|
|
ücretsiz ödev ara |
|
|
|
"Gelecek Eğitimle Gelecek" TRT 4 SEMİNER RAPORU 5 Şubat 2008 Yard Doç. Dr Bahri ATA Konu: Tarih Bilincini aşılamakta ve oluşturmakta yaşadığımız çevrenin önemi Öğretmenler ;öğrencilere verdikleri ödevlerde hem kendi dillerinin pekiştirilmesini sağlamak hem de tarihlerini daha iyi kavratabilmek için yaşadıkları çevredeki belli başlı tarihi mekanlarla ilgili araştırma konuları verebilirler. Mesela Ankara’da yaşayan bir öğrenci için Anıtkabir ile ilgili internetten bilgi bulmak yerine oraya bizzat gidip kendi izlenimlerini yazması ve birebir tarih ile yüz yüze gelebilmesi kendisi için çok daha verimli olabilecektir. Bu sayede özellikle Sosyal Bilgiler içerikli derslerde tarihe olan bakış daha pozitif hale gelebilecektir. Tarih bilincinin oluşturulması ve aşılanması için görsel materyallerin artrrılması gerekmektedir. Böylece öğrenciler kitaptaki soyut bilgiler yerine somut bilgiler ışığında kendi tarihlerini daha iyi özümseyebileceklerdir. Bu tarz uygulamalara en iyi örneklerden biri “Sanal Müze” projeleridir. Bu projelerin daha çok artırılması yerinde olacak böylece internet kullanımında verimlilik artacaktır. Sokaktaki vatandaşlara tarih bilincini sınamak için birkaç soru sorulmuş ve bu röportajlar değerlendirilmiştir: Vatandaşlara Ankara’daki “Necatibey Caddesi”nin adını kimden ve hangi olaydan aldığı sorulmuş ve sadece birkaç kişi bilebilmiştir. “Necatibey” yani tam adıyla “Mustafa Necatibey” Atatürk zamanında onun sevdiği çok çalışkan bürokratlardan birisi olmuştur ve daha sonra da öğretmenler için yeni birçok düzenlemeye imza atmış bir Milli Eğitim Bakanı olmuştur. Bu uygulamanın amacı insanlarımızın oturdukları yerlerin isimlerini nereden aldıklarını öğrenmeleri ve tarih bilincinin somut ve görsel olarak aşılanabilmesidir. 1998’ten sonra Üniversitelerimizin müfredat programına “Öğretim Teknolojileri ve Materyal Geliştirme” dersi eklenmiş ve özellikle yeni Sosyal Bilgiler Müfredatı daha akıcı ve basite indirgenerek;Türkçemiz de işin içine daha yoğun bir şekilde katılarak somutsallık artırılmış ve bu sayede yeni ders kitaplarımız güncellik bakımından gazetelerin bile önüne geçebilmeyi başarmıştır. "Gelecek Eğitimle Gelecek" TRT 4 SEMİNER RAPORU 6 Şubat 2008 Konuk: Yard Doç. Dr Turan Şişman (MEB Bilişim Hizmetleri Daire Başkanı) Konu: Eğitimde Bilişim Teknolojileri – E-Dönüşüm ve İnternet Hizmetleri (E-OKUL) 1. Bilişim Teknolojilerinde ne kadar yol alındı? 2. MEB son yıllarda Bilişim Teknolojilerinden nasıl faydalanıyor? 3. MEB’in E-dönüşüm eylem planları 4. ISO 270001 Güvenlik Sertifikası 5. MEBBİS 6. E-OKUL ***MEB son yıllarda e-dönüşüm projelerinden oldukça faydalanmaktadır ve böylece kağıt yani kırtasiye masrafı ve aşırı bürokrasiden de kendini arındırmaktadır. Dünyadaki e-dönüşüm projelerine paralel olarak Türkiye’deki E-dönüşüm projeleri internet vasıtasıyla sunulmaya başlanmıştır. 2003-2004 yılında MEB kısa dönem eylem planı olarak tasarladığı birçok projeyi hayata kazandırmayı başarmış ve yakın bir tarihte yürürlüğe sokmuştur. 14 tane eylem planı barından bu e-dönüşüm projesinden bazıları aşağıdaki gibidir. MEB’ in eylem planlarından bazıları; a) İletişim altyapısının kurulması b) Bilişim Teknolojileri Sınıflarının oluşturulması c) Kamu Erişim İnternet Hizmetleri vb…. Yukarıda geçen eylem planları yürürlüğe girmeden önce gerekli yetkili kişiler ve birçok idare kadrosunda bulunan kişilerle çıkabilecek pürüz ve aksaklıklar ve bunlara alınacak önlemlerle ilgili il ve ilçe bazlarında birkaç kez toplantı yapılmıştır. Türkiye’deki öğrenci sayısı çoğu Avrupa devletlerininkinin belki 5, 10 misli katında olduğundan dolayı E-dönüşüm projeleri çok sıkı bir kontrol ve güncelleme altına girmiştir. 8 derslik ve 150 den fazla öğrenci sayısına ulan tüm okullarımızda geniş bandlı ADSL İnternet erişimi ve Bilişim Teknolojileri sınıfları kurulmuştur. ISO 270001 Güvenlik Sertifikası alınarak (ki bu sertifika çoğu projede bulunmamaktadır) İnternet üzerinden gelebilecek siber tehlikelere karşı gerekli önlemler alınmıştır. MEB Bilişim Hizmetleri Dairesinde 120 civarında öğretmenimiz bizzat kendileri bu e-dönüşüm uygulamalarını başarılı bir şekilde oluşturmuş olup yine kendi meslektaşlarına sunmuştur. Bu dairemizde hem danışmanlık hem de Donanım Hizmetleri mevcuttur. MEBBİS veri tabanında web tabanlı 100 e yakın modül bulunmaktadır. (Personel , Atama , Özlük Hakları vb..) Personelimiz için 24 Şubatta bir sınav açılacak olup öğretmenlerimizde bilgisayar kullanımı açısından hangi eksikliklerin olduğunu ve buna karşı hangi eğitimlerin verilebileceğini değerlendirecektir. E-OKUL projesi 1,5 yıl önce veri taban çalışmaları başlatılan bir projedir. Tasarım ve kodlama çalışmaları yapılarak hizmete sunulmuş ve Öğretmen – Öğrenci – Veli – İdareci ve Bakanlık birimlerinde çalışan tüm personele hitap etmektedir. Bu proje çok yakında Ortaöğretim süreci içerisine de genişleyecektir.
|
ÖĞRETMENDE OLUMLU VE OLUMSUZ DAVRANIŞLAR
“Öğretmen her şeyden önce mesleğini isteyerek ve severek tercih etmiş ve mesleğine gönül vermiş bir insan olmalıdır. Meslek sevgisinin coşkusuyla, kişilik ve teknik özelliklerini birleştirmiş bir öğretmenin etkili olmaması mümkün değildir.”
“Öğretmenin insan sevgisi, meslek sevgisinden ayrı düşünülemez. Nitekim insanlara sevgi duymayan öğretmen, mesleğine de sevgi duymayacaktır. Öğretmenin insan sevgisi gönülleri, meslek sevgisi de zihinleri şekillendirecektir. Onun sevgi iklimiyle tanışan ve muhabbet atmosferine giren hiçbir gönül mahzun kalmamalı ve kalmayacaktır. Zira öğretmenine kalbi kapalı öğrencinin, zihni de bilgiye kapalı olacaktır.”
Yasemin hanım tecrübeli bir öğretmendi ve emekliliğine birkaç yıl kalmıştı. Öğretmenler kurulu toplantılarda insan haklarından ve demokrasiden bahsetmeyi çok severdi. Lisede görev yapıyordu. Bir derste öğrencilerine kızdığından olsa gerek zil çalmasına rağmen öğrencilerine dışarı çıkma izni vermedi. Hele bir öğrenciyi “Ben izin vermeden dışarı çıkmazsın” diye azarlamıştı. Öğrenci, zil çaldığından dışarı çıkmaya hakkı olduğunu ve bu hakkının engellenemeyeceğini söyledi. Yasemin hanım, “Ben öğretmenim ve izin vermiyorum.” diye yanıt vermiş, bununla da kalmamış sandalyesini kapının önüne koyarak üstüne oturmuştu. Ne mi oldu dersiniz! Öğrenci yavaşça öğretmenine yaklaştı, sandalyeyle birlikte öğretmenini kaldırarak kenara koydu ve kapıyı açarak teneffüsüne çıktı. Öyle görünüyor ki, Yasemin hanım lisede görev yaptığını unutmuştu, çözüm olarak öğrenciler için disiplin dilekçesi yazdı…
Kasım öğretmen, edebiyat öğretmeniydi. Dersinden hemen herkes geçerdi. Öğrenciler edebiyat konularını ne kadar öğrendi bilinmez ama Kamil öğretmenin dersine girdiği hemen her öğrenci, onun askerlik hatıralarını çok iyi bilirdi. Ha tabii bir de Kamil öğretmenin nasıl milletvekili olacağını ve milletvekili olunca neler yapacağını…
Öğrenci rehberlik servisine gelmişti. Rehber öğretmen, öğrencinin heyecanını gidermek için olsa gerek ön konuşma yapmak için derslerini sordu. Öğrenci anlatırken bir öğretmeninden bahsetti. “Hocamız derse hemen her zaman 5-10 dakika geç giriyor ve çözdüğü sorularda yanlışlar oluyor.” dedi. Öğrencinin son cümlesi rehber öğretmeni hem şaşırtmış hem de düşündürmüştü; “Artık öğretmenimiz mahcup olmasın diye yanlışlarını söylemekten vazgeçtik ve ne yazdıysa deftere geçiriyoruz.”
