|
|
ücretsiz ödev ara |
|
|
19 MAYIS 19 Mayıs günü, Yaşıyor kalbimizde, Atatürk güneş gibi, Her zaman içimizde. Tembellik yasak bize, Parolamız ileri, Dünyaya örnek olsun, Çalışkan Türk gençleri. Ülkü verir, hız verir. Bize 19 Mayıs. Yurdumuzu kurtaran, Ata'yı unutmayız. Tembellik yasak bize, Parolamız ileri, Dünyaya örnek olsun, Çalışkan TÜRK GENÇLERİ F. ELMALI
|

|
ŞU SONSUZ KOŞU Samsun'a ayak basmış Kahraman bugün, Çayır, çimen yeşermiş zafer yolunda Davul zurna sesinde şahlanır düğün, Gönlüm coşup öter bir bahar dalında. Ata'nın rüyasına gelincikler sun, Emek bahçelerinin güzel gülünü... Biz sonsuz bir sabahtayız... O uyusun, Sevincimiz coşturur O'nun gönlünü. Nasıl çıkmış bir sabah Samsun'dan yola, Dağlardan dağlara o zafer türküsü, Şahlanıp bayrak çekmiş her eski kola, Taze bir bahar açmış yurdun gözünü. Al bayrağın Ankara Kalesi'nde hür, Dalgalanmakta altın bir çağa doğru, Yeni kahramanlar kol kol, boy boy yürür, Şu karlı dağlardaki bayrağa doğru. On dokuz Mayıs'ın hür başına çelenk, Kiraz mevsimi, gençlik ay'ı, gül ay'ı, Bir bahar bahçesinde gönüller renk renk, Şu sonsuz koşuya bak, sarmış yaylayı. Ceyhun Atuf KANSU |

|
ben sana mecburum bilemezsin adını mıh gibi aklımda tutuyorum büyüdükçe büyüyor gözlerin ben sana mecburum bilemezsin içimi seninle ısıtıyorum ağaclar sonbahara hazırlanıyor bu şehir o eski Istanbul mudur karanlıkta bulutlar parçalanıyor sokak lambaları birden yanıyor kaldırımlarda yağmur kokusu ben sana mecburum sen yoksun
sevmek kimi zaman rezilce korkuludur insan bir akşamüstü ansızın yorulur tutsak ustura ağzında yaşamaktan kimi zaman ellerini kırar tutkusu birkaç hayat çıkarır yaşamasından hangi kapıyı çalsa kimi zaman arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor eski zamanlardan bir cuma çalıyor durup köşe başında deliksiz dinlesem sana kullanılmamış bir gök getirsem haftalar ellerimde ufalanıyor ne yapsam ne tutsam nereye gitsem ben sana mecburum sen yoksun
belki Haziran'da mavi benekli çocuksun ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor bir şileb sızıyor ıssız gözlerinden belki Yesilköy'de uçağa biniyorsun bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor belki korsun kırılmışsın telaş içindesin kötü rüzgar saçlarını götürüyor
ne vakit bir yaşamak düşünsem bu kurtlar sofrasında belki zor ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden ne vakit bir yaşamak düşünsem sus deyip adınla başlıyorum içimsıra kımıldıyor gizli denizlerin hayır başka türlü olmayacak ben sana mecburum bilemezsin. Atilla İlhan
|
Canım İstanbul | Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim; O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale, Ve kavuşmuş rüzgar onda, onda misale.
İstanbul benim canım; Vatanım da vatanım...
İstanbul, İstanbul...
Tarihin gözleri var, surlarda delik delik; Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at; Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare; Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet; Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...
O manayı bul da bul! İlle Istanbul'da bul!
İstanbul, İstanbul...
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği; Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir; Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar, Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi? Cumbalı odalarda inletir "Katibim" i...
Kadını keskin bıçak, Taze kan gibi sıcak.
İstanbul, İstanbul...
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler! Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu, Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar; Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sünbül kokan Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul, İstanbul...
