinop’ un Küre yöresi) bulunmaktadır.Bu yöredeki bakır levha ,tel,lister bakır,külçe bakır halinde üretim yapan bu fabrikaların yanında yan sanayi olarak ta asit sülfürlük fabrikaları bulunur.
Batı Torosalarda ki çok zengin boksit(alüminyum oksit) yataklarından çıkarılan cevher,Seydişehir’de kurulan alüminyum fabrikasında izabe edilerek külçe,levha gibi yarı işlenmiş hale getirilmektedir.Yıllık kapasitesi 40.000 ton külçe alüminyuma yaklaşan bu kuruluş dışında özelikle İstanbul-İzmit sanayisi bölgesinde ve diğer büyük sanayi bölgelerinde daha küçük boyuta özel sektöre ait alüminyum fabrikaları vardır.

3-ASKERİ MALZEME SANAYİSİ:

Ülkemizde demir-çelik üretiminin sağlanması madden işleyen sanayi kuruluşlarının gelişmesine temel hazırlamaktadır.Bu kuruluşlardan önemli biri gerçekte top,tüfek,mermi vs yapmak üzere kurulmuş olan ve şimdi Makine ve Kimya sanayisi kurumları içen de yer alan bir çok makine alet yedek parça üreten Kırıkkale fabrikaları dır.Buradaki kuruluş oldukça geniş ve entegre bir fabrika olup çeşitli harp sanayi gereksi mini karşılamaktadır.
Son yıllarda bir kısım parçaları içeride üretilecek biçim de uçak montaj ve bakım fabrikaları kurulmuştur.Ankara ve Eskişehir yakınlarında kurulan bu fabrikalarda aynı zamanda bakım ve tamir ünitelerim le doğrudan yedek parça üreten üniteler vardır.Adapazarı’n da kurulan tank üretim ve palet fabrikasında da askeri araç üretimi yapılmaktadır.
Askeri malzeme üretim ünetileri içinde ordu gereksinimini karşılayan dikim evleri ile askeri ulaşım ve haberleşme cihazları üretim merkezleri de Başta Ankara olmak üzere,ülkenin çeşitli yerlerinde kurulmuştur.




4-GEMİ VE VAGON SANAYİSİ:
Ülkemizde,özelikle gemi yapım sanayi,oldukça eskiye dayanmaktadır.Gölcük ‘te cumhuriyet döneminde kurulmuş olan ve harp filomuzun bakım ve tamiratını üstlenen askeri tersanede bugün çeşitli tonajlarda muharebe destek ikmal gemileri,denizaltlıları üretilmektedir.bir başka gemi inşaat tezgahlarında İstanbul’da Haliç ve İstinye de bulunmaktadır.Burada askeri,ticari ve diğer gemilerin tamirleri ile bazı tip gemilerin inşa asıda mümkün olmaktadır.Son yıllarda İstanbul kentinin yakınında Tuzla da büyük bir gemi marinaları fabrikasıyla giderek yerli katkı yapı artarak gemi yapılmaktadır.
Ülkede ayrıca Gelibolu ve İzmir de gemi yapım tersaneleri bulunmaktansa da kapasiteleri fazla büyük değildir.
Önemli bir başka yapım sanayiside Devlet demir yollarının gereksinimini karşılamak üzere Adapazarı da kurulan Devlet Demiryolları fabrikalarıdır.Yük ve yolcu vagonu yapımının ağırlık kazandığı bu fabrikalıda ayrıca bakım ve onarımda yapılmaktadır.Eskişehir,Sivas ve Kayseri de lokomotif yapımı bakım ve onarım fabrikaları ile Eskişehir’de ki dizel lokomotif fabrikası önem taşımaktadır.

5- TARIM ARAÇ VE GEREÇLERİ SANAYİSİ:

Tarım ürünlerinin geniş yer kaplaması ve ekle bilir geniş alanlarda modern tarım metotlarının uygulana bilinmesi için ülkede cumhuriyet döneminde kurulması planlana ve çok hızlı bir gelişme gösteren tarım araç ve gereçleri yapımı bugün ülkenin pek çok yerinde gerçekleştirilmektedir. Başta İstanbul ve Adapazarı olmak üzere İzmir,Adana,Eskişehir gibi kentlerimizin sanayi bölgesinde bu tür araç ve gereç üreten fabrikalar bulunmaktadır.