Cemile Hanım da lisede görev yapıyordu. Toplantılarda genellikle öğrencilerin dersi dinlemediği, ders dışında başka şeylerle meşgul olduklarından bahsederdi. Bir gün dersteydi ve telefonunu açık unutmuştu (yada bırakmıştı). Telefonu çaldı, öğrencilere bir şey demeden dışarı çıktı ve bir süre sonra sınıfa girdi. Sınıfa girerken ağzından dökülen cümle öğrencileri bile şaşırtmıştı;
- Hay aksi şarjım bitti.
Şimdi belki de “Hadi canım siz de!” diyerek abarttığımızı düşünüyorsunuz. Fakat maalesef bunlar gerçek yaşamdan (isimler değiştirilmiştir) kesitlerdir.
Örneklerimizde de görüldüğü gibi öğretmenlik ders anlatmanın çok ötesindedir. Öğretmenlerin, mesleklerini en verimli şekilde gerçekleştirmeleri etkili olabilmeleriyle mümkündür. Kuşkusuz öğretmenin etkinliğini etkileyen birçok faktör vardır.
Sevilmeden yapılan hiçbir meslekte başarılı olmak olası değildir. Bununla birlikte öğretmenin mesleğini sevmesi çok daha hayati bir meseledir. Zira öğretmen toplumun nesline şekil veren kişidir. O her şeyden önce toplumun ve öğrencinin yegane modelidir. Öğretmen mesleğini ne kadar seviyor ve mesleğine ne kadar gönül veriyorsa o kadar başarılı olacağı aşikardır. Mesleki heyecanını kaybetmiş bir öğretmenin etkili ve verimli olmasından söz edilemez.
Yapılan araştırmalar, öğretmenlerini değerlendiren öğrencilerin, öğretmenlerinin kişilik ve karakter özelliklerini, mesleki özelliklerinden daha fazla önemsediklerini göstermiştir. Etkili Öğretmenin Özelliklerini iki ana başlık altında incelemek mümkün.
A- Kişilik ve Genel Davranış Özellikleri
B- Mesleki ve Sınıf İçi Davranış Özellikleri -------------------------------------------------------------------------------------------------------------- A- Kişilik ve Genel Davranış Özellikleri
§ Öncelikle topluma ve öğrencilerine model teşkil ettiğini unutmamalı ve söylemleriyle davranışları çelişmemelidir, (ödev verip kontrol etmemek, bayramda görev vereceğim deyip vermemek)
§ Öğrencilerine ve insanlara önyargısız davranabilmelidir, (atomu parçalamak, insanların önyargılarını yıkmaktan daha kolay. Albert Einstein)
§ Hareketlerine ve görünüşüne dikkat etmeli, giyimine özen göstermelidir, (Öğrenciler öğretmenlerinin hal ve hareketlerine dikkat ettiği kadar giyimine de dikkat eder)
§ Sevecen ve şefkatli olmalıdır,
§ Öğretmeyi sevmeli ve öğrenmeyi sevdirebilmelidir,
§ Sabırlı olmalıdır,
§ Saygılı ve saygın olmalıdır,
§ Güler yüzlü ve yumuşak huylu olmalıdır,
§ Bütün insanlara değer vermelidir,
§ Dürüst, açık ve güvenilir olmalıdır, (öğrencilerin sırlarını saklayabilmeli)
§ Alçak gönüllü, hoşgörülü ve anlayışlı olmalıdır,
§ İdealist ve sorumluluk sahibi olmalıdır, (bayramlardaki görevlerde, bilgi yarışmalarında ve okul gezilerinde)
§ Huzurlu, kendiyle barışık ve özgüven sahibi olmalıdır,
§ İnsan hak ve hürriyetlerine değer vermelidir,
§ Yaşadığı toplumun değerlerini çok iyi bilmeli ve hayatında tatbik etmelidir, (taziye ziyareti, okula gelen bir veliye yardımcı olmak)
§ Fedakar ve kendini mesleğine admış olmalıdır,
§ Kibar ve nazik davranışlar sergilemelidir,
§ Etkili iletişim becerilerine sahip olmalıdır,
§ Samimi ve candan olmalıdır,
§ Dinamik ve sağlıklı olmalıdır,
§ Tavırlarında olgunluk ve ciddiyet bulunmalıdır,
§ Kibir ve gururdan uzak durmalıdır,
§ Çok iyi bir genel kültüre sahip olmalıdır, (derslerde bu sayede çeşitli örnekler vererek dersi zevkli hale getirebilir)
§ İkna kabiliyetine sahip olmalıdır,
§ Sakin ve soğukkanlı davranmalıdır,
§ İç disipline sahip olmalı ve öfkesini kontrol edebilmelidir,
§ İyi bir dinleyici olmalıdır,
§ Çağdaş ve sosyal olmalıdır,
§ Çalışkan olmalıdır,
§ Gündemi takip etmeli ve güncel olmalıdır,
§ Ders dışında da öğrencileriyle diyalog kurmalı ve ilgilenmelidir,
§ Davranışlarında tutarlı ve prensip sahibi olmalıdır,
§ Kendi hatalarını kabul edebilmeli ve gerektiğinde özür dileyebilmelidir,
§ Vizyon sahibi olmalıdır,
§ İnsan psikolojisi hakkında bilgi sahibi olmalıdır,
§ Empati kurabilme becerisine sahip olmalıdır,
§ Sürekli okuyarak kendisini yenilemeli ve geliştirmelidir,
B- Mesleki ve Sınıf İçi Davranış Özellikleri
§ Öncelikle konusunu çok iyi bilmeli ve branşına hakim olmalıdır,
§ Öğrencileri başarabileceklerine inandırabilmelidir,
§ Öğrencilerine ve çevresine güven duygusu verebilmelidir,
§ Diksiyonu güzel olmalı ve ses tonunu etkili kullanmalıdır (Yerine göre sesini yükseltip azaltmalı),
§ Jest ve mimiklerine, el ve vücut hareketlerine çok dikkat etmeli, beden dilini etkili kullanmalıdır,
§ Planlı ve programlı hareket etmelidir,
§ Dersine mutlaka hazırlanarak girmelidir,
§ Dakik olmalıdır; derse zamanında gelme, öğrenciyi ve dersi önemsediğinizi gösterir,
§ Renkli tebeşir yada kalemler kullanmalı, güzel ve okunaklı yazmalıdır,
§ Ders ve konuya uygun metot belirleyebilmeli, ders ve konularla ilgili araç-gereç kullanabilmelidir,
§ Öğrencilerini motive edebilmeli ve hazır bulunuşluklarını sağlayabilmelidir,
§ Oturmak yerine, sınıf içerisinde gezerek ders anlatmalıdır, (örnek MAY)
§ Verilen ödevleri mutlaka takip ve kontrol etmelidir, (Kontrol olmayınca öğrenci ödevleri aksatacaktır)
§ İşbirliğine dayalı demokratik tavırlar sergilemelidir,( bazen öğrencilerin fikirlerini de uygulayabilmeli)
§ Ders içerisinde güncel örneklere yer vermeli ve konularla günlük yaşamı ilişkilendirmelidir,
§ Kendi sorun ve sıkıntılarını ders ortamına taşımamalıdır,
§ Zaman zaman ders konularıyla ilgili esprilere yer vermelidir,
§ Adil ve eşit davranmalı, öğrenciler arasında ayırım yapmamalıdır,
§ Yüreklendirici ve yardımcı olmalıdır,
§ Takdir ve onure adici davranmalıdır,
§ Siyasi düşüncelerini empozeye çalışmamalı ve her düşünceye saygı göstermelidir,
§ Teknolojik gelişmeleri takip etmeli ve yeni gelişen eğitim araç-gereçlerini kullanabilmelidir,
§ Öğrenme ve öğretme yöntem ve tekniklerini bilmeli, değişik kişilik ve öğrenme tarzlarına göre farklı öğretim teknikleri kullanmalıdır,
§ Eğitimdeki ve branşındaki yeni gelişmelerden haberdar olmalıdır,
§ Yenilikçi olmalı, kendini yenilemeli ve mesleki olarak kendini sürekli geliştirmelidir,
§ Öğrencinin konuyu kavrayıp kavramadığını kontrol etmeli ve tekrarlar yapmalıdır,
§ Öğrencileri, meslektaşları, veliler ve üstleriyle iyi iletişim kurmalı ve eşgüdüm içerisinde hareket etmelidir,
§ Dersleri öğrencinin seviyesine uygun işlemelidir,
§ Ölçme ve değerlendirmede adil ve objektif davranmalı, öğrenciyi notla tehdit etmemelidir,
§ Öğrencilerin gelişim dönemi özelliklerini bilmelidir,
§ Hadiselere öğrencilerin bakış açılarıyla bakabilmelidir,
§ Aşırı disiplinli ve şekilci olmamalıdır,
§ Öğrencilerin sorunlarını dinlemeli ve çözüm üretmelidir,
§ Öğrenciyi küçümsememeli ve hor görmemelidir,
§ Öğrenciyi küçük düşürücü davranışlardan kaçınmalıdır,
§ Öğrenciye bir birey olarak saygı duymalıdır,
§ Öğretmen verdiği sözün arkasında durmalıdır,
§ Öğrencinin sevgisini ve güvenini kazanabilmelidir,
§ Öğrencinin olumsuz davranışlarına değil, olumlu davranışlarına ilgi göstermelidir,
§ Belli öğrencilere karşı özel ilgi göstermekten kaçınmalıdır,
§ Sınıf kuralları oluştururken öğrencinin katılımını sağlamalı ve sınıf kurallarının nedenlerini açıklamalıdır,
§ Öğrencinin kişiliği üzerinde değil, kabul edilmeyen davranışı üzerinde durmalıdır,
§ Disiplini sağlamak için bağırıp çağırmamalı, öğrencilerle alay etmemeli ve olumsuz eleştirilerden kaçınmalıdır,
§ Öğrencilerin olumsuz davranışlarını bire bir görüşerek düzeltmeye çalışmalıdır,
§ Öğrencileri “yaramaz, geveze, aptal” gibi kelimelerle etiketlememelidir,
§ Öğrencilerin duygu ve düşüncelerini ifade etmelerine olanak tanımalıdır,
§ Öğrencilerin bireysel özelliklerini göz önünde bulundurmalıdır,
§ Öğrencileri birbirleri ile kıyaslama ve karşılaştırmalardan kaçınmalıdır,
§ İyi bir gözlemci olmalı ve öğrencilerini tanımalıdır,
§ Bulunduğu okulun olanaklarını iyi değerlendirmelidir,
§ Çevre ve velilerle sürekli diyalog içerisinde olmalıdır,
§ Hitabeti iyi olmalı ve dili etkili kullanmalıdır; dilini iyi kullanan insanın giremeyeceği gönül, açamayacağı kapı kalmaz,
§ Öğrencilerine tepkisel davranışlar sergilememelidir,
§ Zamanın kıymetini bilmeli ve zamanını etkili kullanmalıdır.