Necip Fazıl KISAKÜREK |
|
|
19 MAYIS GENÇLİK MARŞI Bir şerefli milletin şanlı çocuklarıyız. Kalplerimiz, nabzımız, vatan diyerek atar. Ayrılmadan yürürüz, aynı yolda erkek, kız. Ruhumuzda ateş var, göğsümüzde iman var... Vücudumuz yay gibi, bacaklarımız çevik, Kalplerde cumhuriyet, başımızdadır bayrak, Bir emanet taşırız, Ata'mıza söz verdik. Kuvvetimizi, gücümüzü, kanımızdadır kaynak... Bilgi ile sporu, yürütürüz atbaşı, Çalışkanlık, çeviklik atalardan mirastır. Türk olmanın amacı kazanmaktır savaşı... Bize ülkü yaraşır, bize hamle yaraşır. 19 Mayıs bizim en kutsal bayramımız. Tarihlerde var mıdır, böyle bir günün eşi ? Bu pınardan içiyor, alıyoruz kuvvet, hız, Bu ocaktan yakıyor bütün gençlik ateşi... İ. Hakkı TALAS
|
|
ATATÜRK KURTULUŞ SAVAŞI'NDA Bir gemi yanaştı Samsun'a sabaha karşı Selam durdu kayığı, çaparası, takası, Selam durdu tayfası. Bir duman tüterdi bu geminin bacasından bir duman Duman değildi bu Memleketin uçup giden kaygılarıydı. Samsun limanına bu gemiden atılan Demir değil Sarılan anayurda Kemâl Paşa'nın kollarıydı. Selam vererek Anadolu çocuklarına Çıkarken yüce komutan Karadeniz'in hâlini görmeliydi. Kalkıp ayağa ardısıra baktı dalgalar Kalktı takalar, İzin verseydi Kemâl Paşa Ardından gürleyip giderlerdi Erzurum'a kadar. Cahit KÜLEBİ
|
|
BU GELEN BANDIRMA VAPURU Tekmil Anadolu ayakta, Bu gelen Bandırma vapuru. Mustafa Kemâl'in bakışı Göklerden duru. Boz kalpağın hele bir çıkarsın Mustafa Kemâl Altın saçları pırıl pırıl uçuşur rüzgarda. Mustafa Kemâl'in elbisesi Rütbesiz, nişansız... Ve avuçlarında Kaderi yazılmış Türkiye'nin. Karadeniz sereserpe uzanmış önünde Bandırma vapuru yavaş yavaş yol alır, Gazi Anadolu divan kurmuş bekleşir Mustafa Kemâl geliyor. Vapur yaklaşır, yaklaşır; Secde eder dağlar taşlar. Selam verir Gazi Anadolu'm; Bandırma vapurunun içinde. Güneşten süt emmiş Bir sarışın kahraman var. Mustafa Kemâl, ölümsüz kahraman, Sen Samsun'a ayak bastığın an, Al bir bayrak gibi açılıp rüzgarınla, Dalgalandı vatan. Özker YAŞIN
|
|
NUTUK Vatan boylu boyunca vurulmuş İki gözü iki çeşme derelerin Dağlar kapkara yasından Ovalar tüm kavrulmuş Düşman kan içinde parmaklarıyla Ta Kars'a kadar Menderes Ovası'ndan. - Geldi geçti, ama hatırlanmalı - Neler çektik o günler milletimle ben Bir bir yollara düştüler perperişan Aç susuz ama aşk içinde Yanmış yıkılmış damları koyup Sessiz sedasız köylerden. ... İşte böylece efendiler Aşk istediler verdim Ateş istediler verdim Ekmek istediler verdim - Güldüler, yalan dediler, olmaz dediler - Uğraştım sonunda en güzel boyalarla Önümüze bir bütün harita çıkardım... Ben, Atatürk'üm öldüm - demiştim zaten - İşte nutkumu da baştan sona okudum. Öldüm ama gözüm arkada değil Kitabım bir uzun bir güzel oldu Hem ne iyi ettim, ne iyi ettim de efendiler - Sonunda "EY TÜRK GENÇLİĞİ" dedim. - Turgut UYAR
|
|
Nehirler aktı geçti, Kurudu vakti geçti. Nice han nice sultan, Tahtı bıraktı geçti. Su dünya penceredir, Her gelen baktı geçti...
|
ESKİDEN
Çember çevrilir, Su musluktan içilir, Ağaçlara tırmanılırdı. Bebekler bezden, Silahlar tahtadan, Resimler kömür karasından yapılırdı. Kızlara ninelerinin, erkeklere dedelerinin İsimleri konulur, Saatli maarif okunurdu. Komşuda pişen Bize... Bizde pişen komşuya düşerdi. Geceler ayaz, Sokaklar karanlık, Yıldızlar parlak olurdu. Turşu, salça, mantı Evde yapılır, Karpuz kuyuda soğutulurdu. Erik ağacının çiçeği, Pencere camımıza yaslanır, Güz yaprakları bahçemize düşerdi. Kardan adam yapılır, Evlerde soba yakılır, Kış gecelerinde masal anlatılırdı. Merdiven çıkılır, Aidat ödenmez, Yönetici seçilmezdi. Evler badanalı, Sokaklar lambasız, Mahalleler bekçili olurdu. Ajans radyodan dinlenir, Çizgi roman okunur, Defterlere kenar süsü yapılırdı. Hayat, Arkası yarın gibiydi, Kesintisizdi. Her gün yaşanacak bir şey vardı. Herkes kendi düşünü kurar, Kendi hayatını oynardı.