D- OTOMOTİV VE MADENİ EŞYA SANAYİSİ:

Ülkenin önceleri montaj sanayi olarak başlayan kara taşıtları yapımı daha sonraları yerli üretime doğru yönelmiştir.İlk kuruluşlar İstanbul yakınlarında jip,kamyonet ve kamyon yapımı olarak başlamıştır.tuzla da ki jip fabrikasıyla Gebze,Çayırova da ki Cyrsler firmasının kamyon ve kamyonet yapımı üniteleri önceleri montaj daha sonrada üretim ,yedek parça üretimi şeklinde oluşmuştur.İstanbul da ayrıca Ford kamyon,kamyonet,minibüs ve otomobil fabrikası faaliyete geçmiştir.
Bursa yakınlarında kurulan Fi at ve Renault otomobil fabrikaları da bugün hemen tümüyle yerli üretim yapmaktadır.İzmir’de kurulan BMC fabrikalında da kamyon,kamyonet ve minibüs üretirimi yapılmaktadır.Ülkemizde son yıllarda da gelişen Man-Mercedes ve Mitsubishi firmalarının ötöbüs üretimi bu sanayi kolunun yaygınlaşarak geliştiğini ortaya koymaktadır.
Otomotiv sanayisinin gelişmesi buna bağlı olarak oluşan yan sanayi ürünlerin inde üretilmesine ortam hazırlanmıştır.Özellikle oto elektrik donanımı (Akü,pil,ampul,kablo v.b)gelişmiştir.Buzdolabı,çamaşır makin ası ,tulumba ve motorlar ülkede üretilmektedir.Bazı parçaları ithal yolluyla sağlanan bu aletler artık doğrudan yerli üretim olarak dışarıya satılmaktadır.elektrikli araç ve gereçler ile elektronik ve hassas cihaz yapımı da ülkede özellikle 1980 den sonra gelişmeye başlamıştır. Bu kuruluşların büyük bölümü İstanbul,İzmit sanayi bölgesinde İzmir ,Bursa ve Gaziantep gibi büyük kentlerin yakınlarında gelişmiştir.


E-TOPRAK-SERAMİK VE CAM SANAYİ:

1-ÇİMENTO VE TUGLA SANAYİSİ:
Çimento sanayisi,son yılarda,inşaat sektör gelişmesi ile hızlı bir şekilde ilerleme göstermiştir.Evvelce İstanbul da iki tane çimento fabrikası bulunmaktaydı.Biri Zeytin burnun da,diğeri Kartal Yunus ta bulunan bu fabrikalıdan zeytin burnu kent içinde olduğundan üretimini durdurmuş ,diğeri ise aynı nedenle üretimini durduracaktı.Hammadde bakımından çok zengin kaynaklara sahi
P olan ülkemizde,gelişen inşaat sektörüne parellel olarak,çimento fabrikaları hızla yurt düzeyine yayılmıştır.1926 da 20.000 ton üretim kapasitesine sahip olan fabrikalara Sivas ve Ankara fabrikaları da katılmıştır.İhraç etme aşamasına geldiğimiz bu sektörde Orta doğu ve Kuzey Afrika ülkelerine çimento ihraç eder duruma gelmişiz.
Ülkemizde pek çok tuğla ve kiremit üretim alanları ile bir takım fabrikalar vardır.Son yıllarda yüksek kaliteli delikli tuğla üretimi gelişmektedir.İstanbul,Kurtköy,Turgutlu Salihli,İzmir,Tekirdağ,Silviri gibi yörelerde de bu tip üretim yaygındır.Ayrıca kıl hammaddesini bol olduğu alüvyon ovalarda (Adapazarı, Eskişehir, Bafra) kilin pişirilmesi
ile tuğla yapımı yaygındır.
Ateş tuğlası adı verilen ve ısıya dayanıklı tuğla üretimi ise,Sümerbank’ın Filyos’taki fabrikalında;ayrıca daha küçük ölçüde İstanbul da,Ege bölgesinde ve Konya ‘da krom-manyezit tuğlası yapılmaktadır.