ÖĞRENCİLERE GÖRE "İYİ ÖĞRETMEN"İN NİTELİKLERİ
Bir öğretmenin sınıfı tarafından beğenilmesini sağlayan kişilik çizgilerini belirlemek üzere yapılan araştırmaya göre,öğrencilerce en çok vurgulanan nitelikler şöyledir: 1-İşbirliğine dayanan demokratik tavır, 2-Her çocuk için sevecen ve saygılı olma, 3-Sabır, 4-Geniş bilgi, 5-Hareket ve görünüşün hoşa gitmesi, 6-Doğruluk ve taraf tutmamak, 7-Esprili olmak, 8-Öğrencilerin sorunlarına ilgi duymak, 9-Esneklik, 10-Cesaret verme ve takdir etme konusunda iyi niyet,
Yukarıdaki saydığımız özelliklere dayanarak ideal öğretmen şöyle tanımlanabilir: "İdeal öğretmen hem öğrettiği bilgilerde hem diğer konularda ve dünya hakkında tam bir bilgiye sahip iyiliksever,sağlıklı,gençlere gerçek ve yakın ilgi duyan insandır." Öğrencilere göre, "iyi öğretmen" özelliklerinin neler olduğunu görmek için sorulan sorulara verilen cevapların sonuçları şöyledir: 1- Öğretmenin sınıfta her öğrenciye eşit davranması(bazı öğretmenlerin çeşitli özellikleriyle bazı öğrencileri çok beğendiklerini, bazılarını da hiç sevmediklerini belli etmeleri.) 2- Öğrenci dersini çalışmadığı ve sözlü sınavlarda başarısız olduğu zaman öğretmenin sert eleştiriler yapmaması, hakaret edici sözler söylememesi. 3- Sınıfta öğretmenin çok otoriter davranarak rahatsız edici bir sükunet istememesi; normal hareket ve konuşma serbestliğini tanıması. 4- Kendi sorunları ve sıkıntıları olduğu zaman sınıfa karşı haşin davranmaması. 5- Dersleri soyut olmaktan çıkarıp güncel örnekler vermesi, çevre kaynaklarından ve örneklerinden yararlanarak daha cazip hale getirmesi. 6- Derste bir davranışını beğenmediği öğrenciyi sınıf önünde küçültmeden, hesap sormadan,yalnız olarak karşısına alıp onu tanımaya,davranışının nedenlerini anlamaya çalışması. 7- Sınıfta keyifsiz veya huzursuz olan öğrencileri fark ederek onları psikolojik dünyalarıyla da tanımaya çalışması. 8- Sınıfta bazı öğretmenlerin disiplin kuruluna gönderebilecekleri olayları öğretmenin kendi olanaklarıyla aydınlatmaya çalışarak, öğrencileri maddi cezalardan koruması ve istenilmeyen davranışlarını düzeltmelerine yardımcı olması. 9- Sınıfta şakacı mizahıyla esprili bir hava oluşturması, ciddi dersin içine ilginç örnekler ekleyerek öğrencilerin dikkatlerinin dağılmasını önlemesi. İyi bir öğretmen;
• Daima üzüntü ve gerginlikleri hisseder ve bu durumu en asgari düzeye indirger, • Öğrencilerin ayrı ayrı bireyler olduklarını ve her birinin bireysel ilgiye ihtiyaçları olduğunu bilir ve kendilerini iyi hissetmelerini sağlar, • Çalışma hayatına ve görev anlayışına kuvvetle inanır fakat bunu menfi bir baskı ile yapmaz, • Öğrenciler ve ailelerini olumlu bir şekilde yönlendirir ve ortak çalışma gereğini kabul eder, • Sert davranmaktan kaçınır, • Eleştirmekten ziyade ödüllendirmeye önem verir, • Öğrencilerin, isteklerini, yeteneklerini ve kişiliklerini bilir, • Sonuçları, değişken ve ilginç olarak görür, • Geniş kapsamlı müfredatı temel becerileri geliştirmek için en iyi yol olarak görür, • Öğrenim deneyimleri için merak ve yaratıcılığı anahtar kavram olarak görür, • İçerik ve öğrencilere uyum sağlamak için öğretim faaliyetlerini çeşitlendirir. Böyle bir öğretmen tarafından yönetilen sınıf canlı, ilginç ve başarılı öğrencilerle dolu olacaktır. Az bir stres ve küçük bir gerginlik olacaktır. Buna karşın birçok grup iş birliği ve tolerans olacaktır. Öğrenciler öğrenmek için istekli olacak ve ona göre davranacaklardır. Ayrıca hepsi kendilerine güvenilen, kendi kendilerini disipline etmiş ve kendine güvenli öğrenciler olacaklardır. Kötü bir öğretmen;
• Genellikle öğrencileri korkutur ve sert bir yetişkin gibi davranır, • Gerçek dışı amaçlar üzerine dayalı baskı ile stres oluşturur, • Öğrencileri ve ailelerini olumsuz yönden ele alır, • Ödülden çok cezaya önem verir, sükûnetten ziyade stresi benimser ve çok az gülümser, • Her zaman cezalandıracak şeyler bulur ve bir olayda bunu yapılandırır, • İstekleri dondurur, canlı ve meraklı öğrencileri tehdit olarak görür, • Geniş kapsamlı müfredatı sevmez eğitimde temel becerileri dar şartlar içinde düşünür, • Sonuçları standart görür ve kısıtlayıcı bir zaman cetveli geliştirerek her şeyde bunu hâkim kılar, • Kendi tariflerini geliştirir, • Değişikliklere şüphe ile yaklaşır, • Pasif öğretimi tercih eder, • Çoğu kez öğrencileri taciz eder, ancak onlardan iyi bir davranış ve tolerans bekler.