ŞİMDİ Şimdi, Herkes Yoğun, Yorgun Ve Tek başına...
| |
|
Ben
| Ben, kimsesiz seyyahı, meçhuller caddesinin; Ben, yankısından kaçan çocuk , kendi sesinin. Ben, sırtında taşıyan işlenmedik günahı; Allah'ın körebesi, cinlerin padişahı.
Ben,usanmaz bekçisi, yolcu inmez hanların; Ben, tükenmez ormanı, ısınmaz külhanların. Ben, kutup yelkenlisi buz tutmuş kayalarda; Öksüzün altın bahtı, yıldızdan mahyalarda.
Ben, başı ağır gelmiş, boşlukta düşen fikir; Benliğin dolabında , kör ve çilekeş beygir. Ben, Allah diyenlerin boyunlarında vebal; Ben , bugünküne mazi, yarınkine istikbal.
Ben, ben, ben ; haritada deniz görmüş boğulmuş; Dokuz köyün sahibi , dokuz köyden kovulmuş. Hep ben, ayna ve hayal; hep ben pervane ve mum; Ölü ve Münker-Nekir baş dönmesi uçurum...
|
Yattığım Kaya
| Bu akşam o kadar durgun ki sular Gömül benim gibi kedere diyor. İçimde maziden kalma duygular Ağla geri gelmez günlere diyor. Ey gönül , gidenden ümidini kes! Kaçan bir hayale benziyor herkes, Sanki kulağıma gaipten bir ses Buluşmalar kaldı mahşere diyor. Enginden engine koşarken rüzgar, Bende bir yolculuk heyecanı var... Yattığım kayaya çarpan dalgalar Çıkıver bir sonsuz sefere diyor.
|
Zehir (Son Şiiri)
| Çocukken haftalar bana asırdı; Derken saat oldu, derken saniye... İlk düşünce, beni yokluk ısırdı; Sonum yokluk olsa bu varlık niye? Yokluk, sen de yoksun , bir var bir yoksun! İnsanoğlu kendi varından yoksun... Gelsin beni yokluk akrebi soksun! Bir zehir ki , hayat özü faniye... Mayıs 1983 -Son Şiiri-
|
Tablo
| Ölümü sığdıramaz, Akıl daracık koğuk. Ölemez çıldıramaz, Ağlarlar boğuk boğuk. İlaç yarım, şişede, Koltuk mahzun, köşede Ev halkı telaşede, Ölü yerde, sopsoğuk... 1982
|
Bozkurtların Diriliş Destanı'ndan
| Ta ezelden hür milletiz, Soyu-sopu gür milletiz, Kandan, candan bir milletiz, Bir temel, bir duvar, bir taş Alevî, Sünnî, Kızılbaş! Aynı mayadan yoğrulur, "Türk", "Türkmen" diye çağrılır Aynı kıbleye doğrulur... Secdeye konan aynı baş Alevî, Sünnî Kızılbaş! Dedemiz bir. Torunlarız, Dün, bugün, ve yarınlarız Yüceleriz, derinleriz... Yunus Emre, Hacı Bektaş Alevî, Sünnî Kızılbaş! Oğuz'un yirmi dört boyu, Yüce Türk'ün şanlı soyu, Dede, baba, amca; dayı, Bibi, teyze, bacı, kardaş.. Alevî, Sünnî Kızılbaş! Olmaz aynılıkta huzur, Olmaz münafıkta özür, Olmaz karavaştan vezir... ALKAEVLİ, KINIK, YAZIR Bir temel, bir duvar, bir taş Alevî, Sünnî Kızılbaş! Soysuza verirsen değer Döner ecdadına söğer... Haydi, haykır Türk'sen eğer! YAPARLU, DODURGA, DÖGER Bir temel, bir duvar, bir taş Alevî, Sünnî Kızılbaş!