2-SERAMİK VE CAM SANAYİ:
Ülkemizde hammaddesi oldukça yaygın bulunan,kaliteli kaolen ve diğer kilerden seramik üretimi çok yaygınlaşmıştır.İnşaat sektörünün gelişmesi,kaliteli fayans ve diğer seramik üretiminde de talebi artırmıştır.İnşaat çinisi,banyo,tuvalet gibi sıhhi malzeme ,sofra eşyası,çini ve fayans kaplama fabrikaları,yaygın bir gelişme göstermektedir Ülkede seramik sanayisinin geliştiği yöreler; Çanakkale’nin Çan ilçesi,Bilecik’in Bozüyük ve Söğüt ilçeleri,Trakya da Çerkezköy sanayi bölgesi,Kütahya ve İznik yöresinde geleneksel çinicilik ve fayans üretimi yaygındır.
Cam sanayisinin gelişmesi,şişe ve cam eşya yapan İstanbul(Paşabahçe) de kurulan fabrika ile başlar.Bu fabrikada,çeşitli cam eşya ile kristal cam üretimi yapılmaktadır.Gebze Çayırova ‘da kurulan ve daha çok pencere camı üretimine yönelik fabrikada ise,yakın çevreden gelen hammadde kullanılmaktadır.daha küçük ölçüde,İzmir ve Adapazarı’ndan cam üretimi yapılmaktadır.
Cam sanayisinin en büyük kuruluşlarından biri ise,çok geniş hammadde kaynaklarının bulunduğu.Trakya Cam sanayi adı ile kurulan bu büyük tesiste,çeşitli kalınlıklarda pencere camı,cam eşya ve malzemesi üretilmektedir.

F- AĞAÇ SANAYİSİ:
Ormanların verdiği önemli malzeme,yani odun,çeşitli sanayi kollarına hammadde sağlar.Kereste yapıma,orman bölgelerinin yakınlarında toplanmıştır.Bunlarda,birçok hızar tezgahı,orta ya da büyük çapta kereste fabrikaları bulunur.Batı Karadeniz bölümünde,Ayancık,Bartın,Kastamonu,Bolu ve düzce de kereste,parke,lif,elyaf fabrikaları bulunur.Marmara Bölgesinde Adapazarı ve Bözhöyük te yine aynı türden fabrikalar vardır.İstanbul’da ise daha çok işlenmiş ürünler üretilir.Kontrplak,parke,lif,elyaf,levha ve benzeri malzemeler,büyüklü küçüklü pek çok işletme vardır.
Antalya’da ambalaj sandığı,Demirköy’de kereste,Artvin’de ve Bolu’da lif ve tahta fabrikaları.büyük üretim kapasitelerine sahiptir.Yine aynı şekilde,üretilen kerestenin kullanılması ile İstanbul,Ankara,Bursa gibi kentlerde,Marmara Bölgesi ile Karadeniz Bölgesi’nin Batı Karadeniz bölümünde,kaliteli ve çeşitli mobilyacılık gelişmiştir.
Odunun bir hammadde olarak kullanılması ile gelişen en önemli sanayi kolu ise,kağıt ve selüloz sanayisidir.İlk kağıt fabrikası 1934 yılında İzmit’te kurulmuştur.1955 yılına kadar Sümerbanka bağlı kuruluş daha sonra Se-Ka(Selülös-Kağıt) Genel Müdürlüğü olarak Sanayi Bakanlığına bağlandı.Uzun süre ülkenin tek kağıt fabrikası olan bu kuruluşa daha sonra başkaları da katıldı.Gazete ve diğer baskı kağıtları,mukavva dayanıklı ambalaj(kraft) kağıdı yapan fabrikalar kuruldu.Karadeniz Bölgesinde Giresun-Aksu,Zonguldak-Çaycuma fabrikaları ile Ege Bölgesinde Dalaman ve Aliağa fabrikaları açıldı.Bu fabrikalar,ayrıca gazete kağıdı ile çeşitli yan sanayi ürünleri de üretilmektedir.