ÖĞRENCİLERİNİZ DİKKATLERİNİ TOPLAMAKTA ZORLANIYORLARSA
Öğrencileriniz arasında "dalıp"gidenler varsa aşağıdaki önerileri uygulayabilirsiniz 1. Soru soracağınız zaman gözlerinizi öğrencileriniz üzerinde sessizce gezdirerek, sınıfta heyecan yaratın. 2. Öğrencilerinize, ders sırasında sürpriz sorular sorarak dikkatlerini yalnızca sıraları geldiğinde toplamalarını engelleyin. 3. Sürpriz sorularınızdan birini soracağınız yolunda önceden bir sinyal verin. 4. Anlattığınız konuya ya da soracağınız soruya öğrencinizin ismini katın. 5. Dikkati dağılmaya başlayan öğrencinize (anlattığınız konuyla ilgili olması şart değil) basit bir soru sorun. 6. Öğrencinizle aranızda geçmiş özel bir şakayı tekrarlayarak dikkatini çekmeye çalışın. 7. Dikkati kolayca dağılan öğrencinize yakın durun ve ders anlatırken ara sıra elinizi onun omzuna koyun. 8. Ders anlatırken sınıfta yürüyerek, dikkati dağılan öğrencinin yanından geçerken anlatmakta olduğunuz satırı önündeki kitapta gösteriniz. 9. Derslerin ve ödevlerin uzun olmamasına özen gösteriniz. 10. Fiziki ve düşünsel aktiviteleri dönüşümlü olarak uygulayınız 11. Derslerinizi, filmler, kasetler, resimlerle ya da küçük çalışma grupları oluşturarak ya da öğrencilerin birbirlerine soru sormalarına olanak tanıyarak ilginç hale getirmeye çalışın. 12. Öğrencilerinizin özel meraklarını ders konularına katmaya çalışın. 13. Basit, anlaşılması kolay direktifler verin. 14. Hayal kurmayı günlük hayatın içinde yapılması gereken zamanlı bir aktivite olarak öğretin. 15. Öğrencileriniz kendi kendilerini gözlemlemeyi öğretin. 16. Öğrencilerinize yapmalarını istediğiniz şeyleri yumuşak bir ses tonuyla söyleyin. | |
|
1- ÖĞRETMEN-ÖĞRENCİ İLİŞKİSİ Öğretme evrensel bir uğraştır. Herkes birbirine birşeyler öğretir. Bu kitap, "öğretme"nin nasıl daha etkili yapılacağını, öğrencilerin bilgilendirilip, olgunlaştırılırken çatışmaları azaltıp sistemin süresinin nasıl artırılacağını anlatıyor. "Etnik öğretmenlik eğitimi" kısaca EÖE profesyoneller için hazırlanmıştır, ama öğreten herkesin etkisini arttıracak niteliktedir. Öğretme-Öğrenme sürecinin etkili olabilmesi için öğreten ve öğrenen arasında çok özel bir ilişkinin kurulması gerekir. İşte bu kitapta öğretmenin söz konusu bağlantıları sağlayabilmesine yarayacak iletişim becerilerini ele alır. Amaç, öğrencilerin büyümesi ve gelişmesidir, fakat birçok öğretmen tarafından kullanılan ve okul idaresi tarafından salık verilen öğretme yöntemleri öğrencilerin bağımlı, gelişmemiş ve çocuksu kalmalarını sağlamaktan ileri gitmez. EÖE'de bütün bunların çözümünü bulacaksınız. 2- ÖĞRETMEN-ÖĞRENCİ İLİŞKİSİ İÇİN ETKİLİ BİR MODEL Öğretmenler okuldaki v öğrencilerdeki problemlerden dolayı hayal kırıklığına uğrayabilir ya da problemin çözümünde başarısız görülebilir. Yapılan araştırmalara göre, onların başarısız olmadığını, tersine çoğunun öğretmenlik hakkında çok şey bildiği fakat bunu uygulamak için yeterli fırsatları bulamadığını göstermektedir. İyi öğretmen tanımları genelde çok kişi tarafından kabul edilmiş yaygın inançlara dayanır. Misaller: 1. İyi öğretmen sakindir, telaşlanmaz, sinirlenmez, soğuk kanlıdır. 2. İyi öğretmen önyargılı ve yanlı değildir, öğrencilere eşit davranır. 3. İyi öğretmen her şeyden önce tutarlıdır. Değişmez, unutulmaz, hata yapmaz. 4. İyi öğretmen her sorunun cevabını bilir. İşte bir öğretmen kendisini bu yaygın inanç modellerine göre değerlendirir ve kendisini başarısız kabul eder. EÖE'nde tuzaklardan kurtulup, durum ne olursa olsun gerçek bir kişi olarak davranmayı ve gerçek kendiniz olmayı göreceksiniz. Öğretmen ve öğrenci arasındaki ilişki, 1. Açıklık 2. Önemsenmek 3. Birbirine ihtiyaç duymak 4. Birbirinden ayrı olmak 5. İhtiyaçlarını karşılıklı olarak giderebilmek Özelliklerini içerirse, iyi bir öğretmen-öğrenci ilişkisi kurulmuş demektir. KABUL EDİLEBİLİRLİK Öğretmen-öğrenci ilişkilerinde, öğretmenlerin öğrencilerin davranışlarını kabul edip etmemeleri çok önemlidir. Kabul çizgisi değişkendir ve üç sebebi vardır. 1. Öğretmendeki değişiklikler, 2. Öğrencideki değişiklikler 3. Durum ve çevredeki değişiklikler, Öğrenci davranışların kabul edilebilir ve edilemez davranışlar arasındaki ayrım, ilişkilerde ortaya çıkacak meselelerin, öğretmenler tarafından halledilmesine yardımcı olacaktır. Fakat burada öğretmen-öğrenci ilişkisine ortaya çıkan sorun kime ait olduğunun çözülmesi gerekir. Öğretmenler kendilerini doğrudan ilgilendirmeyen, öğrencinin özel sorunları ile; doğrudan ilgilendiren sorunları ayırt etmelidir. Çünkü öğretmen sorun kendisine şu soruları sorabilir; - Bu davranış benim üzerimde gerçek müşahhas bir etki yapmıyor mu? - Olumsuz etkilendiğim için mi bu davranışı kabul edemiyorum? - Yoksa yalnızca öğrencinin değişik davranmasını benim düşündüğüm şekilde hissetmesini istediğim için mi kabul edemiyorum? Son soruya cevap evet ise sorun öğrencinindir; eğer bir önce ki cevap evet ise sorun öğretmenindir. Öğrencilerin okuldan kaynaklanan ya da kaynaklanmayan birçok sorunları da vardır ve bu sorunlarla başetmeye çalışırlar. Çünkü, öğretme-öğrenme yalnız ilişkinin sorun-yok bölgesinde etkili olabilir. Öğrencinin sorunu Öğretme-öğrenme alanı (sorun yok) Öğretmenin sorunu 3- ÖĞRENCİLERİN SORUNLARI OLDUĞUNDA ÖĞRETMENLER NE YAPABİLİR? Birçok öğretmenin iki ortak şikayeti vardır; yardımcı olmakta yetersiz kalışları ve yardım için el uzattıklarında geri çevrilmeleri. Öğretmenler, sorun ortaya çıkınca, sorunları nasıl etkili bir biçimde tepki göstereceklerini bilemediklerinden yardımcı olamazlar. Öğretmen, öğrencinin davranışının kabul edilemez olduğu mesajını verir, onun değişmesini, sanki sorunu yokmuş gibi davranmasın ve sorunu ne olursa olsun onu bir kenara bırakmasını ister. Öğretmen bu yaklaşım diline EÖE'de "Kabul etmeme dili" denir. Kabul Etmeme Dili = İletişimin On İki Engeli Bunlar öğrencinin öğrenmesini engelleyen sorunları çözmesinde gerekli olan iki yönlü iletişimi yavaşlatır, engeller ya da bütünüyle yok eder. 1. Emir vermek yönlendirmek, 2. Uyarmak gözdağı vermek, 3. Ahlak dersi vermek, 4. Öğüt vermek, çözüm ve öneri getirmek, 5. Öğretme, nutuk çekmek, mantıklı düşünceler önermek, 6. Yargılamak, eleştirmek, suçlamak, aynı düşüncede olmamak, 7. Ad takmak, alay etmek, 8. Yorumlamak, analiz etmek, tanı koymak, 9. Övmek, aynı düşüncede olmak, olumlu değerlendirme yapmak, 10. Güven vermek, desteklemek, avutmak, duygularını paylaşmak, 11. Soru sormak, sınamak, sorguya çekmek, çapraz sorgulamak, 12. Sözünden dönmek, oyalamak, alay etmek, şakacı davranmak, konuyu saptırmak. Üç Yaygın Yanlış Anlama EÖE kurslarında tartışmalar üç temel sorunda yoğunlaşıyor: 1. Gerçekleri söylemenin, öğüt vermenin ve açıklamanın nesi yanlış? (Öğretmenin asıl vazifesi bu değil mi?) 2. Övmek ve değerlendirmek neden engel olsun? (Övme iyi davranışları pekiştirir) 3. Soru sormak neden etkisiz kabul ediliyor? (Çünkü bu öğretmede en değerli yollardan) Kabul Dili Neden Güçlüdür? "12 Engel" kabul etmeme dilidir, çünkü sorunu olan kişiye, değişmesi