Fitne, fesat., bir kör kuyu Bir olmaktır Türk'ün huyu Vatanımın kırk bin köyü KARAEVLİ, BAYAT, KAYI Bir temel, bir duvar, bir taş Alevî, Sünnî Kızılbaş! Gönlüm Küskün, bağrım ezik Ne fidanlar düştü; yazık Unutma ey sütü bozuk! EYMÜR, SALUR, ÇEPNİ, KIZIK Bir temel, bir duvar, bir taş Alevî, Sünnî Kızılbaş! Bu gök, bu deniz, bu hava, Bu yayla, bu dağ, bu ova... Kanımızla geldi tava! ALAYUNTLU, BÜGDÜZ, YIVA Bir temel, bir duvar, bir taş Alevî, Sünnî Kızılbaş! Birlikte bayrak açana, Koş birlik andı içene.. Lanet birlikten kaçana! ÇAVULDUR, İĞDİR, BEÇENE Bir temel, bir duvar, bir taş Alevî, Sünnî Kızılbaş! Öz kardaşlar olmaz dargın Dargın olsa, düşer yorgun Haydi, ey YÜREĞİR, KARGIN! Haykır gece, gündüz hergün: Bir temel, bir duvar, bir taş Alevî, Sünnî Kızılbaş! Bir gövdede bir can yaşar Çetin yollar dağdan aşar Haydi, durma sen de başar.. BEGDİLİ, BAYINDIR, AVŞAR Bir temel, bir duvar, bir taş Alevî, Sünnî Kızılbaş! Bilsin bunu ar edenler. Söz, canına kâr edenler... Soyunu inkâr edenler Haram zadedir; ey kardaş Alevî, Sünnî Kızılbaş!
|
| |
|
Zulmü Alkışlayamam
| Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem; Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem. Biri ecdadıma saldırdımı,hatta boğarım!... -Boğamazsın ki! -Hiçolmazsa yanımdan kovarım. Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam; Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam. Doğduğumdan beridir aşkım istiklale, Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale! Yumuşak başlı isem, kim dedi koyunum? Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum! Kanayan bir yara gördümmü yanar ta ciğerim, Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim! Adam aldırmada geç git, diyemem aldırırım. Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım! Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu... İrticanın şu sizin lehçede ma'nası bu mu?
|
| |
| | |
| |
|
Temel kamyon şoförü; İner bir yokuş yerden. Ama kör talihe bak; Freni patlar birden.
Önüne kavşak çıkar; Sağı bir pazar yeri. Solda ise bir çocuk; Temeldedir gözleri.
Temel şaşırmış, sorar Yanındaki Dursuna; “-Hangi yola gideyim? Çabuk akıl ver bana.”
“-Sağdakini tercih et. Bir çocuk öldürürsün. Sol taraf kalabalık. Çok ocak söndürürsün.”
Çaresiz kamyonunu Çocuğa doğru sürer. Birden yön değiştirip, Pazaryerine girer.
Dursun “-Ula ne ettin? Niye sola daldırdın? Çocuğa sür demiştim, Kaç kişiyi öldürdün?”
“-Bağırıp durma öyle. Ben dediğini ettim. Çocuk kamyondan kaçtı, Ben de peşinden gittim.” | |
|
Farkında Olmalı İnsan... Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı. Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen... Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını Fark Etmeli. Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını Fark Etmeli. Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahirete Nispetle Anne Karnı Gibi Olduğunu Fark Etmeli. Henüz Bebekken 'Dünya ! Benim!' Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların 'Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum İşte!' Dercesine Apaçık Kaldığını Fark Etmeli. Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Fark Etmeli. Baskın Yeteneğini Fark Etmeli Sonra. Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini, Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini Fark Etmeli İnsan Ve Ölmeden Evvel Ölebilmeli. Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini Fark Etmeli. Eşref-i Mahlûkat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu Fark Etmeli. Ve Ona Göre Yaşamalı. Gülün Hemen Dibindeki Dikeni,! Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü Fark Etmeli. Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını Fark Etmeli. Eşine 'Seni Çok Seviyorum!' Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü Fark Etmeli. Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini, Ama Arka Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu Fark Etmeli. Zenginliğin Ve Bereketin Sofradayken Önünde Biriken Ekmek Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini Fark Etmeli. FARK ETMELİ. Ömür Dediğin Üç Gündür, Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür, O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,O Da Bugündür
CAN YÜCEL
|
|
|
|
|
|
|
|