G- KİMYA VE PETROKİMYA SANAYİ:
Kimya sanayisi ülkede,önceleri dağınık,küçük ölçüde ve ülkenin gereksinimini kısmen karşılayacak şekilde kurulmuştu.fakat son yıllarda önemli gelişmeler kaydedilmiştir.Ülkenin tarım ve sanayi alnında giderek arttan isteği ,bu alanda büyük ve çeşitli kuruluşlara ihtiyacı artırmıştır.İlk kurulan kimya sanayisi;İzmit’teki klor ve kostik soda fabrikaları ile Karabük’teki asit,sülfürik,amonyum,sülfat,naftalin v.b. üreten kuruluşlardır.Bandırma’daki sülfürik asit,borik asit fabrikaları ise oldukça kapsamlı üretim yapan diğer kuruluşlardır.Ereğli’de demir-çelik fabrikasının yan ürünlerini işleyen sülfürik asit fabrikası ile İskenderun demir-çelik fabrikasının yakınında,sülfürik asit fabrikası vardır.Elazığ’ın Maden kasabası yakınında sülfürik asit fabrikası kurulmuştur.Tatvan’da,Van Gölünün suyundan soda çıkaran bir fabrika vardır.
Son yıllarda,özellikle İstanbul’da,temel malzemeleri dışardan getirilerek kurulmuş birçok ilaç fabrikası oluşmuştur.Bunun dışında,kibrit sanayiinin İstanbul,Bursa_Orhangazi’de kurulduğu görülmektedir.İstanbul-İzmit sanayi bölgelerinde boya sanayii çok yaygın bir şekilde gelişmiştir.
Kimya sanayii,ülkemizde giderek artan gereksinimi karşılamak üzere hızla gelişmektedir:Kurulan hidro-elektrik santrallerinden ucuz olarak sağlanacak enerjiden,elektro-kimya sanayisi alanında yararlanılacaktır.Kütahya Azot sanayiinin,azotlu gübre gereksinimini ancak kısmen karşıladığı,yeni büyük fabrikalara gereksinim olduğundan,Mersin-İskenderun ve Yarımca’da yeni süper fosfat fabrikaları kurulmuştur.Petrol rafinerilerinin yakınlarında kurulan petrokimya sanayiinin,çok geliştiği görülmektedir.Petrokimya sanayisi İpraş,Ataş,Aliağa ve Kırıkkale rafinerilerindeki petrol türevlerinden oluşturulan sanayisi görülmektedir.Plastik madde sanayisisinde,dışardan getirilen hammaddeyi kullanmak yollu ile,çeşitli ev eşyası,bazı yapay deri,vb. maddeler üretimi gelişmiştir.Plastik madde sanayii büyük kentlerin yakınlarında oluşmuştur.
Öteden beri,çoğu küçük,bir takım kuruluşlarda ,lastik eşya boru vb. maddeler yapılmaktadır.Oto lastiği ise,İstanbul,Adapazarı,İzmit ve İzmir gibi kentlerin sanayi bölgelerinde üretilmektedir.

09/03/2008 1:26 pm
şehirlerimiz ve isimlerinin anlamları

Şehirlerimiz ve İsimlerinin Anlamları

Trabzon

"Trapezus" sözcüğünden gelir. Anlamı dörtköşe'dir.

Tunceli

Burada bazı maden yataklarının bulunmasından dolayı şehre Tunceli adı verilmiştir. Yani tunçülkesi demektir.

Sakarya

Adını sınırları içinden geçen Sakarya nehrinden alır

Samsun

Eski adı "Amisos"dur. Samsun ismi bu kelimenin halk arasından değiştirilmesidir.

Sivas

Adının nereden geldiği konusunda her hangi bir kayda rastlanmamıştır.

Siirt

Siirt adının Keldani aslından geldiği ve şehir anlamına geldiği söylenir. Diğer bir ravayete göre ise Sert kelimesinin bozulmuş şeklidir.

Rize

Kafkas kökenli bir kelime olduğu sanılmaktadır.

Ordu

Eski adı "Kotyora"dır. Halk tarafından bu isim değişikliğe uğramıştır.

Niğde

İlkçağda bölgede Nagdoslular adlı bir kavim yaşadığından bu şehre isimlerini vermişler. Arap kaynakları şehre "Nekide veya Nikde" demişlerdir. Halk ise şehre Niğde adını vermiştir.

Nevşehir

Onsekizinci yüzyıla kadar şehir bir köydü ve adı "Muşkara" idi. Daha sonra Nevşehirli Damat İbrahim Paşa köyünü geliştirdi ve yeni şehir anlamında Nevşehir adını verdi.

Malatya

Hititler döneminde buranın adı "Meliddu"dur. Halk tarafından Malatya olarak değişmiştir.

Manisa

Yunanca Magnesya'dan gelmiştir. Türkler burayı alınca Manisa olarak şehrin ismini değiştirdiler.

Mardin

Mardin adı Süryanice'de Marde'den geldiği rivayet edilir. Romalılar "Maride" Araplar ise "Mardin" adını vermişlerdir. Diğer bir rivayet göre ise FORUM KURALLARINA GÖRE SİYASET YASAKTIRçedeki Mer-din yani erkek, yiğit -görmek kelimesinden geldiği söylenmiştir.