gerektiği, sorunlu olmanın kabul edilemeyeceğini ve sorunlu kişide bir sorun bulunduğunu iletir. Bir kişi, başka birini içtenlikle kabul eder ve iletebilirse, o kişide yardım etme yeteneği var demektir. Başkalarını oldukları gibi kabul etmek, ilişkileri kuvvetlendirmede önemli bir etkendir. Kabul, küçücük tohumları bile en güzel çiçeğe dönüştürebilecek verimli bir toprak gibidir. Burada asıl iş tohumdadır. Genç insan da kendi organizmasında bir gelişme yeteneği taşır. Kabul, gencin gizli gücünün ortaya çıkmasına imkan sağlar. Kabul, çocukları açar, onları, duygularını ve sorunlarını paylaşmak için yüreklendirir. EÖE kurslarında kabul etmeme iletilerini önlemek ölçüde azaltabilecekleri gösterilmiştir. Kabul için özel beceriler gerekir. Kişiyi iyi bir danışman yapan psikoloji bilgisi ya da zihinsel gizli gücü değildir. Psikologlar buna iyileştirici iletişim derler. SORUNLU ÖĞRENCİLERE YARDIM ETMENİN ETKİLİ YOLLARI öGE Kurslarındaki öğretmenler bir kişiye yardım etmenin yolunun hiç bir şey yapmaksızın yalnızca orada olmak olduğunu öğrenince şaşırır ve inanmazlar. Usta danışmanlar başarılarını temelinin, kişiyi konuşmaya başlatmak ve onu dinleyerek yolunu açmak olduğunu söylerler. Etkili biçimde yardımcı olmanın dört farklı yolu: 1. Edilgen Dinleme (sessizlik): Öğrenciye gerçekten kabul edildiğini duyumsatan ve sizinle daha fazla paylaşması için yüreklendiren çok güçlü bir iletidir. 2. Kabul Ettiğini Gösteren Tepkiler: Dinlerken, özellikle duraklamalarda gerçekten dinlediğinizi göstermek için sözlü ya da sözcük belirtileri vermeye "kabul tepkileri" denir. "Hı-hı", "evet", "anlıyorum" gibi... 3. Kapı Aralayıcı İletiler Ne Yapılabilir?: Öğrenciler, bazen daha çok konuşmak, diren inme ve başlamak için bile ek yüreklendirme beklerler. Bu iletilere "kapı aralayıcılar" denir. "İlginç, devam etmek ister misin?" "Söylediklerin çok ilginç", gibi 4. Etkin Dinlemenin Gereği: daha fazla etkileşim ve dinleyenin yalnız duyduğunu değil, aynı zamanda doğru olarak anladığını da gösterir. Bu nedenle usta dinleyici "etkin dinleme"yi daha yaygın kullanır. KABUL EDİLEBİLİRLİK Etkin dinleme öğrencinin ilettiğini doğru anlamanızı sağlar. Öğretmen, öğrenciyi anladığını gösteren geri iletiler verir. İletişim işlemlerinde çözümleme çok önemlidir. Öğrencinin de, sizin, kendisini doru mu yanlış mı çözümlediğinizi bilmemesi de aynı derecede önemlidir. Bu nedenle, öğrencinin iletisini yanıtlamadan önce, onu doğu çözümleyip çözümlemediğinize karar verdiğiniz düşünelim. Tek yapılacak, çözümleme sonuçlarınızı kendi sözcüklerini kullanarak geri iletmektir. Bu geri iletim yöntemine "etkin dinleme" denir. KABUL EDİLEBİLİRLİK 1. Öğretmen, öğrencinin kendi sorunlarını çözebileceğine kesinlikle inanmalıdır. 2. Öğretmen, öğrencinin dile getirdiği duygu ve düşüncelerini, bir öğrencide olması gereken düşünceler saysa bile gerçekten kabul edilmelidir. 3. Öğretmen, duyguların genelde geçici ve anlık olduğunu bilmelidir. 4. Öğretmenler, öğrenciye sorunlarında yardımcı olmayı istemeli ve bunun için zaman ayırmalı. 5. Öğretmen, sorunu olan öğrenci ile birlikte olmalı ama kendi kimliğini korumalıdır. 6. Öğretmenler, öğrencilerin sorunlarını paylaşmak ve konuya başlamak için zorlanabileceklerini bilmelidir. 7. Öğretmenler, öğrencilerin sorunlarının gizliliğine saygı duymalıdır. Etkin Dinleme (E.D.) öğrenmeyi kolaylaştırmada, sorgulamayı, yüreklendirmede öğrencilerin düşünme, tartışma, soru sorma ve araştırmada kendilerini özgür hissedecekleri ortamı oluşturmada güçlü bir araçtır. Etkin Dinlemede Zaman Kazanma Nedenleri: 1. E.D. öğrencilerin sorunları ile başa çıkabilmelerine ve onları çözümlemelerine yardım eder. 2. E.D. öğrencilerin duygularından korkmalarına ve duyguların kötü olmalarını anlamalarına yardım eder. 3. E.D. sorunu çözmesine yardımcı olur. 4. E.D. sorunu çözümleme ve çözme sorumluluğunu öğrencide bırakır. 5. Öğretmen kendilerini dinlerken düşünce, görüş ve duygularını ve kabul ettiğini görür, bu nedenle görüşlerini almaya hazır olurlar. 6. E.D. Öğrenci ile öğretmen arasında da yakın ve anlamlı bir ilişkinin kurulmasını sağlar. KABUL EDİLEBİLİRLİK öğrencileri belirli konular üzerinde tartışmaya yüreklendirir. Öğrenmeye direnci olan öğrencinin direncini kırar. Bağımlı ve boyun eğen öğrencilere yardım eder. Öğrencilerin olumsuz olaylarla ilgili duygularını sınıf içinde açıkça tartışmalarına yardımcı olur. E.D.'yi kullanan öğretmenler, tartışma grubundaki öğrencilerin güçleri, yetenekleri ve özel ilgi alanları hakkında edindikleri bilgileri, daha sonra sınıf yararına kullanabilir. Öğrenmeye karşı direnme, öğrencinin bir sorunu olduğunu gösterir. Bu da E.D. ile çözülür. E.D., bağımlı öğrencilere yardımda da kullanılır, sorunun sorumluluğunun öğrencide bırakılıp kendi çözümünü bulması sağlanır. 5- ÖĞRENCİLER SORUN ÇIKARINCA ÖĞRETMENLER NE YAPABİLİR Öğretmenler Sorun Kendilerindeyken Ne Yapabilir? Sorunun kendilerinin olduğunu anlatan ip uçları kırgınlık, can sıkıntısı, dikkatin dağılması, yılgınlık, küskünlük, sinirlilik. Öğrencilerin çekilmez davranışları öğretmenlerin davranış penceresinin "kabul etmeme" alanındadır. Öğretmen çocuğun kabul edilmez davranışını değiştirmeye çalışırken etkisini üç değişkene yönlendirmelidir: 1. Öğrencinin davranışına 2. Çevreye 3. Kendi davranışına *Tipik etkisiz yüzleşmenin sonuçları: Öğretmenlerin gönderdikleri yüzleşme iletilerinin hemen hemen %15'inin öğrenci üzerinde aşağıdaki etkileri doğurduğu görülür: 1. Değişmeye karşı direnmeye neden olur. 2. Öğretmenin kendini aptal ve yetersiz sandığını düşünmesine neden olur. 3. Kendisini suçlu duyumsatır, utandırır. 4. Benlik saygısını azaltır. 5. Savunmaya iter. *Öğretmenlerin öğrencilerle yüzleşirken gönderdikleri iletiler üç ana başlıkta toplanır. 1. Çözüm iletileri 2. Bastırıcı iletiler 3. Dolaylı iletiler *Çözüm İletileri Neden Yararsızdır? Çözüm iletileri öğrencilere tam olarak davranışlarını nasıl değiştireceklerini, ne yapmaları gerektiğini, ne yaparlarsa daha iyi olacağını ya da ne yapabileceklerini gösterir. Çözüm iletilerinin beş değişik türü vardır. 1. Emir vermek, yönlendirmek; "Çikleti hemen ağzından çıkar at". 2. Uyarmak göz dağı vermek. 3. Ahlak dersi vermek; "4. Sınıf öğrencisi doğruyu yanlıştan ayırabilmeli." 4. Öğretimi mantıklı yürütmek. 5. Öğüt vermek, çözüm getirmek; "Yerinde olsam çalışmaya başlardım" Çoğu öğretmen çözüm iletilerini, kendi gereksinmelerini kısa yoldan elde etmek için kullanırlar. Yanlış olan, işe yaramaması ve yaradığı zaman bile taşıdığı gizli iletiler neden ile öğrenciyi küstürüp uzaklaştırmasıdır. Çözüm iletileri öğrencilerinin öğretmenlerine aynen karşılık verme tehlikesini taşırlar. *Bastırıcı İletiler Neden Yararsızdır? Bunlar öğrenciyi küçümser kişiliğini sorgular, benlik imajını zedeler. Bunları 6 grupta toplayabiliriz. 1. Yargılamak, eleştirmek, suçlamak, aynı düşünceyi paylaşmamak. 2. Ad takmak, alay etmek. 3. Yorumlamak, çözümlemek, tanı koymak. 4. Övmek aynı düşünceyi paylaşma, olumlu değerlendirme yapmak. 