Muğla

Eski adı "Mobolla"'dır. Türkler buraya daha sonra Muğla demişlerdir.

Muş

Bir rivayete göre süryanice'deki suyu bol anlamına glene Muşa'dan diğer bir rivayete göre ise Şehrin kurucusu "Muşet'den gelmiştir

Karaman

İlk ismi Laranda'dır. Selçuklu ve Osmanlılarda ki ismi Larende idi. Karamanoğullarının başkenti olduğundan buraya daha sonra Karaman adı verildi.

Kahramanmaraş

Asıl adı Markasi'dir. Halk dilinde Maraş olarak değişmiştir. Kurtuluş savaşında Fransızlara karşı şehirlerini kahramanca savunduklarından meclis tarafından ll Şubat 1922'de kahraman ünvanı verildi.

Kars

MÖ: 130-127 yılında buraya yerleşen Karsak oymağından dolayı şehre kars adı verilmiştir. Kars kelimesinin anlamı ise deve ya da koyun yününden yapılan elbise veya şal kuşağı anlamına gelir.

Kastamonu

Şehrin eski adı "Tumana"dır. Buraya daha sonra Gas-Gas isimli bir kavim yerleşti. İşte Kastamonu Gas ve Tuman'ın birleşmesinden meydana gelmiştir.

Kayseri

Romalılar Mazaka adlı şehri alınca buraya Kaysarea adını verdiler. Yani İmparator şehri anlamına gelir. Daha sonra Kayseri olarak halk arasında yayıldı

Kırşehir

Kır ve Şehir kelimesinin birleşmesinden oluşmuştur.

Kocaeli

Orhan gazi döneminde bu bölgeyi feth eden Akçakoca isimli komutandan dolayı buraya Kocaeli denildi.

Konya

İsa'dan önce 47-50 ve 53 yıllarında Hıristiyan azizlerinden St. Paul burayı ziyaret etti ve şehir önemli bir dinsel merkez olarak gelişti. Bu nedenle Hıristiyanlar ona, "İsa'nın tasviri" anlamına gelen "ikonyum" adını verdiler. Abbasiler burayı alınca "Kuniye'ye" çevirdiler. Türkler bu ismi Konya olarak değiştirdi.

Kütahya

Frigler buraya "Katyasiyum veya Katiation" adını vermişlerdir. Daha sonra yöre halkı buraya Kütahya demiştir

İstanbul

MÖ. 658 yılında Megara kralı Byzas tarafından kurulduğundan bu şehre kurucusundan dolayı Bizantion adı verilmiştir.
Roma imparatoro Marcus Avrelius döneminde imparatorun manevi babasının adıyla "Antion" olarak anıldı.
Bizans İmparatoru Konstantin bu şehri yeniden kurunca buraya kendi adını verdi. Şehre "Konstantin veya Konstanpolis" adı verildi. Araplar "Kostantiniye, Romalılar Konstantinopolis" demişlerdir. Daha sonra bu ismin kısaltılmış şekli olan "Stin-polis" deyimi kullanıldı. İşte İstanbul bu "Stin-Polis" şehrinden türetildi.
Türkler burayı alınca Müslüman şehir anlamında "İslambol" adını verdiler. Fakat daha sonra İstanbul olarak değiştirildi.

İzmir

Şehrin asıl adı "Smyrna"dır. İzmir kelimesi smyrna'nın halk arasındaki kullanış şeklidir. Homeros destanlarında bu kent ismini Kıbrıs Kralı Kinyras'ın kızı Smyra'dan alır ve tanrıça Artemis İzmirli'dir. Kimi kaynaklara göre de, İzmir şehrini ilk kuran Hititler değil, Amazonlar'dır. (Hititler de buraya Navlühun adını vermişlerdir.

Gaziantep

Şehrin eski adı Ayıntab'dır. Kelime anlamı, pınarın gözü demektir. Halk bunu Antep olarak değiştirmiştir. Halk Kurtuluş savaşında Fransızlara karşı başarılı bir savaş verince 6 Şubat 1921'de çıkartılan bir yasayla Gazi ünvanı verildi.

Gümüşhane

Burada daha önceleri gümüş madenleri olduğundan, bu şehre Gümüşhane denilmiştir

Edirne

Romalılar döneminde imparator Hadrianus tarafından kurulduğu için şehir "Hadrianopolis" dını alır. Hadrianus'un şehri anlamına gelen bu sözcük, sonradan değşimlere uğrayarak Edirne halini aldı.

Elazığ

1834 yılında Mezra denilen yerde kuruldu.1862 yılında buraya o sıradaki padişah Abdülaziz'in onuruna "Mamuretülaziz" adı verildi. Bu ismi uzun bulan halk onu Elaziz olarak kısalttı. 1937 yılında Elazığ'a çevrildi.

Erzincan

Erzincan ovasından adını alır. Ezirgan diye halk tarafından söylenir. Buranın eski adı Eriza'dır.

Erzurum

Ardı Rum kelimesinden gelir. Yani Rum toprağı demektir. Diğer bir rivayete göre de Selçuklular buraya Erzen-Rum demişlerdir. Erzen darı demektir. Şehir o zamanlar bir tahıl ambarı olarak kullanılmıştır.

 
Eskişehir

Eski adı Doylaion'dur. 1080 yılında Türkler burayı ele geçirdi. 1175 yılında burasını Bizans geri aldı. Kılıçarslan bu şehri daha sonra geri alınca, ona "Bizim eski Şehrimiz" anlamına gelen Eski Şehir adını verdi.

Diyarbakır

Bakır ülkesi anlamına gelmektedir. Bu ismin kaynağı Diyar-ı Bekir'dir. Bekir'in memleketi anlamına gelir. Bunun nedeni de Bekir b. Va'il adlı Arap göçebe boyunun buraya yrleşmiş olmasından kaynaklanır. Diyarbakır'ın eski adı Amid veya Amed'dir. Gelen veya bizim anlamına gelir. Dede Korkut kitabında Amid'e Hamid de denilmiştir.

Denizli

Deniz-ili kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. İl eski Türkçe'de ülke, memleket anlamına gelir. Yani deniz memleketi denilir.Bir diğer rivayete göre de kelimenin aslı domuz-ili'dir. Bu da bölgede domuz çokluğundan kaynaklanmaktadır.

Çanakkale

Marmara ve Ege denizlerini birleştiren Boğaz'daki şehir ve kasabaların en büyüğü ve il merkezidir. Boğazın doğu kıyısında ve en dar yerinde kurulmuştur. Burada denizini şekli tıpkı bir çanağı andırır. Bugünkü ismini buradan alır.

Çankırı

İlkçağda "Gangra" kalesinin eteğinde kuruldu. İsmini Gangra kalesinden alan Çankırı'ya yakın zamana kadar Çangırı ve Çenğiri deniliyordu.

Çorum

Rivayete göre Çoğurum kelimesinden türetilmiştir. Bu da bölgede zamanında Rumların çoğunluğu oluşturmasından kaynaklanmaktadır.

BURSA

Eski çağlardaki Bitinya bölgesinin başkentidir. Buraya kurucusu Bitinya kralı Prusias'ın adı verildi. (MÖ:ll.yüzyıl)

BURDUR

Eski adı Askaniya'dır. İsmini yanında kurulmuş olduğu Burdur gölünden alır.

BOLU

Önceleri Bithynion Romalılar döneminde ise Claudiopolis adı verildi. Türkler burayı alınca Claudiopolis sözcüğünü kısaltıp sadece polis dediler. Daha sonra bu da halk dilinde değişerek Bolu oldu.

BİTLİS

Kimi tarihçilere göre, "Bageş" ya da "Pagiş" sözcüklerinden türemiştir. Kimilerine göre de Büyük İskender'in komutanı "Lis" ya da "Badlis" burada bir kale kurmuş. Bitlis sözcüğü bu komutanın isminden kaynaklanıyormuş.

BİNGÖL

Buradaki bir çok göllerden dolayı bu isim kendisine verildi.

BİLECİK

Bizanslılar döneminde burada Bilekoma adlı bir kale vardı. Osman bey burayı alınca bu adı Bilecik olarak adını verdi.

BAYBURT

Eldeki kaynaklara göre kasabanın ortaçağdaki adı "Paypert" ya da "Pepert" idi. Bayburt adı buradan gelmektedir.