5. Güven vermek, desteklemek, duygularını paylaşmak. 6. Sınamak, sorguya çekmek. Bastırıcı iletiler, öğrenciler tarafından ya önemsenmez ya da yetersizlik duygularını pekiştirir. Öğrenciler genelde bunlara gülüp geçerler. Dolaylı İletiler Neden Yararsızdır? Bunlar alay etmeği, iğnelemeyi, takılmayı, utandırmayı içerir. Bunlar, çok gizli olduklarından ya anlaşılmazlar yada öğretmenlerin sinsi davranışları olarak nitelendirirler. Sen-İletileri'ne Karşı Ben-İletileri: EÖE kurslarını verirken yüzleşme becerileri sınıflandırmanın ve onları daha iyi anlamanın bir başka yolunu bulduk. Bu yolla, dilimizin yapısı gereği için "sen" zamiri olmayan cümlelerin sen-iletisi olduğunu öğrenen öğretmenler şaşırdılar. Sen iletiler öğrenciyi olumsuz yargılayan, ben-iletileri ise öğretmenin sorun karşısındaki duygularını dile getiren ilişkilerdir. *Öğrenciler seniletileri ile hemen her zaman kötü olduklarını algılarlar. Ben-iletileri iki açıdan "yükümlülük iletileri" olarak adlandırılabilir. 1- Ben-iletilerini gönderen öğretmen, kendi duygularının bilincinde olmak için önce kendini dinleme ve duygularını tüm açıklığıyla öğrencileriyle paylaşma yükümlülüğü taşır. 2. Ben-iletileri, davranışın yükümlülüğünü öğrencide bırakı 6-SORUNLARI ÖNLEMEK SINIF ORTAMI NASIL DEĞİŞTİRİLİR Eğitim sistemleri gelişip değişiyor ama binaları 1992'lü (eski) yıllardan kalma, yani hiç yenilenmeyen imkanlara karşı öğretmenlerden modern eğitim yapmaları bekleniyor. Yenilikçi Düşünce EÖE'de sekiz yol önerilmiştir. 1. Dikkatin kolay yoğunlaştırılabileceği ve dış etkenden olabildiğince az etkili bir yer seçilmeli. 2. Özel sorunun ne olduğuna karar verilmeli. 3. Düşünce seli için zaman sınırlaması koyulmalı. 4. Ürettiğiniz tüm düşünceleri yazmalısınız. 5. Nitelik değil nicelik arandığından, oldukça çok düşünce üretilsin. 6. Üretilen düşüncelere sınır koymamalısınız. 7. Hiç bir değerlendirmeye izin vermemelisiniz. 8. Bakış açınızı zaman zaman değiştirmelisiniz. Sınıf ortamını değiştirmek Bunun da 8 yolu vardır: 1. Ortamı zenginleştirme. 2. Ortamı fakirleştirme. 3. Ortamı kısıtlamak. 4. Ortamı genişletmek. 5. Ortamı yeniden düzenlemek. 6. Ortamı yalınlaştırmak. 7. Ortamı sistemleştirmek. 8. Ortam için önceden plan yapmak. Sınıfta zamanı verimli kullanma: Sorunsuz ortamlarda üç tür işe yarar ve kullanılabilir zaman vardır: 1. Sayısız uyaranla başedilebilme zamanı (rahatsız edicilerin kaldırılmaları) 2. Bireysel zaman (sessizlik köşeleri, bireysel çalışma köşeleri, ses geçirmeyen kulaklıklar) 3. En uygun zaman (öğrencinin sorunsuz ilgi beklediği zaman9 Öğretmenlerin öğretebildiği öğrencilerin öğrenebildiği, her birinin "insan" olabildiği zamanlardır, dersler her iki taraf için daha zevkli olacaktır. 7- SINIFTA TARTIŞMA Ben-iletilerinin etkisiz olduğu, sınıf ortamını değiştirmenin işe yaramadığı durumlar iki nedene bağlanabilir: Ya çocuğu kabul edilemez davranışa yönelten dürtü çok güçlüdür ya da öğretmeni ile iyi ilişkiler içinde olmadığı için onun ihtiyaçlarını umursamaz sonuç olarak, pek çok sınıfta öğretmen ve öğrenciler zaman zaman ihtiyaç çatışması yaşayabilirler. Çatışmaların çözümü: Öğretmenler; çatışmaların çözümüne genellikle kazanmak kaybetmek açısından bakarlar. Kazanmaya ya da en azından beraber kalmaya çalışırlar. Kazanmak kaybetmek yöntemlerine EÖE yöntem 1 ve yöntem 2 adları verildi. Yöntem 1'de her zaman öğretmen kazanır, yöntem 2'de ise öğrenciler kazanır. Yöntem 1'de büyükler önce kendi çözümünü önerir, inandırmaya çalışır, olmazsa sertleşerek çözümüne ulaşır. Küçükler boyun eğmek zorunda bırakılır. Büyük kazanmış, küçük kaybetmiştir. Yöntem 2'de ise çocuk kazanıp büyük kaybeder. İki yöntemde de ortak yan her iki tarafın kazanmak için sanki savaş vermesidir. Her ikisinde de kaybeden kızgın, kırgın ve mutsuzdur Sınıfta otorite Öğretmenler, otoritenin nasıl kullanıldığını ve olumsuz etkiler yaptığını çoğu zaman bilemez ya da farkedemez. İki tür otorite vardır. 1. Bu türü, uzmanlığa, bilgiye, deneyime dayanır. (o bu konuda otoriterdir) Bu otorite, çocukların kendilerine ve öğretmenlerine yakıştığı "psikolojik boyut" farklarını gösterir. Öğrenci büyüdükçe kendi psikolojik boyutu da büyür. 2. Bu türü ise öğretmenin öğrenciyi ödüllendirme ve cezalandırma gücünden doğar. Öğretmen otoritesini ödül ve ceza gücünden alır. Öğrenciler, öğretmenin kendisine değil güç kullanmasına karşı geldiler. Öğretmenler güç kullanmaktan vazgeçtiklerinde, öğrenci isyanlarının çoğu ortadan kalkar. Yöntem 1 otoritenin arkasına saklanmış güçtür. ÖĞRENCİLERİN KULLANDIKLARI BAŞETME YÖNTEMLERİ 1. İsyan etme, direnme, meydan okuma. 2. Karşı koyma. 3. Yalan söyleme, duygularını saklama, sinsice davranma. 4. Başkalarını suçlama, dedikodu yapma. 5. Hile yapma, başkasının çalışmasını sahiplenme. 6. Patronluk taslama zorbalık etme. 7. Yenilgiden nefret etme, yenme gereksinimi duyma. 8. İşbirliği yapma, örgütlenme. 9. Boyun eğme, rol yapma. 10. Yağcılık. 11. Yeni şeyler denemekten ve tehlikeden kaçma. 12. Geri çekilme hayal kurma. Yöntem 2 Neden Kullanılmamalı? Yöntem 2'yi kullanan öğretmenlerin ihtiyaçları karşılanmaz, acı çekerler işlerini yapamazlar, öğretin onlar için bir yük hatta karabasan olur. Sonuçta Yöntem 1'de kaybeden öğrenci gibi başetme yöntemleri geliştirirler. 1. Habersiz zor sınav yaparlar. 2. Diğer öğretmenlerle iş birliği yaparlar. 3. Bir başka okula atanmayı isterler. 4. Aşırı yiyip içip, hayal kurarak gerçeklerden kaçarlar. 5. Psikosomatik hastalıklara yakalanırlar. 6. Arkadaş ilişkilerinde isteksizdirler. 7. Öğrencilere bol not vererek yağcılık yaparlar. 8. İstenilen işin en azını yaparlar. | |
|
1. İYİ bir insan kesinlikle “Ben iyiyim” demez, iyi olduğunu iddia etmez. 2. Ben iyiyim diyen bir kimse, bu sözüyle iyi olmadığını ortaya koymuş olur. 3. “Benim çok hatalarım, noksanlarım, kusurlarım, günahlarım, kötülüklerim vardır” demek iyi olmaya doğru bir adım atmaktır. 4. İyi bir insan bir topluluğa, bir cemaate, meselâ içinde on bin kişi bulunan bir camiye girse, kendisini oradaki insanların rütbe itibariyle en sonuncusu, en hakiri olarak görmelidir. “Yahu, benden kötüsü de vardır, sondan birinci değil, ikinci olayım...” derse, iyi olma imtihanını kaybeder. 5. İyi insan kötülüğü iyilikle uzaklaştırmaya, izale etmeye çalışır. Kötülüğe kötülük ile mukabele etmek, iyi insanın işi ve kârı değildir. 6. Fani dünyaya ve ondaki faniliklere yönelik kimse iyi olamaz. 7. İyi insan, iyiliklerin yapılması, kötülüklerin giderilmesi için çalışır, aksiyon planında bir şey yapamazsa, kalbinde bunun niyetine sahip olur. İyiliği desteklemeyen, kötülüğü kösteklemeyen kişi iyi değildir. 8. İyi insan cesaret ve şecaat sahibidir. Korkak, zelil, pısırık, yılgın kişi iyi değildir. 9. İyi kişi zalimleri, fasıkları, gafilleri, münafıkları övmez, onlara yalakalık ve yağcılık yapmaz. Böyle şeyler iyilerin değil, kötülerin sıfatlarıdır. 10. İyi kimse kesinlikle haram yemez, kuru ekmeğe razı olur, harama el uzatmaz. Haram olduğu kesin şekilde bilinen şeylerden başka, şüpheli şeylerden de uzak durur. 