BALIKESİR

Şehrin adının eski hisar anlamına gelen Paleokastio'dan türediği sanılmaktadır. Halk arasında dolaşan bir söylentiye göre de balı çok anlamına gelir. Çünkü Kesir Arapça'da çok anlamına gelmektedir

AĞRI

İsmi sınırları içindeki "Ararat" dağından alır. Çok eski çağlarda yeryüzü korkunç bir su baskınınına uğradı.(Nuh Tufanı) Nuh peygamber bütün canılardan bir çifti alarak bir gemiye bindirdi. Gemi Cudi (İslam kaynaklarına göre) (Hristiyan kaynaklarına göre de Ararat - Ağrı) dağına kondu. Ararat, önce aran sonra da Ağrı adını aldı.

AKSARAY

Selçuklu Sultanı İzzettin Kılıçarslan, şehirde cami, medrese, kümbetler ve büyük ve beyaz bir saray yaptırdı. Şelir "Aksaray" adını işte bu beyaz saraydan aldı.

AMASYA

Amasya şehrini tarihçi Strabon'a göre Amazon karalı Amasis kurdu ve ona Amasis kenti anlamına gelen "Amasesia" ismini verdi.

AYDIN

İlk olarak Argoslar tarafından kuruldu. Anadolu beylerinden Aydınoğlu Mehmet bey'den aldı. Aydın, Mehmet beyin babasının ismidir.

ARTVİN

İskitler tarafından kuruldu. Artvin sözü iskitçe'dir.

ANTALYA

ll.ci yüzyılda Bergama karalı Attalos ll tarafından kuruldu. Şehir önceleri ismini kurucusundan aldı ve Attaleia adıyla anıldı. Daha sonra bu isim Adalia, Antalia ve en son Antalya şekline dönüştü.

ANKARA

İslam kaynaklarında Ankara'nın adı Enguru olarak geçer. Kimilerine göre Ankara sözü Farsça "Üzüm" anlamına gelen Engür'den, ya da Yunanca'da Koruk anlamına gelen"Aguirada'dan türemiştir.
Bazılarına Hint-Avrupa dillerindeki "Eğmek" anlamına gelen Ank ya da Sankskritçe de; "Kıvrıntı",, anlamına gelen ankaba'dan veya Latince'den çengel anlamına gelen uncus'dan türediği ileri sürülmektedir. Frig dilinde Ank "engebeli, karışık arazi anlamına gelir." Şehrin diğer isimleri; Ankyra, Ankura, Ankuria, Angur, Engürlü, Engürüye, Angare, Angera, Ancora, Ancora ve son olarak Ankara şeklini almıştır.

ANTAKYA

MÖ 300 yıllarında Makedonya Kralı Seleukoz bu yörede Antakya'yı kurdu ve şehre babasının ismi olan Antiokhia adını verdi. Zamanla büyüyen kent, başkent halini aldı.

AFYONKARAHİSAR

Afyon türkülerinde sık sık "Hisar" sözcüğü geçer. "Hisarın bedenleri çevirin gidenleri" Bu hisar sözcüğünün Afyon türkülerinde sık sık yinelenmesi nedensiz değildir. Eski adı Akroenos olan şehri Selçuklular uzun süren bir kuşatmadan sonra ele geçirdiler. "Hisar" kuşatma anlamına gelir. Acılarla elde edilen yere "Karahisar" dediler ve orada, kara taşlardan bir kale kurdular. Onaltıncı yüzyılda bölgede afyon yetiştirlmeye başlayınca, Karahisar'ın başına bir de Afyon eklendi ve şehir "Afyonkarahisar" adını aldı.

ADAPAZARI
Bu ilimize Adapazarlılar kasaca Ada der. Çünkü Sakarya ve Çark suyu arasında yer alan şehir, tıpkı bir adayı andırır. "Pazar sözüne gelince: Burası onyedinci yüzyılda yörenin Pazar yeriydi. İşte, Adapazarı bu iki sözcüğün "Ada" ve "Pazar" sözcüklerinin birleşmesinden oluştu. Adapazarı, Sakarya ilimizin merkezidir

 