11. İyi insan mutlak şekilde doğru ve dürüsttür. Kendisinde eğrilik, yamukluk, şakilik bulunan kimse nasıl iyi olabilir? 12. İnsanlar hukuk önünde, insan olmak bakımından eşittirler ama, iyilerle kötüler kesinlikle eşit değildir. 13. Bir ülkede yaşayan iyiler, kötüler kadar cesur, gözü kara, atılgan, yılmaz olmazlarsa o ülkenin geleceği çok karanlıktır. 14. Bir ülkenin eğitimi, iyi insanlar, iyi vatandaşlar, iyi âmirler, iyi memurlar, iyi komşular, iyi patronlar, iyi çalışanlar, iyi aile reisleri, iyi evlatlar yetiştirmeye yönelik değilse o ülke batmaya mahkûmdur. 15. Ahlâk, fazilet, davranış, görgü bakımından güzel olmayan insanlar iyi değildir. 16. Suratsız, kalp kıran, gönül yıkan insanlar iyi görünseler bile iyi değillerdir. 17.İyi insan zengin de olsa kanaatli ve iktisatlı yaşar; israftan, sefahatten, lüksten, aşırı tüketimden, aşırı konfordan, gösterişten uzak durur. Bunları yapanlar kötü insanlardır. 18. İyi insanlar, yaptıkları ibadet ve hayır hasenatla övünmezler. 19. İyi insan günde beş vakit namazını kıldıktan başka, belli vakitlerde kırk rekât nafile namaz kılsa, yine de övünmez, yine de gururlanıp kibirlenmez. 20. İyi insan kendi ayıp, noksan, günah ve isyanlarına bakmaktan başkalarınınkini göremez. 21. Öfkesine hâkim olamayan kimse iyi bir insan değildir. 22. Parayı, maddeyi, dünyayı sevmek iyiliğin değil, kötülüğün alâmetleridir. 23. İyi insanda benlik olmaz. İyi insan, olamasa bile, hiç olmayı isteyen, hiç olmak için çalışan kimsedir. 24. İyi insan hüzünlüdür, kendi haline, insanlığın ve dünyanın ahvaline üzülür, hüzünlenir. Vur patlasın, çal oynasın, zevk ve sefa ehli iyi görünse de iyi değildir. 25. İyi insan çok konuşmaz, gevezelik, zevzeklik, lafazanlık iyi olmaya engeldir. 26. İnsanların iyi dediği nice kimse gerçekte iyi değildir; kötü dediği birtakım kimseler de iyidir. İyilik veya kötülük insanların keyfine, rey’ine, hevasına, kısa akıllarına kalmış bir şey değildir. Evrensel ve transandantal ölçüleri vardır. 27. İyi insanda fütüvvet ahlâkı bulunur. O, bir gönül eridir. 28. İyi insanlar bilinmeyen hazinelerdir. 29. Kendine iyi diyen, kendini öven, enaniyet sahibi, hodfüruş, benlik konusunda cerbezeli insanlardan uzak durunuz. Onların “iyilikleri” sizi çarpabilir. Bir çarparlarsa kolay kolay iflah olmazsınız. 30. İyilik yapılmaya layık olmayan kimselere, iyilik yaparken dikkatli olunuz, çünkü onlar kendilerine iyilik yapanlara kötülük yaparlar. Böyle kişilere iyilik yapacaksanız, o iyiliğin sizden geldiğini bildirmeyecek şekilde yapınız. 31. İyi insan, var oluşunu en büyük günah olarak kabul eder ve görür. 32. İyi insan dünyada bir yolcu gibi yaşar. Doğar, biraz seyahat eder ve sonra ölüm kapısından başka bir âleme geçer. Dünyaya kazık çakmak isteyenler iyi insan değildirler. 33. İyi insan makam, mevki, riyaset, şan, şöhret peşinde koşmaz. Koşanlar, iyi olmadıkları için koşarlar. 34. İyi olmak için sadece akıl, tahsil, kültür, zekâ yetişmez. Onların önünde ve üzerinde firaset gerekir, rahmanî nur ile yolunun aydınlanması gerekir. 35. Bir insan iyi değilse, kendine iyi demesi kötüdür; iyiyse, kendine iyi demesi yine kötüdür.
|
| Mehmet Şevket Eygi / 15.10.2007
| |
|
Türkiye'nin kitap okuma alışkanlığı
Kitap okumayamama konusunda hepimizin bahanesi hazırdır: -Kitaplar çok pahalı -İşten geldim, yorgunum -Öğrenciyiz abi ! -Oku oku nereye kadar? -...ve daha birçoğu Bu sözler en genel tavırlarımız. Kendimi örnek verirsem, ancak son birkaç senedir orjinal kitap alma imkanım oluyor. Üniversite yılları, korsan kitaplar, kitap fotokopileri etrafında koşmakla geçti. Okuduğumuz kitapların içeriğide çok nitelikli değil açıkcası. Türkiye'de okunan kitaplara da bakarsanız, "siyaset, aşk, cinsellik" gibi birkaç temaya sıkışmıştır. Popüler kültürün önümüze sürdüğü kitaplar... Günde ortalama 5 saat TV seyreden bir toplumuz. Bu zamanı TV'ye ayıran bizler, her gün birkaç sayfa okuma zahmetine katlanamıyoruz. Ne garip değil mi? Yukarıdaki basit bahanelerimiz, diziler/filmler için geçerli olmuyor çoğu zaman. Diğer açıdan, internet insanoğluna sınırsız olanaklar sunarken, gençlerimizi/çocuklarımızı asosyal bireyler haline getirmiyor mu? İnternete ayırdığımız zamanı, kitaplara ayırabiliyor muyuz? Bütün bu sorular/sorunların ardından Türkiye'nin okuma karnesine bir bakalım: *Egitim-Sen`in bir arastirmasina gore, ogretmenlerin yuzde 8`i hic kitap okumuyor. Yuzde 39`u ise bu konuda bilgi vermek istemiyor. Yuzde 28`i ayda bir kitap aliyor. *Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Kurucu Genel Başkanı - Yazar Mehmet Doğan'a göre: "Ülkemizde 10 bin kişiden 3 kişi yılda 10 ve üzerinde kitap okuyorsa kitap kurdu sayılıyor." *Çukurova Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. İbrahim Ortaş konuyla ilgili ele aldığı makalede "Devlet kitap okumayı kötü gösterdi" alt başlığıyla doğrudan bir eleştiri getiriyor. Ortaş makalesinde şöyle devam ediyor : "12 Eylül sonrası kitap okumak kamuoyuna zararlı diye tanıtıldı. Kim gerçekten suçlu ve zararlı tespiti yapılmadan, özellikle de okuyan ve düşünen kişiler bu süreçte hep mağdur duruma düşürüldü. Maalesef ülkemizde gelişen dinamik gençliğin eleştiri yapma şansı elinden alınarak sistemi eleştirmeyen ve kabullenen bir gençlik yaratıldı. Çok genç yaşta evden başlayarak sürekli dövülen, 'Sus sen bilmezsin, ' 'aklın ermez, ' 'büyüğüne saygı, ' 'otoriteye saygı' kişinin kişiliğini önemli ölçüde zedelemiştir. Kitap okuma alışkanlığı kazanamamış toplum ne yapacağını bilemeyecektir. Kitapların bir taraftan yasaklanması, diğer taraftan yayıncıların yasaklanması yanında pahalı olması kitap okumanın önündeki en büyük engeller olarak görülüyor." *Bağımsız Eğitimciler Sendikası'ndan yapılan açıklamaya göre, kitap okuma oranının yüzde 4, 5 olduğu Türkiye'de yılda sadece 23 milyon adet kitap basılıyor. Japonya'da ise bir yılda basılan kitap adedi 4 milyar 200 milyon. AB ülkelerinde yıllık kitap harcaması 500 dolarken Türkiye'de bu rakam 2 dolar düzeyinde seyrediyor. *Gazi Üniversitesi'ndeki 1915 öğretim üyesiyle yapılan araştırmaya göre : Öğretim üyelerinin yüzde 21.9'u sadece akademik yayın okuyor. Yüzde 56.2'si ayda bir-iki kitap okuyor. SAYISAL VERİLER Türkiye'de kitap okuma konusunda çoğu Afrika ülkelerinin gerisinde kalmış durumda. » Japonya'da toplumun % 14'ü, » Amerika'da %12' si, » İngiltere ve Fransa'da % 21'i düzenli kitap okur iken, » Türkiye'de durum % 0, 01 yani on binde bir. » Toplam nüfusu sadece 7 milyon olan Azerbaycan'da kitap ortalama 100.000 tirajla basılırken, Türkiye'de bu rakam 2000- 3000 civarında basılmaktadır. » Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Rapor'unda kitap okuma oranında Türkiye, Malezya, Libya ve Ermenistan gibi ülkelerin bulunduğu 173 ülke arasında 86. sıradadır. BİR YILDA KİŞİ BAŞINA OKUMA SAYILARI: » Bir Japon bir yılda ortalama 25 kitap okuyor » Bir İsviçreli bir yılda ortalama 10 kitap okuyor. » Bir Fransız bir yılda ortalama 7 kitap okuyor » Türkiye'de 6 kişiye yılda 1 bir kitap düşüyor. Türkiye'de okuma alışkanlığına sahip olan kişi sayısı ortalama 40 bin kişi KİTAP OKUMAK İÇİN Türkiye'de bir kisinin ayırdığı zamanın; » 300 katını bir Norveçli ayırıyor. » 210 katırı bir Amerikalı ayırıyor. » 87 katını bir İngiliz ayırıyor. » 87 katını bir Japon ayırıyor. » Dünya ortalaması bile bizim ayırdığımız zamandan 3 kat fazla. KİTABA, KİM NE KADAR PARA VERMİŞ (1995) YILINDA » Norveçli 137 $ » Alman 122 $ » Belçikalı 100 $ » Avustralyalı 100 $ » Güney Koreli 39 $ » Dünya ortalaması 1, 3 $ » Türkiyeli 0, 45 $ KİM NE KADAR KİTAP BASIYOR. » ABD'de 72 bin kitap basılıyor. » Rusya'da 58bin kitap basılıyor. » Japonya'da 42 bin kitap basılıyor. » Fransa'da 27 bin kitap basılıyor. » Türkiye'de ise 7 bin kitap basılmakta. TÜRKİYE'DE OKUMA VE İZLEME ORANLARI » Dergi okuma oranı % 4 » Gazete okuma oranı % 22 » Radyo dinleme oranı % 24 » Televizyon izleme oranı % 95 TÜRKİYE'DE YILLARA GÖRE KÜTÜPHANELERLE İLGİLİ KARŞILAŞTIRMALAR .......................................... 