Dosyalarim
23 nisan


salim yaman
Salim YAMAN
Salim YAMAN

salim yaman
bölgelerin özellikleri
Naat
verimli ders çalışma ilkeleri
sosyal bilgiler 2.dönem 1.yazılı
dünyada ilkler
sosyal 1. dönem 1.yazılı
hazır cevaplar
trafik8yazılı
sosyal7 1.dönem 2.yazılı
çanakkale zaferi kutlama programı
23 nisan
yazılı tarihleri
2. dönem zümre
genç osman
hayvanlar
tbmm
VATANDAŞLIK
vatandaşlık8
vatandaşlık 2.dönem 2.yazılı
vatandaşlık7 2.dönem 2.yazılı
öğrenci konuşması
uygurlar
sosyal bilgiler7 2.dönem 2.yazılı
SÖZCÜK TÜRLERİ BULMACA
6. sınıf türkçe 2.dönem 2.yazılı
YENİ NOT ÇİZELGESİ
BİLGİ YARIŞMASI
YARIŞMA SORULARI
BİLGİ YARIŞMASI
BİLGİ YARIŞMASI
7.sınıfsosyal bilgiler2.dönem2.yzılı
7.sınıf vatandaşlık2.dönem 2.yazılı
6. sınıf 2. dönem 2. yazılı sorusu
7. sınıf 2. dönem 2. yazılı
2007dpysoruları 6.sınıf
2007dpysoruları 7.sınıf
6.sınıfsosyal bilgiler 2.dönem 2.yazılı
sosyal bilgiler
inkılap tarihi 2.dönem 2.yazılı
trafik 2.dönem 2.yazılı
gezi planı
gezi için veli izin dilekçesi
7.sınıf vatandaşlık 2.dönem 2.yazılı
sosyal bilgiler (6) 2.dönem 3.yazılı
sosyal bilgiler 7 2. dönem 3.yazılı
Sosyal Bilgiler Zümresi
VATANDAŞLIK YILLIK PLANI
tiyatro kulübü evrakları
SOSYAL BİLGİLER 6. SINIF YILLIK PLANI
trafik 8 yıllık planı
Kariyer Basamaklarında Yükselme sınavı
tiyatro kulübü
2007 türkiye zeka vakfı soruları
HAMMURABİ KANUNLARI
bilgi edinme kanunu örnek
İNKILAP TARİHİ 1.DÖNEM 1.YAZILI
inkılap tarihi 1.dönem 1.yazılı
vatandaşlık 8 1. dönem 1.yazılı
trafik 8 yazılı
SOSYAL BİLGİLER 6 1. DÖNEM 2. YAZILI
osmanlı ordusu
SOSYAL BİLGİLER 7 1. DÖNEM 2. YAZILI
SPOR KULÜBÜ
inkılap tarihi 1.dönem 2. sınav
7.sınıf sosyal bilgiler 1. dönem 3. yazılı
oks tarih soruları
7. sınıf sosyal bilgiler deneme
vatandaşlık 8 I. dönem II. yazılı
sosyal bilgiler 1. dönem 3. sınav
6. SINIF SOSYAL BİLGİLER 1.DÖNEM 3. YAZILI
yarışma (bilgi) soruları
anayasa notları
vatandaşlık soruları
nasreddin hocayı ne kadar tanıyoruz
hıdrellez şenlikleri
yarışmaya hazırlık
trafik 2d 1.yazılı
7. sınıf sosyal 2.dönme 1.yazılı


FARKINDA OLMALI
[November 30, 2008]

her şeyde bir hayır vardır
[September 13, 2008]

plastik düğünler
[September 13, 2008]

anzaklı ömer
[June 3, 2008]

kanije savunması
[May 27, 2008]

sitemize hoş geldiniz sitemde tarih hakkında bilgilere ve tarih derslerini bulabilirsiniz bazı dosyalar yükledim onlarıda indirebilir ödevlerinize yardımcı olacağını düşündüm fen bilgisi derslerinide sitemize koyduk onun hakkındada dosyalar yükledim ve teknoloji dersi üzerinede bir kaç çalışmam oldu geniş bir şekilde o konudanda bahsettim sosyal bilgiler dalında sizlere salih yaman arkadaşım yardımcı olucak kendisi sosyal bilgiler öğretmenidir kendisi sitemize bir çok katkıları bulunmuştur dosyalar eklemiştir bir çok arkadaşımızın ödevini yapmasında yardımcı olmuştur inşallah sizlerede bu konuda yardımcı olur, sitemize şiirler koyduk 23 nisan şiirleri cumhuriyet şiirleri 10 kasım şiirleri ve bunun bir binlerce şiir sağlık hakkında yazılarımız oldu ödevlerinize yardımcı olacağını düşündük mustafa kemal atatürk hakkında bilgilerle donattık sitemizi onun hakkında şiirler biyografisi vs coğrafya derslerini unutmadık tabiki yurdumuz hakkında geniş bilgilere yer verdik iklimleri matematik ve spor hakkındada ödevler yaptık bunlarıda yükleyebilirsiniz