1996 Yılı .................... 2001 Yılı Kütüphane Sayısı.................. 1.260 ...........................1.412 Kitap Sayısı.......................... 10.899.127 ...........12.221.392 Okuyucu Sayısı.................... 22.523.449 ........... 11.698.602 Kayıtlı Üye Sayısı.................. 1.004.681 ................ 254.007 Ödünç Verilen Kitap Sayısı..... 4.507.508 ............. 2.164.324 Satın Alınan Kitap Sayısı........ 129.450 .................... 13.862 Dünyada Bir Yılda Ders Kitapları Hariç Basılan Kitap Sayısı Amerika 72 000 Almanya 65 000 İngiltere 48 000 Fransa 39 000 Brezilya 13 000 Türkiye 6 031 Çocuk Vakfı Çocuk Edebiyatı Okulu, 8 Eylül Temel Okur Yazarlık günü nedeniyle Türkiye'nin Okuma Alışkanlığı Karnesi isimli bir çalışma hazırladı. Hazırlanan çalışmayla Türkiye'nin okuma haritası ortaya çıktı. Türkiye'nin ortaya çıkan okuma karnesi ise zayıflarla dolu. Araştırmaya göre, nüfusun yüzde 88'i okuryazar. Diğer çarpıcı sonuçlar şöyle : *Türkiye de çocuklar okuma becerileri açısından 35 ülke arasında 28. *İhtiyaç maddeleri sıralamasında kitap 235. sırada *Türkiye'de öğrencilerin sadece yüzde 19'u 25'ten fazla kitaba sahip. *Türkiye'de kitaba yılda harcanan para 45 sent. *Kütüphaneye gidenlerin sadece yüzde 8'i kitap okumaya gidiyor. *Öğretmenlerin yüzde 33.4'ü düzenli kitap okuyor. *Anne baba çaba harcamıyor *Sadece dört anne babadan biri çocuklarının okuma alışkanlığını geliştirmek için çaba harcıyor. *En çok basılan yerli beş kitap : Keloğlan Masalları, Nasrettin Hoca Fıkraları, Türk Masalları, Dede Korkut Hikâyeleri, Ömer Seyfettin'in Hikâyeleri. *En çok basılan yabancı kitaplar La Fontaine Fablları , Ezop Masalları, Andersen Masalları, Çocuk Kalbi... *** Bu kadar veriden sonra kendimizi tekrar sorgulayalım. Gelişme arzusunu yıllarca içinde taşıyan bir toplum olarak kitap okuma alışkanlığı kazanmayı ne zaman önemseyeceğiz? Okumak, anlamak, anlatabilmek... Bu kavramların hepsi kitap okuma alışkanlığında yatıyor. Kendi çözümsüzlüğümüzü kendimiz yaratmayalım. TV alışkanlığımıza, eğlenceye biraz daha az zaman ayırarak, bu toplumu hep beraber geliştirelim. Çocuklarımıza, ailemize de bu alışkanlığı kazandıralım. Artık uyanma vaktidir... Üzeyir Kadıoğlu Kaynaklar: Çocuk Vakfı Çocuk Edebiyatı Okulu, "Türkiye'nin Okuma Alışkanlığı Karnesi", Eylül-2006 Mehmet Doğan, Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) - www.tyb.org.tr Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) - www.tys1974.org Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği - www.ilesam.org.tr Eğitim-Sen, www.egitimdsen.org.tr
|
|
Özlü Sözler
|
| • İsterseniz yanlış düşünün, ama her durumda kendi kafanızla düşünün. (Doris Lessing)
• Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsın. (Confucius)
• İnsanların mutlulukları yada mutsuzlukları,talihin olduğu kadar Kendi karakterlerinin de eseridir.!! (Laochefoucauld)
• Mutlu olduğunuz zaman, size bu mutluluğu veren faziletleri sonradan kaybetmeyiniz! (A.Maurois)
• Mal kaybeden, bir şey kaybetmiştir, onurunu kaybeden birçok şey kaybetmiştir. Fakat cesaretini kaybeden her şeyini kaybetmiştir. (Goethe)
• Her şeyi bildiğini sanma! Gerçekte çok bilgili olsan da kendine Cahilim diyebilecek cesaretin olmalı. (Ivan Pavlov)
• Gül sunan bir elde daima bir miktar gül kokusu kalır. (Çin atasözü)
• Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım. (Necip Fazıl Kısakürek)
• Sözün en güzeli, söyleyenin doğru olarak söylediği, dinleyenin de yararlandığı sözdür. (Aristo)
• Yazı yazmayı öğrenmek, her şeyden önce düşünmeyi öğrenmektir. (Amie Suche)
• Düşmanlarınızı affedin bu bir büyüklüktür. Ama onları unutmak büyük bir aptallıktır. (J.f kennedy)
• Üç kişinin bildiğini, bütün köy biliyor demektir! (Alman atasözü)
• Kötü bir cemiyetin bozamadığı insanı, Kötü bir arkadaş bozar (La Edri)
• Şanssızlığa katlanabiliriz, çünkü dışarıdan gelir ve tümüyle rastlantısaldır. Oysa yasamda bizi asil yaralayan, yaptığımız hatalara hayıflanmaktır. (Oscar Wilde)
• İyi ağaç kolay yetişmez; rüzgar ne denli güçlü eserse, ağaç da o denli sağlam olur. (J.Willard Marriot)
|
|
Kurşunkalem.. ......... ......
Çocuk, büyükbabasının mektup yazışını izliyordu. Birden sordu : "Bizim başımızdan geçen bir olayı mı yazıyorsun ? Benimle ilgili bir hikâye olma ihtimali var mı ? " Büyükbaba yazmayı kesti, gülümsedi ve torununa şöyle dedi : "Doğru, senin hakkında yazıyorum. Ama kullandığım kurşun kalem yazdığım kelimelerden çok daha önemli. Umarım büyüdüğünde bu kalemi sen de seversin." Çocuk kaleme merakla baktı ama özel bir şey göremedi. "İyi ama bu kalem benim hayatımda gördüğüm diğer kalemlerden hiç farklı değil ki ! " "Bu tamamen nesnelere nasıl baktığınla ilgili. Bu kalemin beş önemli özelliği var ve sen de bu özellikleri kendinde benimseyebilirsen hep dünyayla barışık bir insan olursun."
"Birinci özellik : Harika şeyler yapabilirsin ama attığın adımları yönlendiren bir el olduğunu asla unutma. Bizim için bu el Tanrı'dır ve her zaman kendi kudretiyle bizi o yönlendirir."
"İkinci özellik: Zaman zaman her ne yazıyorsam durmam ve kalemimin ucunu açmam gerekir. Bu kaleme biraz acı çektirse de sonuçta daha sivri olmasını sağlar. Bu yüzden bazı acılara göğüs germeyi öğrenmelisin, bu acılar seni daha iyi bir insan yapar."
"Üçüncü özellik : Kurşun kalem, yanlış bir şey yazdığında bunu bir silgiyle silmene her zaman olanak tanır. Yaptığımız bir şeyi sonradan düzeltmenin kötü bir şey olmadığını anlamalısın, aksine bu bizi adalet yolunda tutmaya yarayan en önemli şeylerden biridir."
"Dördüncü özellik: Kurşun kalemin en önemli kısmı, kalemin yapıldığı ahşabı ya da dışarı yansıyan şekli değil, içerisinde yer alan kurşunudur. O yüzden her zaman kendi içine bakmalı, en çok onu korumalısın."
"Beşinci ve son özelliği ise her zaman bir iz bırakmasıdır. Aynı şekilde sen de hayatta yaptığın her şeyin bir iz bırakacağını bilmeli ve her hareketinin farkında olmalısın."
Paulo Coelho
|
|
|
|
|
|
|
|